Mesafe koymayanlar

Yanlış anlamayalım diye, birkaç kez tekrar etti Başbakan:

“Açık söylüyorum, bıçak kemiğe dayanmıştır, ne derlerse desinler, neyi söylerlerse söylesinler, bunun faturası ağır olacaktır. Bu kadar açık konuşuyorum.”

“Unutmayın artık, yine açık söylüyorum, bıçak kemiğe dayanmıştır diyorum ve bu ülkede bölücü terör örgütüyle arasına mesafe koymayanlar da bu suça iştirak ediyorlar, bunu da buradan açıklamak istiyorum ve onlar da bunun bedelini ödemeye mahkûm olacaklardır.”

“Ramazan’a hürmeten sabrediyoruz. Ramazan ayının bitiminde bu ülkede barışın miladı, bu barış ayıyla beraber, bu dayanışma ayıyla birlikte çok daha farklı olacak.”

Ben yanlış anlamadığımı sanıyorum.

Bu sözleri, gürzünü kaptığı gibi “Allah Allah” çığlıklarıyla düşmanın üzerine atılmaya hazırlanan bir adam eder. Başkası etmez.

“Ramazan”, “barış miladı” gibi ifadeleri ise anlayamadım. Kafasının üstünde gürz sallayan bir adam Ramazan’dan filan niye söz eder ki?

Sallanan gürzün anlamını anlamayan yok.

Akif Beki şöyle anlamış örneğin:

“Geniş kapsamlı bir askerî operasyonun başlayacağını, örgütün legal görünümlü uzantılarına yönelik tedbirlerin artacağını, siyasi kanadın üzerinde daha fazla kanun baskısı kurulacağını önden haber veriyor gibi.. Söylem değişikliğini aşan bir sertleşme döneminin başlangıç vuruşu o sözler.”

Ahmet İnsel de şöyle yazmış:

“Barışın miladı savaş mıdır? Eğer savaş iki tarafın da ‘bir daha asla’ diyeceği karşılıklı bir yıkımla sonuçlanırsa, savaş yeni bir barışın miladı olabilir. Kazananın da kaybettiğini bildiği bir savaştır bu. Genellikle savaş çığırtkanları bunun ‘en son savaş’, ‘savaşa son verecek savaş’ olduğunu iddia ederler. Savaştan sonra bir barış gelir gelmesine, ama bu arada insanlık da telafisi mümkün olmayan bir yıkım daha yaşar.”

Kısacası, “Ramazan” ve “barış”, laf-ı güzaftan ibaret. İnsel’in dediği gibi, “Bildiğimiz kadarıyla, ne TSK Ramazan’da PKK’ya karşı operasyonlara ara verdi, ne de polis ardı arkası kesilmeyen KCK tutuklamalarına.”

Kısacası, “Kürt Açılımı” ile hem Türkler hem Kürtler arasında büyük umutlar yaratan AK Parti, kuruluşunun onuncu yıldönümünde tüm Türkiye Cumhuriyeti partilerinin hepsinin her zaman olduğu noktaya geldi: Savaş! Kürt sorununu silahla çözmek!

Bu sorunun bu yöntemle çözülemeyeceğini memlekette bilmeyen kalmadı sanıyordum.

Yanılmışım.

Niye çözülemeyeceğini “lâ havle” çekip bir kez daha anlatsam, faydası olmayacak.

Gelin, ne PKK’li ne de kızıl komünist olduğu Başbakan’ın bile malumu olan Dengir Mir Mehmet Fırat’a anlattıralım: “Kürt halkını bu ülkenin eşit vatandaşı olarak algılamamız lazım. Bunu algıladığımız andan itibaren, onun taleplerinin aslında çok demokratik, çok temel olduğunu, çok normal olduğunu ve esas olarak vatandaşlar arasındaki eşitlik anlayışını talep ettiklerini görüyoruz.. Hep şu öneriyi getirdik: Silahlar sussun sonra hak ve özgürlükleri konuşalım. Halbuki hak ve özgürlükler hiçbir zaman herhangi bir ön şarta bağlanamaz.. Başbakan özellikle Kürt bölgesindeki gezilerinde elinde bir kitabı gösteriyordu. Bunu devletin bastırdığını söylüyordu, ama suç işliyordu, çünkü halen mevcut olan yasaya göre x, w, q gibi harfler suç.. Mesela bir çocuğa Kürtçe isim koymak yasak değilmiş gibi gözüküyor, ama aslında yasada bu mevcut. Yasak hâlâ duruyor. Başka bir örnek de yer isimleridir. Halen o yasak devam ediyor. Bunlar 21. yüzyılda mizah konusu olabilecek konular, bırakın temel hak ve özgürlükleri.. Başbakan ‘ret, asimilasyon ve inkârı kaldırdık’ dedi, bence ret ve inkâr bir yere kadar kaldırıldı, ama asimilasyon hâlâ devam ediyor.”

“Ama,” diyor Başbakan, “kabahat BDP’nin, PKK’nin, Kandil’in.”

Hiç beni ilgilendirmez.

Ben bir Türkiye vatandaşı olarak PKK’den, Kandil’den filan talepte bulunamam. Bulunmam.

Ben, ülkemi yönetmek üzere seçilmiş olan hükümetten talepte bulunurum. Benim şikâyet ve talep merciim, bu halkı (ve bu arada beni) temsil ettiğini iddia eden hükümettir.

Ve ben, bu halkın çoğunluğu gibi, barış talep ediyorum. Savaş değil.

Ve bunu BDP’den, PKK’den veya herhangi bir Kürt kurumundan değil, hükümetten talep ediyorum.

Kiminle arama mesafe koyup koymadığım Başbakan’ı ilgilendirmez.

Ama merak ediyorsa söyleyeyim: Savaş hükümetiyle arama çook uzun bir mesafe koyuyorum.

Roni Margulies

Taraf

Bir cevap yazın