İttihatçılığa evrilen bir İslamcılık: Neo İttihatçılık

Osmanlı’nın son döneminden itibaren üç ana akım birbiriyle rekabet etti. Batıcılık, Türkçülük ve İslamcılık…

İslamcılar, Batı uygarlığıyla hesaplaşırken aynı zamanda bit teklif sunmaya çalışarak; egemen hale gelen batıcı düşünce ve siyasal temsilcilerine karşı muhalefet geliştirdi. Egemen dünya sistemi İslam dünyasında kendi siyasal modellerini icbar ederken aynı zamanda evrensellik iddiasındaki değerlerini de seçkinler eliyle yaygınlaştırmaya çalıştı…

Osmanlı düşüş döneminden ulusdevlete uzanan yolda İslamcılık ana akım olarak muhalif planda kaldı…

Modern ulusdevletin ideolojik özüne ve örgütlenmesine, taşıdığı uygarlık değerleriyle entelektüel hesaplaşmaya girerek alternatif bir duruşun imkanlarını kolladı.

Bu açıdan bakıldığında muhafazakarlıkla İslamcılığı birbirinden ayıran çizgi siyasal sistemlerin ideolojik aygıtlarına ve doğasına ilişkin geliştirdiği tavırda ortaya çıkar..

İttihatçılık sistemi onarmak üzere geliştirilmiş konjönktürel muhafazakarlıkla süslenmiş devletçi bir milliyetçilik türüydü. Ulusdevlet sonrası hatlar iyice ayrışarak sadece İslamcılık değil bizzat İslam’ın kendisi görünür plandan sürgüne gönderilecektir…

Yakın dönem siyasal tarihte İslamcıların açıkça olamasa da ima ederek siyasal mücadele verdikleri olmuştur.

Sistem içi bu yapılanma İslamcılığın entelektüel imkanlarını yansıttığı da söylenemez.

Son dönem daha çok dışarıdan yapılan etiketleme ile İslamcı olarak tanımlanan siyasal çizgiden gelen kadroların bu mirası reddederek gerçekleştirdikleri siyasal atılım bir yönüyle başarı öyküsüdür.

Ne var ki bu öykü ne İslamcılık hanesine yazılabilir ne de alternatif sunma anlamında yeni bir perspektiftir.

Osmanlı son döneminden beri ortaya çıkan üç tarz-ı siyasetin zaman zaman devreye sokularak sistemik krizlerin aşılma denemesi bir devlet geleneği, refleksidir. Bu çerçevede AKP deneyimi en azından kültürel kodları itibariyle İslamcı köklerden gelen kadroların devreye sokularak sistem içinde alternatif olma imkanları ellerinden alınması olarak da okunabilir .

Sistem hem yaşadığı en büyük krizi, kendi kendini yönetememe krizini bu zamana kadar dışarıda tutulmuş dinamik unsurlarla aşmayı hem de alternatif olma imkanlarını elinden almayı başardı.Böylece sosyolojik olarak çevredeki sessiz çoğunluğu sisteme entegre etmeyi denedi.. Ve de başarılı oldu…

Bu durumda İslamcıların devletle iç içe geçmesi, medeniyet iddialarını bir çırpıda unutarak kendilerini sistemle özdeşleşmeleri Türkiye Cumhuriyeti’nin en önemli başarılarından bir sayılmalıdır.

Bir bakıma İslamcılığın milliyetçiliğe dönüşüdür tanık olduğumuz…

Küresel kapitalizmin değerlerini sorgulamak yerine içselleştirerek güçlenen, bölgeye nizamat vermeye soyunan muhafazakar milliyetçilik türü tanık olduğumuz.

Başka ifade ile İttihatçılığa evrilen bir İslamcılık: Neo İttihatçılık

AKİF EMRE

YAZININ TAMAMI İÇİN YENİ ŞAFAK

Bir cevap yazın