Başka bir ümmet mümkün!

İnsanların açlıktan dolayı öldüğü bir dünya, Rezzâk ismine sahip bir Allah’ın yarattığı dünya olabilir mi? O ki rızık ihsan eden, tekrar tekrar, bol bol rızıklandırandır. O’nun yarattığı bir dünyada “açlıktan ölmek” gibi bir zulmü mümkün kılan da yine bozgunculuk yapan insan değil midir?

Geçtikleri yerlerdeki tüm doğal kaynakları iliğine kadar sömürüp; arkalarında iç savaş, silah ve daha çok bozgunculuk bırakanlar Afrika’yı unuttular mı sanıyorsunuz?

Kur’an-ı Kerim’de insanlık haline dair pek çok kıssa anlatılır. Bu mübarek anlatının insana sunduğu çok sarih bir seçim vardır: Bozgunculardan mısınız, ıslah edicilerden misiniz? Müslüman, hayatının her alanında ve her anında bu seçimle yüz yüze olduğunun farkında ve doğru olanı seçmekle mükellef olan kişidir. Müslüman bilir, bilmelidir: “Şüphesiz ki Allah, bozguncuları sevmez.”

Bozgunculuğun alıp başını gittiği, ölçüyü ve tartıyı tam yapmanın unutulduğu, insanlara eşyalarının eksik verildiği bir zamandan geçiliyor.

Kapitalist düzen, dünya tarihindeki herhangi bir sistemden daha fazla israfa yol açıyor. Daha çok satmak için üretimi artırıyor; ancak kârın maksimize olması için tüketimin de üretime denk gelecek şekilde çoğalmasını sağlamak gerekiyor. İşte bu noktada “insan” devreye giriyor. Zira insanları ihtiyacı olandan daha fazlasını tüketmeye teşvik etmek gerekiyor. Ürettiğini fahiş fiyatla satanlar, ürettiğine değil; onu ihtiyacı olmayanlara satmaya; tüketiciyi o ürüne ihtiyacı olduğuna inandırmaya daha çok kafa yoruyor.

Vahşi rekabet ve sömürü üzerine bina edilen bu global israf düzeninin yakıtıysa “insan doğası” söylemi. Buna göre yapılan her tür israf “insan doğası”nın gereğidir; daha çok almak, daha çok sahip olmak insan doğasının kaçınılmaz bir sonucudur. Bu da aslında en süfli olan nefsi yüceltmekten, ona boyun eğmekten başka bir anlama gelmez…

Anlatmaya çalıştığım israf düzenine Müslümanların ortak olmadığını söylemek mümkün mü? “Güzel ahlâktan güzel yaşam tarzına” geçiş yapmaya çalışan tüketici özneler haline gelmeye başladığımız doğru değil mi?

Ucuz iş gücünün sömürüldüğü deniz aşırı bir ülkede üretilmiş, toplam maliyeti 20 doları geçmese de vitrine 2.000 dolarlık etiketlerle dizilen bir çantayı koluna takarak saygınlık kazanacağını düşünen, özgüvenini ve öz değerini buna bağlayan Müslümanlar yok mu?

İşçinin hakkını alı teri kurumadan vermeyi çoktan unutmuş, Hakk’ın adil bulmayacağını bilse bile, devlet öngördüğü için asgari ücretle işçi çalıştıran Müslümanlar yok mu? (Asgari ücretin altında ve/veya sigortasız işçi çalıştıranlardan bahsetmiyorum bile…)

Müslümanların yaptığı infakı misliyle yapan gayri-Müslimler varken, kapitalist-tüketici öznenin kötü bir taklidi olan Müslümanların yaptığı infakın tek başına bu dünyaya katacağı çok fazla bir şey yok. Çünkü mevzu ne kadar çok infak ettiğimiz kadar, kendi nefsimizden de ne kadar vazgeçebildiğimizdir aynı zamanda.

Müslümanların, özellikle de ülkemizin İslâm coğrafyasına örnek olabileceğini düşünen Türkiyeli Müslümanların, kapitalist ahlâktan başka bir ahlâkın mümkün olduğunu göstermesi gerekiyor.

Zira kendimizde olanı düzeltmedikçe ümmette olan da insanlıkta olan da düzelmeyecek…

Başka bir ümmet mümkün olduğunda, başka bir dünya da mümkün olacak zaten.

HİLAL KAPLAN

Yazının tamamı için Yeni Şafak


Bir cevap yazın