Masaya buyurun lütfen!

İki seçim zaferinin daha önemli olanı, AK Parti’ninki değil, BDP’ninki.

CHP’nin müthiş başarısını ise görmezden gelmekte zarar yok. Nasılsa pek yakında bir operasyona tanık olacağız, parti birbirine girecek, Kılıçdaroğlu partinin Hıdırlı Yayla ilçe teşkilatına çaycı olarak atanacak filan.

Zaten CHP’nin başarısı AK Parti’nin üç defadır seçimlere muhalefetsiz olarak girmesini sağlamaktan ibaret.

Hükümetin ilk iki seçimden zaferle çıkmasında CHP’nin AKP’yi şeriatçı, gizli ve habis emelleri olan, hepimizi içkisiz ve başörtülü bir yaşam tarzına doğru sürükleyen bir parti olarak resmetmesi, devletin laik ve cumhuriyetçi temellerini gerekirse darbe yaparak korumak gerektiğini savunması, AKP’ye oy verenlerin neden verdiğini hiç mi hiç anlayamaması en önemli paya sahipti.

Bu seçimde ise, CHP’nin ana vurgusu biraz değişir gibi oldu, gerçekten değiştiğine inananlar oldu, geri kalanımız tam inanacaktık ki Ergenekoncuları Meclis’e taşıma kararlılığını göstererek kendi incir çuvalının içine şey etti. Halkın Ergenekon’dan, darbecilerden ve ceberut askerlerden hoşlanmadığını hâlâ anlayamamış olduğunu kanıtladı.

Muhalefetsizlik dışında iki nedeni var AK Parti zaferinin. Biri siyasî, biri ekonomik.

Türkiye nüfusu, bazı sınırlı sayfiye bölgeleri haricinde, değişim istiyor. Sadece sosyalistler değil, ülkenin önemli çoğunluğunu oluşturan Sünni Müslüman, dindar, “pasif” kesim de, askerin siyaset değil askerlik yapmasını, devletin her tür özgürlüğü kısıtlamamasını, kıyafetimize, dilimize, dinimize karışmamasını, Kürt sorununun bir an evvel barışçıl yöntemlerle sona erdirilmesini istiyor. On, on beş yıldır geçerli olan bu durum, Cumhuriyet tarihinde ilk kez oluyor.

Bu değişiklikleri isteyenler, değişimi AK Parti’nin getireceğine inanıyor.

Bakıyorlar, gerçekten de bir şeyler oluyor. Üstelik, ortalık fazla altüst olmadan, fazla maraza çıkmadan oluyor. Yine bakıyorlar, AKP’den başka kimse zaten herhangi bir değişim önermiyor, oy verecek başka kimse yok!

Öte yandan, sonuçları emekçi sınıflara ve yoksullara pek yansımamış da olsa, Türkiye ekonomisinin dikkat çekici bir büyüme performansı gösterdiğinden kuşku yok. Bu performans AKP’nin sihirli başarısı veya AKP politikalarının doğrudan sonucu olmaktan ziyade, özel ve konjonktürel nedenlerden kaynaklanıyor. Ve üstelik daha ne kadar süreceği de, dünya ekonomisi ikinci bir kez dibe vurursa Türkiye ekonomisinin bundan muaf kalıp kalamayacağı da kuşkulu.

Büyümenin yararlarının halka yansımamış olması da, ne kadar süreceğinin bilinememesi de şu gerçeği değiştirmiyor ama: Erdoğan “Kriz Türkiye’yi teğet geçecek” dedi, herkes kahkahalarla güldü. Ve adam büyük ölçüde haklı çıktı. Muhalefetin ve özellikle solun ekonomik durumu bir felaket olarak anlatan söylemleri halkın büyük çoğunluğu tarafından inandırıcı bulunmuyor, gerçekle uyuşmuyor, olsa olsa solun inandırıcılığını daha da zedeliyor.

Solun, CHP dâhil, büyük bölümünün “Cumhuriyet’in kazanımlarının” elden gitmekte olduğunu anlata anlata felç olması, Erdoğan’ın göreli ekonomik iyileştirmeleri ‘büyük kazanımlar’ olarak pazarlamasını kolaylaştırıyor. Başörtülü kadınlar gördüğünde “Şeriat geliyor” krizleri geçiren bu solun AKP’ye oy veren emekçilere dert anlatması, onları kazanması ve örgütlemesi mümkün olmuyor.

Daha büyük zafer ise Kürt hareketininki.

Gerçi kimin niye kuşkusu olabilirdi bilemiyorum ama, artık herhalde kalmamıştır.

Açık değil mi: Kürt sorununu yok saymak mümkün değildir; Kürtler tüm talepleri karşılanmadıkça bu mücadeleden vazgeçmeyecektir; Kürtler bazı bölgelerde yüzde 100’e ulaşan ama her yerde çok yüksek olan oranlarda Sayın Öcalan’a, PKK’ye, BDP’ye oy vermiştir; Kürt sorununun çözümünde muhatap bellidir.

Seçim meydanlarında savaşçı bir dil kullanmak, bangır bangır Türk milliyetçiliğini kışkırtmak, “Ben olsam asardım” diye tafra satmak, binlerce BDP üyesinin tutuklanmasını fırsat bilmek kolay.

Şimdi ne oldi!

Şimdi kim BDP’yle başbaşa kaldı!

Meydanlarda tükürdüklerini şimdi kim yalamak zorunda kalacak!

Yalamamak için şimdi CHP’ye yaltaklanmak parlak fikir doğrusu.

Ama başarı şansı olmadığı ortaya çıktığında nereye dönecek Sayın Erdoğan?

Masaya buyurun!

Üstelik bir an evvel buyurun da, gereksiz yere vakit kaybetmeyelim.

Roni Margulies

Taraf

Bir cevap yazın