Suriye yanlışları

Suriye konusunda analiz yapmak, acıtıcı gerçeklerle yüzleşmeyi gerektiriyor…

Geçen yıl Türkiye’de estirilen Suriye baharı üzerinden geliştirilen Esad muhabbetine dair çekincelerimizi dillendirmiştik.. Suriye ve diğer komşularla yakınlaşmaya kimse karşı çıkamazdı. Ancak Suriye rejiminin günah defteri yok sayılarak, işlediği suçların hesabı sorulmadan Baascılarla yakınlaşmayı İslamcılık projesine dönüştüren abartılı yaklaşım, en hafif tabiri ile safça idi.

Suriye’de yaşanan vahşet karşısında sergilenen, zaman zaman çelişkili tavır alışların kökeninde duygularımızla gerçekleri birbirine karıştırmamızın belirleyici olduğunu düşünüyorum.

Şu ana kadar olup bitenlere bir göz attığımızda:

1- Suriye rejimi başından beri meşruiyet sorunu olan askeri bir diktatörlüktü…

2- Suriye rejiminin Filistin konusuna gösterdiği ilgi bölgesel anlamda meşruiyet krizini aşmakta kullanılan bir siyasal maniveladan ibaretti.

3- Yine dünya sisteminin dışında kalması onu İran’la stratejik yakınlaşmaya götürmüş, sığındığı antiemperyalist retorik her türlü özgürlük talebenin bastırılması için gerekçe teşkil etmiştir.

4- Tunus’ta başlayan Arap muhalefet hareketinin dalgalarının Suriye kıyılarına vurmaması imkânsızdı. Ne var ki ne uluslararası şartların ne de Suriye’nin içyapısının Mısır ve Tunus deneyiminin burada yaşanmasına imkân vermeyeceği çok açıktı.

5- Libya’da askeri bir operasyonla baş etmeye çalışan, Yemen’de düzeni sağlayamayan, Bahreyn’de muhalefeti bastırmakta zorlanan küresel güçlerin; liberal müdahalecilik adına bile Suriye’ye müdahale etmesi nerdeyse imkânsızdı.

6- Kaldı ki, Suriye rejiminin muhalefetin ana omurgasını oluşturan İhvan’a karşı laiklik meselesinden dolayı Batının desteğine sahip olduğu bile söylenebilirdi.

Tüm bunlardan dolayı Suriye’de ortaya çıkan muhalefet hareketinin her anlamda olumsuz şartlarda başladığı bir gerçek…

Olaylar başlamadan yeni seçilen Suriye İhvan liderlerliğinin ne böyle bir ayaklanma hayal edebiliyor ne de planları vardı.. Talepleri, genel af ilan edilip ülkelerine dönmek ve meşru zeminde siyaset yapmaktan ibaretti…

Esad rejimi darbeci geleneğin şekillendirdiği askeri karakterini göstermiş hiçbir vicdanın kaldırmayacağı boyutta zulüm uygulamaya başlamıştır…

Bu katliamın savunulabilir, görmezden gelinebilir hiçbir yanı olamaz.

Antiemperyalizm retoriği ile Baas sözcülerinin yanında kimse duramaz.

Korku duvarını aşan halkın tümünü Batılıların ajanı olarak gören bakış açısı, işlenen planlı katliamları meşrulaştıramaz. Ne var ki muhalefetin önderliği adına ortaya çıkanlar da basiret eksikliğinin hesabını vermek durumundadırlar.

Eğer Amerika’nın vereceği desteğe güvenenler ya da Müslüman Suriye halkının kanlarını Amerikan hesaplarına tahvil etmeye hevesliler varsa masumların akan kanları onları boğar.

Gelinen noktada…

-Başta Amerika olmak üzere batılı güçlerin kısa sürede rejimi ortadan kaldırıp akan kanı durduracak bir müdahale yapmaları zor görünüyor…

– İran’ın stratejik olarak Suriye ile kurduğu ilişki yaşananlar karşısında ister istemez taraf olmaya zorlamaktadır. Bu açmaz bölgede Sünni-Şii zıtlaşmasını derinleştirme tehlikesi taşımaktadır.

– Muhtemel bir Batı müdahalesinde Türkiye’nin manivela olarak kullanılmak isteneceği açıktır. Bu durumda özellikle muhafazakâr kesimde “Türk ordusunu alkışlayacaklar” romantizmi ve bunu besleyen neo-Osmanlıcı retorik karşısında son derece hassas olmak durumundayız.

– Suriye’ye yönelik bir dış müdahale Türkiye’yi hem İran hem Suriye ile sıcak çatışmaya sürükleyeceği gibi bölgedeki dengeleri de derinden etkileyecektir..

Tüm meşruiyetini yitiren Esad rejiminin iktidar inadını sürdürmesi daha çok masum kanının akmasına neden olacak demektir.

Ancak bu inadın kırılması yönünde elimizde çok fazla alternatif de kalmamış gözüküyor.

Hiç olmazsa iç çatışmaları ve bölge düşmanlıklarını derinleştirecek dilden uzak durmaya çalışalım.

AKİF EMRE

Yazının tamamı için Yeni Şafak

Bir cevap yazın