Eski dost düşman olur mu?

New York Times geçen Perşembe, 31 Mayıs 2010’da Mavi Marmara gemisine yönelik dokuz kişinin öldürüldüğü İsrail baskınına dair BM raporunun sızdırılmış bir nüshasını yayımladı. Gazetenin yayımı, yılan hikâyesine dönen diplomatik girişimlerin yanı sıra buna eşlik eden Türk-İsrail gerilimini azaltma ve raporun tonunu düşürme çabalarını da sona erdirdi. Bununla beraber söz konusu kriz, Ortadoğu’daki genel istikrarsızlıkla kıyaslandığında son derece ehemmiyetsiz ve uzun vadede Türk-İsrail ilişkileri açısından belirleyici olma ihtimali zayıf.

Arap isyanları faktörü

Raporu reddeden Türkiye sert tepki gösterdi. En azından kısa vadede Türk-İsrail ilişkileri, 30 yılın en dip noktasına vurmuş görünüyor…

Skandalı kuşatan başka nahoş detaylar da var: Sözgelimi raporu New York Times’a sızdıran şahsın kimliğinin belirsizliği. Haberlere göre Türk yetkililer, İsrail’in özür dilemesine karşı çıkan (Dışişleri Bakanı Avigdor Lieberman, bu kampın üyesi) İsrailli muhataplarını işaret ediyor.

İsrailli gazeteci Barak Ravid, ismini vermeyen diplomatik kaynaklara dayanarak, sızdırmanın tam da ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton’ın ‘kişisel ilişkilerini kullanarak’ raporun yayımlanmasını daha da erteletmeyi başardığı ana denk geldiğini söylüyor…

Aslında İsrail hükümetinin, Palmer raporunun nihai versiyonunda tavsiye edildiği üzere, ‘üzüntü’ beyanında bulunmayı ve kurbanlara tazminat ödemeyi kabul ettiği haberleri geliyordu. İsrail’de bazı çevrelerin daha fazla taviz verilmesinden endişe duymuş ve raporun yayımını zorlayarak buna engel olmaya karar vermiş olması kuvvetle muhtemel görünüyor.

Ancak başka faktörler de var. Türk-İsrail ilişkilerinin geleceği, bu kendine özel kriz hesaba katılmadan da en iyi ihtimalle risk altında görünüyor. Gazze civarında yüksek gerilim söz konusu ve İsrail’in Hamas’a yönelik bir operasyonunun Türkiye’nin hışmını daha da fazla çekmesi kesin gibi (zaten iki ülke arasındaki ilişkilerin bozulması da Gazze’ye 2008 sonu, 2009 başında düzenlenen Dökme Kurşun Operasyonu’yla başladı).

Fakat artan bölgesel istikrarsızlıktan kaynaklanan daha genel bir bağlam da söz konusu; buna en başta Arap isyanları ve İran’la yaşanan sürtüşme dahil.

Yakın gelecekte Ortadoğu’da daha büyük bir savaş ihtimali bile var –en son pazartesi günü üst rütbeli bir İsrail generali bu ihtimale dair uyarılarda bulundu.

İşte bu bağlamda İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, Erdoğan’ı geri kazanma umudunu yitirmişe benziyor, Erdoğan ise bu karmaşık dönemde İsrail’le mesafe koymayı muhtemelen daha güvenli görüyor. Türkiye için bu, aynı zamanda söylemini vurgulamak ve öncü rol oynama peşinde olduğu Müslüman dünyada belli bir halk desteği kazanmaya çalışmak yönünde bir şans.

Bu bakımdan ve Filistin meselesinin Müslümanlar arasında sempati yaratmayı sürdürdüğü göz önüne alındığında, Mavi Marmara olayı İsrail’le gürültülü bir sembolik kavga çıkarmak için bulunmaz fırsattı.

Önceki krizler atlatılmıştı

Bir diğer önemli detaysa şu: Görünüşe göre Türkiye, bölgesel politikalarında daha iddialı olma çabasında; sözgelimi Suriye rejiminin protestoları (ve sonrasındaki isyanı) bastırmak için kullandığı kanlı yöntemlere karşı sert tutum sergilemesi bunun göstergesi.

Temmuz ayı boyunca Türkiye medyası, Türk ordusunun Suriye’ye müdahale ihtimalini hararetle tartıştı. Tesadüf eseri (veya değil) İsrail-Türkiye ilişkileri bu dönemde sağalma yolunda gibi görünüyordu.

Sözgelimi Erdoğan hükümeti, bu yılki ‘Özgürlük Filosu’nun kolunun kanadının kırılmasında rol oynadı.

Ancak bir ay kadar önce Türk ordusunun üst komuta kademesi, siyasi liderliğin tavrını protesto etmek için istifasını verdi. İstifaların amacı, herhangi bir askeri operasyondan kaçınmak ve Erdoğan’ı zorda bırakmak olabilir; Suriye rejiminin bu gelişmeden cesaret bulduğu muhakkak, zira baskı furyasını Erdoğan’ın tehditlerini görmezden gelerek istifaların hemen sonrasında gerçekleştirdi.

Kısa süre sonra da Türk liderler oklarını İsrail’e çevirdi, belki de siyasetin şu prensibini uygulamış oldular: Pratikte pek fazla şey yapamayan, gürültü çıkarmaya sığınır.

Yakın gelecekte muhtemel görünen şu: İsrail ve Türkiye, kendi yollarını tutup Ortadoğu’nun fırtınalı sularında ayrı ayrı seyredecek. Diplomatik sahada büyük ihtimalle çatışmalar olacak, fakat iki ülkenin ordusu (Türkiye’nin gelecekteki konvoylara askeri eşlik sağlama söylemine rağmen) o noktaya gelmeyecektir. İki ülkenin daha önce pek çok krizi atlatan uzun bir dostluk tarihi var; aralarındaki ilişkiye her iki taraftaki pek çok çevre tarafından stratejik değer atfediliyor ve muhtemelen iki ülkeyi uzlaşmaya doğru çeken güçler yeniden ortaya çıkacak.

İsrailli analist Ron Ben-Yişai şunları söylüyor: “Türkiye, gelecekte ilişkilerin ABD arabuluculuğunda alt düzey ve gizli görüşmeler üzerinden düzeltilmesi için alan bıraktı. Bu süreç, yakın gelecekte bile başlayabilir.”

Lafın kısası, Türkiye ve İsrail, biraz zaman alacak olsa da büyük ihtimalle tekrar dost olacak.

VICTOR KOTSEV

ASIA TIMES

Çeviri ve tam metin için Radikal

Bir cevap yazın