281. hafta: Kadına ayrımcılık ve şiddet devam ediyor!

Türkiye, önemli bir seçimden yeni çıktı. Seçilen milletvekilleri meclise kayıtlarını yaptırıyorlar. Pek çok araştırma şirketinin de ifade ettiği gibi AK Parti demokrasi tarihinin rekorunu kırarak üçüncü dönem için yeniden iktidara geldi. Bundan sonra artık hangi partinin kendi menfaati için değil Türkiye’nin geleceği için söz söyleyip çalışacağını göreceğiz.

Seçimden önce söylenen sözleri ve vaatleri bizim halkımız unutmuş gibi görünse de sandık önüne geldiğinde hepsini hatırlar. CHP ve MHP seçimden kendilerine gereken dersleri çıkartmaktan çok, karlı çıktıklarını, oy oranlarını yükselttiklerini söylüyorlar. Hala halkın iradesinin doğal sonucu olarak ortaya çıkan reel durumu anlamakta zorluk çekiyorlar. AK Parti sanılanın aksine kucaklayıcı bir siyasetle meclise giren her gruba, ticaret, siyaset ve basın dünyasına adeta barış çubuğu uzatıyor. Bu ülkemiz için umut veren bir kazanım olacaktır.

Fakat halkın oylarıyla meclise girmeye hak kazanan, hangi görüşten olursa olsun milletvekili olanların yasalara takılarak bundan men edilmeleri ülkeyi kaosa, kargaşaya sürüklemekten başka işe yaramayacaktır. Neresinden tutarsanız tutun dökülen bu Anayasanın bir an önce değiştirilmesi gerekmekte ve birçok defa içinden çıkılmaz karışıklıklara sebep olan durumlara yeniden yol açmamak için biran önce gerekli adımlar atılmalıdır.

Artık kolların sıvanıp yeni Anayasa için çalışma ve uzlaşma vaktidir. Sadece mecliste uzlaşma değil istediğimiz. STK’larla, toplumun her kesimiyle, kanaat önderleriyle de uzlaşarak fikir alışverişi yapılarak, Anayasa maddelerinin oluşturulması gerektiğine inanıyoruz. Bu konuda hiçbir siyasi partinin mazeret öne sürmesi kabul edilemez.

Toplumun geleceği için herkes elini taşın altına koymalı ve bir daha darbe heveslilerin eline koz verilmemeli, darbe anayasaları tarihe gömülmelidir.

Öte yandan, kadın cinayetleri Türkiye gündeminden bir türlü düşmüyor. Öldürülen kadınların çoğu boşanmak istediği, şiddet görmekten bıkıp itiraz ettiği için öldürülüyor. Her şeyin ve herkesin kendi malı olduğuna inanan bazı çarpık zihniyetli erkeklerin elinin altından, kendi nüfuz alanından çıkmak isteyen, şiddet ve tahakkümünden bıkıp usanan kadını onu öldürerek engelliyor.

Töre ve namus cinayetlerine kurban giden kadınları, Çiğdem Tekin gibi daha küçük yaşta evlendirilip, gelin kimliği alan kız çocuklarını; kocaları, kayınpederleri, babaları, ağabeyleri hangi vicdana sığınarak hayat haklarını ellerinden alabiliyorlar?

Kadına ayrımcılık doğusuyla batısıyla ülkemizin en acı gerçeklerinden. Geçtiğimiz seçim döneminde İzmir’de yaşanan son başörtüsü krizi artık sokakta da rahat yaşam yok dedirten bir olay olarak karşımıza çıkıyor. Başörtüsü nedeniyle daha önce 3 kez saldırıya uğrayan Tuğçe Sökmen son olarak CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun konvoyunda bulunan partililerin sözlü tacizlerine uğrayınca İzmir’i terk etme kararı aldı.

Birileri kendilerini ülkenin tek sahibi olarak görmeye devam ediyor. Bu anlayışı, şiddetle kınıyor, her ne olursa olsun, kimden gelirse gelsin kişilerin giyim ve hayat tarzları bahane edilerek bu şekilde taciz edilip, mahalle baskısı uygulanmasını şiddetle kınıyoruz. Darbe zihniyetlerini, korku ve sindirme politikalarını nasıl tarihin çöplüğüne gömmek istiyorsak; artık bu çağdışı zihniyetleri de bir daha geri gelmemek üzere gömmeliyiz.

Arap baharı denilen özgürlük ve demokrasi istekleri, yazık ki; Arap toplumu için kâbusa dönüştü. Düştükleri bataklıktan çıkmak için debelenen liderler her defasında halkına zulüm uygulamakta; kadın, çocuk demeden halkın üzerine ateş açarak katliam yapmaktalar.

Hatay, Suriye’den kaçan masum insanlara sığınma kapısı oldu. Esad’ın sözüne inanarak geri dönenleri tanklar ve askerler karşılıyor ne yazık ki. 30 -40 yıl hiçbir reform yapmadan halkı uyutan bu liderlerden bu gün reform beklemek saflık olacaktır. Bizler her zaman dini, ırkı ne olursa olsun mazlumdan yana olduk. Bugün de Suriyeli kardeşlerimizin yanındayız. Sonuna kadar bu haklı direnişlerini destekliyoruz.

Sorunların değil umutların konuşulduğu bir haftada buluşmak dileğiyle.

Ankara İnanç Özgürlüğü Platformu Adına İLKDER

(İlke İlim Kültür ve Dayanışma Derneği)

Bir cevap yazın