Sivas katliamı davası yeniden açılsın

2 Temmuz Sivas Olaylarının yıldönümünde Mazlumder, yargılamanın son günlerde ortaya çıkan yeni bulgu ve itiraflar ışığında yeniden yapılmasını talep etti.

MAZLUMDER genel Başkanı A. Faruk Ünsal, son günlerde Balyoz ve Ergenekon soruşturmalarıyla ortaya çıkan, basına “itiraflar” olarak yansıyan beyanların dikkate alınarak yargılamanın adil ve vicdanları rahatlatan bir şekilde yeniden yapılmasını talep etti.

MAZLUMDER İstanbul Şubesinde yapılan basın toplantısına Sivas Davasının sanık vekilleri Av. Muhammet Emin Özkan, Av. Necati Ceylan, Av. Cüneyt Toraman, Av. Hüsnü Tuna ve İstanbul Şube Yönetim Kurulu Üyesi Av. Mehmet Ali Devecioğlu da katılarak yargılama esnasında yaşanan hukuksuzlukları somut verilerle kamuoyuyla paylaştılar.

Basın Bildirisi’nin Tam Metni

2 Temmuz, Öç Almak için Değil Bir Daha Yaşamamak için

2 Temmuz, 1993 yılında Sivas Madımak Oteli’ne sıkışmış insanların yanarak, dumandan boğularak ve kurşunlanarak hayatını kaybedişinin ölüm yıldönümüdür. Katliamda yaşamını yitirenler başta olmak üzere, tüm mağdur yakınlarının acılarını, yıldönümü vesilesiyle paylaşıyoruz. Bir daha böylesi utanılacak acılar yaşamamayı temenni ediyoruz.

37 canın yaşamını yitirmesine neden olan Sivas katliamının faillerini, azmettiricilerini, inançlara hakaret ederek kitleleri provoke edenleri lanetliyoruz.

İhmalleriyle bu katliama yardım edenleri de, ilk bakışta edinmemiz istenen izlenimi olayların gerçek yüzünü aydınlatacak dikkate kurban eden yargıyı da kınıyoruz.

2 Temmuz 1993’te Madımak Oteli etrafında toplanan insanlar Aleviliği veya Alevilerin bir etkinliğini protesto etmek için değil, o günlerde Dünya çapında birçok insanın hayatını kaybettiği protestolara neden olan Selman Rüşdi’nin “Şeytan Ayetleri” kitabının Türkçe tercümesini bir dergide tefrika eden, Aziz Nesin’i protesto etmek için gelmişlerdi. “Şeytan Ayetleri” kitabı, İslam peygamberinin ve eşlerinin namuslarına hakaret ifadeleri ile dolu bir kitap olduğu için Dünya’nın pek çok yerinde her mezhepten Müslümanlar tarafından infialle karşılanmıştı.

Olayların başladığı 2 Temmuz günü öğlen saatlerinde otel etrafında toplanmaya başlayan ve günler öncesinden dağıtılan bildirilerle patlamaya hazır hale getirilen binlerce göstericinin protestoları Sivas polisi tarafından kontrol edilmez hale gelince valilik Sivas Jandarma Tugay komutanından yardım istedi ama 6 bin kişilik kuvveti bulunan Tugay komutanı ancak 40 civarında acemi asker gücü gönderdi. Valiliğin Tokat ve Kayseri’den istediği yardıma karşılık ise her iki ilden gelen toplam polis ve jandarma takviye kuvvetin sayısı ise ancak 71 kişiydi. Bu şartlar altında 10 saate yakın devam eden ve şiddete sahne olan gösterilerde yakılan otelde insanlar hayatlarını kaybettiler.

Çok daha kalabalık ve barışçı gösterileri panzerleri, biber gazı ve copları orantısız kullanarak dağıtmakta mahir olan güvenlik güçleri, “Şeytan Ayetleri” protestolarının tüm Dünya’daki sonuçlarını ve Sivas’ta günler öncesinden dağıtılan bildirilerle toplumun şiddete hazır hale getirildiğini biliyor olmasına rağmen neden gösterileri dağıtmamıştır? Jandarma gücü neden devreye sokulamamıştır? Civar illerden gelen takviye kuvvet neden göstermelik düzeyde kalmıştır? Ölenlerin bir kısmında ateşli silah yaraları olmasına rağmen neden silahın kime ait olduğu tespit edilememiştir?

Kim olduğu henüz bulunamamış olan ateşi yakanları veya kalabalık içinde kitleyi ajite edenleri Sünniliğin Aleviliğe tepkisi olarak sunmak, yüz yıllardır aynı şehirlerde, komşu köy ve mahallelerde bir dengesini bularak beraberce yan yana yaşayabilme becerisini göstermiş iki toplumun aklıyla alay etmektir; tarihi realiteye terstir; Maraş’ı, Çorum’u, Gazi Mahallesi’ni tezgâhlayanların istediği gibi düşünmeye başlamak demektir; İslam Peygamberi’nin ve eşlerinin namusunun sadece Sünnilere zimmetli olduğunu varsaymak, Alevilere bir başka yoldan hakaret etmek demektir. Nitekim hem göstericiler içinde hem de sanıklar arasında Aleviler olduğu gibi, bir kısım göstericilerin ise dini pratiklerle pek de yakınlıklarının olmadığı bilinen bir gerçektir.

Sivas katliamı, toplumdaki din, etnisite ve mezhep farklılıklarını çatıştırarak hakemlik(!) ve kurtarıcılık(!) yapan böylece iktidar tesis eden acımasız ve fırsatçı devlet anlayışından bağımsız düşünülemez. Bu açıdan, katliamının görünen failleri ötekileştirici söylem etkisinde şiddete meyilli hale getirilmiş bireyler ve toplumsal kesimler iken görünmeyen faili ise hak ve özgürlüklere ve çoğulculuğa saygı duymayan, ancak iktidarını tesis için araçsallaştıran devlettir.

Bu günlerde basına ve yargıya intikal eden, devletin üniformalı bürokratları tarafından hazırlandığı iddia edilen ve camileri bombalamak, dini pratikleri yaşayan insanları terörize etmek gibi toplumu infiale sevk eden planların uygulanacağı bilgisi doğrultusunda Sivas katliamı yeniden ele alınmalı ve yargılama yenilenmelidir. Yargılamanın yenilenmesi Maraş gibi, Çorum gibi, Gazi Mahallesi gibi Cumhuriyet tarihinin en karanlık olaylarını aydınlatmaya da vesile olabilir.

Bu meş’um provokasyonun gerçek yüzünü ifşa etmek devletin haysiyet borcudur; adaletin gereğidir ve devlet aygıtının bundan böyle farklılıkları ve hak ve özgürlükleri barış içerisinde yaşatacak bir yapıya dönüşmesi için elzemdir.

AHMET FARUK ÜNSAL

MAZLUMDER GENEL BAŞKANI

Bir cevap yazın