283. hafta: Türkiye’nin insan hakları karnesi zayıf dolu

Değerli Ankaralılar, İnanç ve Özgürlüklerin savunucuları, değerli dostlar. Zulme karşı mazlumun yanında olduğunuzu 283 haftadır, 5 yıldan fazla bu meydanlarda gösteriyorsunuz. Göstermeye de devam ediyorsunuz. Sizler cumhuriyet tarihinin en uzun soluklu sivil itaatsizliği olan bu girişimimizle tarih yazmaktasınız.

Sadece ilimizde değil Türkiye’nin birçok ilinde bu hareket aynı gün ve aynı saatte devam etmekte. Kıymetli vakitlerinizden burayı unutmayıp iştirak ettiğiniz için, Allah razı olsun.

Bu haftaki basın açıklamamıza 2010 yılı insan hakları değerlendirme ön raporunu aktarmadan önce geçtiğimiz hafta sonu ODTÜ de yaşanan başörtüsü yasağı ile ilgili kısaca bilgi vereceğiz.

Milletin vergileriyle maaş alan yasakçı zihniyetin çağdaş (!) yobazları; ODTÜ de, yine milletin bağrından çıkan, bölümlerini birinciliklerle bitiren başörtülü öğrencileri mezuniyet törenine almadılar. Oradaki MAZLUMDER yetkililerinin onurlu duruşları, hukuki süreçte yasağın olmadığını belirtmeleri ve ısrarları üzerine yetkililerin geri adım atmalarına neden olmuştur. Direniş sonucu öğrenciler törene alınmışlardır. Bu olay bizlere bir daha gösterdi ki haklar verilmez alınır.

2010 YILI TÜRKİYE İNSAN HAKLARI DEĞERLENDİRMESİ

İnsan Hakları ve Mazlumlar İçin Dayanışma Derneği, MAZLUMDER’in 2010 yılında yaşanan insan hakkı ihlallerini raporunun ana hatları şu şekilde:

Askeri kışlalardan gelen kurşunlar ve kullanılmış mühimmatın uluorta bırakılması neticesinde yaşanan çocuk ölümleri,Mayınlı araziler dolayısıyla yaşanan sivil ve asker ölümleri,İntihar ya da kaza olduğu iddia edilen asker ölümleri -ki son on yılda sadece Jandarma Teşkilatında 400 ün üzerinde intihar vakası yaşanmıştır- ve çift başlı yargı nedeniyle etkili soruşturma imkânlarından yoksun oluşu,Dur ihtarına uymadıkları için polis veya jandarma kurşunuyla öldürülen siviller,Cezaevlerindeki kötü şartlar ve tecritin yol açtığı kronik hastalıklar neticesinde yaşanan ölümler, işkence iddiaları, hastaların sevk işlemlerinde yaşanan ihlaller ve diğer ihlaller,Legal veya illegal Kürtaj uygulamaları -ki sadece Türkiye’de yılda 350 bin kürtaj vakası yaşanmaktadır- ve bunun özgürlükler adına savunulması,Soruşturma ve kovuşturma aşamalarında yaşanan Adil Yargılanma Hakkı ihlalleri ve bu kapsamda “Gizlilik Kararı” uygulaması, uzun tutukluluk süreleri neticesinde bir tedbir olan tutuklamanın cezaya dönüşmesi, medyanın ve siyasilerin, masumiyet karinesine aykırı olarak, şüpheli ve sanıkları suçlu gibi lanse etmesi,Gece yarısı yaşanan polis baskınlarında özellikle aile fertlerinin ve çocukların korkutulmasına yönelik davranışlar, insanların yatak odalarına girilerek keyfi bir biçimde insanların özel eşyaları karıştırılması,Düşünce ve fikirlerini açıklayan gazetecilere, yazarlara ve sanatçılara açılan bunaltıcı davalar,İlk ve ortaöğretim, üniversite ve kamu kuruluşlarında devam eden başörtüsü yasağı uygulamaları -ki üniversitelerdeki görece rahatlamaya rağmen çalışma hayatında yasağın devam ediyor olması ve ilköğretimde başörtüsü takmak isteyen öğrencilerin velilerine yönelik hükümet kanadından yapılan tehditler, hastanelerde yaşanan ayrımcılık uygulamaları,Kitle gösterilerinde polis tarafından kullanılan şiddetli müdahale yöntemleri, “Toplantı ve Gösteri Yürüyüşü Kanununa” muhalefet suçu iddiasıyla yaşanan darp, haksız olarak gözaltı, tutuklama ve cezalar, çocuklukları hiçe sayılan TMK Mağduru çocuklar,Derneklere yönelik kapatma davaları ve çeşitli faaliyetlere getirilen sınırlandırmalar,Kürtçe eğitim, Kürtçe isim, cezaevlerinden yazılan Kürtçe mektuplar, Kürtçe savunma ve propaganda konusunda yaşanan sıkıntılar, Kürtçe konuştuğu için hastanelerde azarlanan ve ayrımcılığa uğrayan hastalar,Engellilere yönelik yok sayıcı tutumlar,Yasadışı dinlemeler bir tarafa; “yasal” dinlemelerde de yaşanan hukuksuzluklar,Özel hayatın mahremiyetini ihlal eden yasadışı kayıtların kamuya ulaştırılmasının önüne geçilememiş olması, sorumluların yargıya getirilememesi, Mülteci ve sığınmacıların misafirhane adı altında aylarca adeta gözaltında tutulmaları, olumsuz yaşam koşulları içinde bırakılmaları, insanlık dışı muamelere tabi tutulmaları,Kur’an eğitimine getirilen sınırlandırmalar ve bu sınırlandırmalara direnenlere yönelik baskı politikaları ve ceza tehditleri, namaz vakitlerine çalışma hayatında yer tanınmaması, Müslüman çoğunluğun görünürlüğünün adeta yok sayılması, Resmi ideolojiden beslenen hutbelerle camilerin resmi ideolojinin inşası için araçsallaştırılması, dini sohbet amacıyla bir araya gelen grupların geniş çaplı operasyonlarla mağdur edilmesi,Alevilerin cem evlerine ilişkin talepleri noktasında yeterli ilerlemenin sağlanamamış olması ve genel anlamda alevi vatandaşlara yönelik birçok alanda uygulanan ayrımcılık,Türkiye’de Hıristiyan, Yahudi ve diğer dinlere mensup kişilere yönelik çeşitli alanlarda baskı ve uygulamalar,Dünyanın birçok ülkesinde en temel haklardan birisi olarak kabul edilen “vicdani ret hakkı”nın bir hak olarak görülmemeye devam etmesi ve bu hakkı kullanmak isteyenlerin idari ve adli baskılara maruz kalması.

Sonuç itibariyle Türkiye’de yaşanmakta olan ihlallerin kaynağının yapısal sorunlar olduğu gerçeği ile karşı karşıya olduğumuz açıktır. Bu yapısal sorunların temelinde ise darbe anayasası ve kurumları bulunmaktadır. Atılan her olumlu adım bir şekilde geçmişin kalıntısı askeri anayasa düzeninin ağlarına takılıp kalmaktadır. Bir kez daha ifade etmek isteriz ki söz konusu darbe düzeninin hukuk temelinde yeniden yapılandırılmasının zamanı gelmiştir.

Sorunların değil umutların konuşulduğu bir haftada buluşmak dileğiyle.

Ankara İnanç Özgürlüğü Platformu Adına;

MAZLUMDER Ankara Şube

Soner KARTAL

Bir cevap yazın