Güzel ahlâktan güzel yaşam tarzına

Geçtiğimiz ay piyasaya yeni bir dergi çıkmış: Âlâ. Bu ay bir diğeri daha çıkıyormuş: Hesna. Bu iki derginin ortak özelliği başörtülü kadınlara hitap etmeleriymiş.

“Güzel yaşam tarzı dergisi” olarak tanıtılan Âlâ’nın internetten ulaştığım ilk sayısının kapağındaki başlıklar şöyle:

“Size özel stil rehberi: Yüzlerce kombinasyon”, “Çanta dosyası: 520 yeni model”, Trend: 2011 yaz renkleri”, “Ayakkabı diyarında: 340 yeni çift”, “Eşarp: 240 ürün”.

Derginin kurucularından Volkan Atay “Moda dediğimiz şey, bir sezon aldığımız herhangi bir giysiyi, başka bir sezon atmamızı söyler. Bu da İslamî anlayışla bağdaşmaz” demiş.

Ne kadar doğru. Hep benim fesatlığım. Muhtemelen 520 çanta içinden sadece kırk tanesini beğenip, gerisini de Gazze’li çocuklara gönderecektir Âlâ’nın okuyucuları… Ya da 340 çift ayakkabıdan 30’unu alıp geri kalanını Srebrenitsa katliamını anmak için birer ayakkabı isteyen Genç Boşnaklar’a hibe edeceklerdir.

Derginin kurucuları da İslâmî hususlarda bunca hassas olduklarına göre “rehberlerin en güzeli” Hz. Peygamber’in “Hiçbir kul, kıyamet gününde, ömrünü nerede tükettiğinden, ilmiyle ne gibi işler yaptığından, malını nereden kazanıp nerede harcadığından, vücudunu nerede yıprattığından ve bildiklerini yaşayıp yaşamadığından sorguya çekilmedikçe, bulunduğu yerden kıpırdayamaz” gibi uyarılarına da dergilerinde yer verirler umarım.

Hesna’nın kurucularından Aynur Erdem ise ayrımcılık yapmadıklarını, bu topraklarda yaşayan her kadına hitap ettiklerini söylemiş. Müşteri, pardon, okuyucu kitlesini daraltmamak lazım tabii. “Bizi Moda’da oturan laik bir kadın da okusun, Çarşamba’da yaşayan çarşaflı bir kadın da… Bu çok hoşumuza gider” demiş. Öyle ya ‘laik yaşam tarzı’na hitap eden tonla dergi varken, dindarların nesi eksik? Onların da bir “yaşam tarzı rehberi” olmalı, değil mi? Amaç da zaten bu değil mi? Aramızdaki farkları “yaşam tarzı” gibi steril bir kelimeye hapsetmek ve mümkünse kalan o farkı da önemsizleştirmek. “Hepimiz biriz, yok birbirimizden farkımız” algısını pekiştirmek…

Başörtüsü yasağı tartışmaları sırasında, dindar olanlarla olmayanların arasındaki farkın “yaşam tarzı”ndan ibaretmiş gibi sunulması çabuk içselleştirilmiş olsa gerek. Hem resimlerdeki kadınlar biraz daha kapalı oldu mu, aradaki fark “kapandı” bile, değil mi?

Aradaki fark kapandıkça, İslâm olan ile olmayan arasındaki fark da bulanıklaşıyor. Nihai farklılık şarap içmek yerine üzüm yemeyi tercih etmek gibi sığ bir düzeye indirgenebiliyor. Bu minvalde ulus-devletin on yıllar boyunca uğraşıp “aynı potada eritemediği” dindarlar, bu sefer kendi arzuları dahilinde o potada erimeye gönüllü hale gelebiliyorlar. Böylelikle kişinin varoluşsal kodlarına kadar sirayet edebilen en başarılı ideolojinin kapitalizm, en tutarlı öznelliğin de tüketicilik olduğunu bir kez daha öğrenmiş oluyoruz.

HİLAL KAPLAN

Yazının tamamı için Yeni Şafak

Bir cevap yazın