Yeni anayasa için yol haritası

Her şeyden önce, AK Parti’nin “sihirli” 330 sayısının biraz altında kalmış olması sanıldığı kadar önemli değildir. Bu sayıya erişmek, salt hukuki açıdan önem taşısa bile, AK Parti’nin meselâ 335 milletvekilliliğiyle anayasa yapımı sürecini tek başına yürütmesi ve kendi anayasal tercihlerini dayatması, siyasal açıdan neredeyse imkânsız olurdu…

Partilerin anayasa vizyonu

Bugünkü sandalye dağılımı tablosunda yeni anayasa, ancak partiler arası müzakere ve uzlaşma yöntemiyle mümkün olabilecek gibi görünmektedir. Sayın Erdoğan’ın balkon konuşmasında “Kemal Bey’in kapısını çalacağım” demesi, Sayın Kılıçdaroğlu’nun da bundan mutluluk duyacağını ve TBMM başkanının öncülüğünde kurulacak bir ‘Partiler-Arası Uyum Komisyonu’na üye vereceğini ve çalışmalarına katkıda bulunacağını belirtmesi (Fikret Bila’ya verdiği demeç, Milliyet, 14 Haziran) cesaret verici adımlardır.

Bu ifadelerle CHP, böyle bir komisyona katılmamak konusunda 2007’den beri sürdürdüğü reddiyecî tutumunu terk etmiş görünmektedir… .

Katılma oranının yüzde 87 olduğu 12 Haziran seçimlerinin, oy kullanan seçmen kitlesinin yüzde 95.5’ini temsil eden bir parlamento yarattığı düşünülürse, bu meclisin yeni bir anayasa yapacak temsil kabiliyetine sahip olmadığı elbette iddia edilemez…

İşi yokuşa süren girişimler

CHP’nin “Anayasa Vizyonu”nu açıklayan parti sözcülerinden Prof. Binnaz Toprak da, birinci öncelik olarak bir “Anayasa Meclisi”ni savunmakla birlikte, bu gerçekleşemediği takdirde, barajı aşamayan partiler ve STK’ların birer ikişer temsilci gönderebileceklerini ifade etmiştir (Taraf, 9 Haziran 2011).

Bu “birer ikişer” temsilcinin sadece görüşlerinin dinlenmesi amacıyla mı, yoksa oy hakkına sahip, dolayısıyla karar alma sürecinin bir parçası olarak mı gönderilecekleri açık değildir. Eğer bunlardan ilki doğruysa, aşağıda açıklanacağı gibi bugünkü mevzuat zaten buna imkan vermektedir. Yok eğer ikincisi kastediliyorsa, bu ancak bir anayasa değişikliği ile gerçekleştirilebilir ki, buna siyaseten imkan olmadığı açıktır.

Dolayısıyla, Sayın Kılıçdaroğlu’nun yukarıda alıntıladığımız demeci, bu zihin karışıklığını bertaraf etmesi açısından çok yararlı olmuştur. Aksine bir tutum, CHP’nin bütün seçim kampanyası boyunca tekrarladığı yeni anayasa vaatlerini tümüyle inkârı anlamına gelirdi. Gene de, ana muhalefet partisinin, bu kadar hayatî bir konuda tek sesle konuşması temenni edilirdi.

Partiler Arası Uyum Komisyonu

Yeni anayasa çalışmalarında şu anda görünen en mâkul ve gerçekçi senaryo, ‘Partiler Arası Uyum Komisyonu’ yönteminin yeniden uygulanmaya konulmasıdır. Bu komisyonda, 2001’de olduğu gibi, TBMM’de grubu olan partiler eşit sayıda milletvekili ile temsil edilmeli, ancak oybirliği şartı aranmamalı ve komisyonun çalışmaları belli bir süre ile sınırlandırılmalıdır.

Oybirliği şartının aranması, anayasa yapımı çalışmalarını daha baştan sonuçsuz kalmaya mahkûm eder; çünkü birçok ihtilaflı konuda, özellikle Kürt sorununda ittifak sağlamak mümkün değildir. Öte yandan komisyon, elbette parlâmento dışında kalan partilerin (meselâ en az yüzde bir veya yüzde 0.5 oy almış olanların) ve belli başlı STK’ların temsilcilerini çağırabilir.

TBMM İçtüzüğü’nün 30. maddesi, “Komisyonlar fikirlerini almak üzere uzmanlar çağırma yetkisine sahiptirler” hükmünü ihtiva etmektedir. Geçmişte de kullanılmış olan bu yetkinin, bir “centilmenler anlaşması” ile daha geniş ölçüde kullanılmasına hiçbir hukukî engel yoktur.

Zaten bu konuda iki büyük partinin liderlerinin tutumları da paralel niteliktedir. Sayın Başbakan, balkon konuşmasında, “ana muhalefet ve muhalefete gideceğiz. Kabul buyururlarsa oturur uzlaşmayla, parlâmento dışındaki partiler, STK’larla, akademisyenlerle, bu konuda sözü olanlarla en geniş kapsamda istişare ve uzlaşma arayışı içinde olacağız” demiştir (Milliyet, 13 Haziran 2011).

Sayın Kılıçdaroğlu da, yukarıda alıntıladığımız demecinde, “sivil toplum kuruluşlarının da görüşlerinin alınması gerekir” diyerek sürecin, katılmacı ve uzlaşmacı olması gerekliliğine işaret etmiştir.

Partiler Arası Uyum Komisyonu’nda ne ölçüde bir uzlaşma çıkabileceğini bugünden kestirmek elbette mümkün değildir. Herkesin bildiği gibi, müzakere sürecinin yumuşak karnı, Kürt sorunudur.

Din ve vicdan hürriyetinin sınırları, silahlı kuvvetler üzerinde sivil gözetim ve denetimin güçlendirilmesi, siyasi parti yasaklarının Avrupa standartlarına uygun olarak asgari düzeye indirilmesi, YÖK vb. ihtilaflı olabilecek diğer konularda oldukça geniş bir oydaşmaya varmak, nispeten kolay görünmektedir.

Benzer şekilde, AK Parti’nin, mevcut sandalye dağılımı ile, başkanlık veya yarı-başkanlık sistemi yönünde bir anayasa değişikliğinde ısrar etmesi, muhtemel değildir.

Kürt sorununun uzlaşmacı ve demokratik biçimde çözümü ise, başka bir yazımda ele almayı ümid ettiğim gibi, üç temel aktör (AK Parti, CHP ve BDP) bakımından gerçek bir siyasal sağduyuyu, vizyonu, cesareti ve uzlaşma zihniyetini zorunlu kılmaktadır.

Ergun Özbudun

Tam metin için: Star, Açık Görüş


Bir cevap yazın