284. hafta: İslam’ın kardeş kıldığı kavimlerin çocukları yine birbirlerinin kanını akıttı

Birleşmiş Milletler Soykırım Suçunun Engellenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi’nin 2. maddesi soykırımı; “ulusal, etnik, ırksal ve dinsel bir grubun bütününün ya da bir bölümünün yok edilmesi niyetiyle girişilen şu hareketlerden herhangi biridir: grubun üyelerinin öldürülmesi; grubun üyelerine ciddi bedensel ya da zihinsel hasar verilmesi; grubun yaşam koşullarının bunun grubun bütününe ya da bir kısmına getireceği fiziksel yıkım hesaplanarak kasti olarak bozulması; grup içinde doğumları engelleyecek yöntemlerin uygulanması; [ve] çocukların zorla bir gruptan alınıp bir diğerine verilmesi.” şeklinde tanımlar.

Soykırım; bir topluluğu canlı cansız her şeyi ile ortadan kaldırma, varlığının en zerre ayrıntılarını bile yeryüzünden silme harekâtı. İnsan olduğunu iddia edenin bir başka insana karşı ne kadar tahammülsüz olabileceğinin en acı resmi.

11 Temmuz 1995 tarihinde yeryüzü görebileceği en acımasız katliamlardan birine şahit oldu. Srebrenitsa akıl almaz yöntemlerle öldürülen 8372 masum insanın kanı ile kızıla boyandı. Bu katliam, Srebzenitsa soykırımı olarak tarihe ve insanlık hafızasına kaydedildi.

Avrupa’nın ortasında yer alan ve BM tarafından güvenli bölge olarak ilan edilen Srebzenitsa, batının güvenlik anlayışını ve insana verdiği değeri net şekilde ortaya koyan bir anıt mesabesindedir. Bugün soykırım yaptıkları gerekçesi ile yakalanan ve satranç oyunundaki piyon pozisyonunda bulunan tetikçilerin yanı sıra esasen bu işin arkasındaki gücü deşifre etmek ve gerekli cezaya çarptırmak insan türü için hayati önem taşımaktadır.

Aynı güç (!) odakları ulusal ve küresel güvenlik doktrinleri, demokrasi, özgürlükler gibi kamuflajlı sözcükleri kullanarak hala insanlığın başındaki en büyük belalar olarak bulunmaktadır.

Dün Bosna’da insanları, hayvanları, bitkileri katleden, camileri, köprüleri, kütüphaneleri, mezarlıkları yerle bir ederek soykırım uygulayan ve bir topluluğu yok etmeye çalışan zihniyet bugün Irak’ta, Afganistan’da, Filistin’de, Libya’da, Çeçenistan’da, Uygur’da ve daha pek çok bölgede ve ülkede aynı despotluklarına ara vermeksizin devam etmektedir. Öldürülen, sistematik tecavüze ve şiddete uğrayan, evlerinden ve bölgelerinden sürülen insanlar, tahrip ve talan edilen doğal kaynaklar, yok edilen bitki ve hayvan türleri, geçmişle olan bağı koparmak amacı ile yıkıma uğrayan ve talan edilen tarihi mekanlar ve eserler. Sırf bu uygulamalara baktığımıza Bosna soykırımının figüranlarını ve baş aktörlerini tesbit etmemiz zor olmayacaktır.

Aslında Bosna’da uygulanan soykırım harekatının Bosna ile sınırlı kalan bir uygulama olarak düşünülmemesi gerektiğini, bunun aslında bir başlangıç olduğunu ve soykırım harekatının hız kesmeden devam ediyor olduğunu maalesef yakinen gözlemliyoruz.

BM kendi koyduğu ilkeleri hiçe sayarak zulme sessiz kalmakta ve dahi fiili olarak suça ortak olmaktadır. Bu tavır bizlere cahiliye döneminde tapınmak için yapılan ve sonrada acıkınca da mideye gönderilmesinde beis görülmeyen helvadan putları hatırlatmaktadır.

Bosna’da soykırıma göz yuman ve hatta teşvik eden batı, Afganistan’da, Pakistan’da, Irak’ta, Libya’da kendi silahları ile katliamlar yapmaktadır.

Bizler batılı ülkelerin kuklası olan yönetimlerine karşı adalet arayışına giren kardeş halkların bu haklı davalarını sonuna kadar destekliyoruz.

Ayrıca şunu da hatırlatmak istiyoruz; haklı davamızda bu mücadelenizi manüpile etmeye çalışan Batıl Batılı güçlere karşı da uyanık davranmak zorundayız.

Karanlık güçler ülke içinde yeniden harekete geçti. İslam’ın kardeş kıldığı kavimlerin çocukları yine birbirlerinin kanını akıttı. Geride siyaset denkleminden ve güç dengelerinden haberi olmayan gözü yaşlı mazlum aileler kaldı. Artık hamasi nutukları bir kenara bırakıp kalıcı çözümler için çaba sarf etmeli sorumlular. Bu sorunun çözümü için çaba sarf etmeyen her bir yetkilinin akan kandan ve gözyaşından sorumluluğu bulunmaktadır. Gençlerimizi daha fazla kurban vermek istemiyoruz.

Özgürlüklerin önünde yer alan tüm engeller kalkıncaya, adaletin yeryüzünde hakim olacağı günler gelinceye kadar burada olmaya devam edeceğiz.

ANKARA İNANÇ ÖZGÜRLÜĞÜ PLATFORMU Adına

İHH Ankara

Yönetim Kurulu Üyesi

Serkan CODAL

Bir cevap yazın