Statüko değişmiyor, görüntü değişiyor!

İLKAV’ın düzenlediği “Ortadoğu’da Halk Ayaklanmaları, Ülke ve Bölge Müslümanlarının Tutumu” konulu panel, Pazar günü Anakara Kocatepe Kültür Merkezi Konferans salonunda büyük bir katılımla gerçekleştirildi.

Sunuculuğunu Radyo denge programcılarından Alper Tuna’nın yaptığı panel programı Emrullah Ayan’ın, Kur’an’ı Kerim okumayı müteakip, konunun önemine ve güncelliğine dikkat çeken ve konuşmacıların cevaplayacakları soruları hatırlatan açış konuşmasıyla başladı. Gazeteci Adem Özköse’nin bölgeye dair yerinde tespitlerde bulunan ve ayaklanmaların sebep, hedef ve katılımcılarına dair aktarımlar yapan sunumunu müteakip, Atasoy Müftüoğlu, Süleyman Aslantaş ve Mehmet Pamak konuşmacı olarak katıldıkları panele geçildi.

Adem Özköse’nin bölgenin ve ayaklanmaların resmini ortaya koyan bu sunumunu müteakip panele geçildi ve ilk söz Atasoy Müftüoğlu’na verildi. Atasoy Müftüoğlu konuşmasında özetle şu önemli konulara değindi:

Son iki yüz yıldır çözülmeyi yaşıyoruz. Yeniden İnşayı Başaramadık

“Dünyada Endüstri ve Sanayi Devrimi ile bilimsel-teknolojik, Fransız Devrimi ve aydınlanma ile siyasal ve sosyal dengenin İslam’ın ve Müslümanların aleyhine bozulması ile son 200 yıldır bir alt üst oluş yaşamaktayız. Müslümanlar bu yeni durumu çözümleme konusunda çok ciddi sorunlar yaşadılar. Önce bu yeni süreçle yüzleşemediler bu yeni süreci sorgulayamadılar. Yeni dünyayı tanımlamada zorluk çeken Müslümanlar,içe kapanmıs olmaları nedeniyle kendi kendilerini tekrar ediyor olmaları nedeniyle, yeni süreçlere intibak edemedikleri gibi, yeni sürecin imkanlarına da kayıtsız kaldılar…

Son 200 yıl zarfında İslam toplumları kendilerini yenilemeyi yeniden inşa etmeyi başaramadılar. Müslümanlar bu duruma ya çözülme yada içe kapanıp kabuğuna çekilme şeklinde cevap vermişlerdir. Çözülme noktasında ciddi sorunlar yaşıyoruz.

Zihinlere yönelik saldırıyı püskürtemedik. Özgüvenimizi kazanamadık

İnandığımız değerlerden şüphe duymamız istenmektedir. Modernite, postmodernite, sekülerizm, liberalizm, demokrasi ve laiklikle hesaplaşamadık. Bu kavramların doğduğu batıyı anlayıp gerekli cevapları vermede eksik kaldık…

Geçmişin yasını tutup geçmişe tapıyoruz. Hiçbir şey üretmiyoruz ve tarihe tanıklık etmiyoruz.Zihinsel cesarete ihtiyacımız var.

Geçmişten devraldığımız kültürümüzün maalesef çok romantik çok nostaljik, çok çevresel boyutu var. Biz hala karşı karşıya bulunduğumuz çok yönlü tehditlerin farkına varmaksızın el an bu gün geçmişin yasını tutuyoruz. Bir yandan geçmişe tapınıyoruz, geçmişte ne olup bittiğini tartışmaya devam ediyoruz. Bugün ne yapılması gerektiğine ilişkin hiçbir çabamız yok. İslami faaliyet demek geçmişte ne olup bittiğini tartışmak anlama geliyor. Ümmet aradan 1430 yıl geçmesine rağmen hala Kur’anı nasıl anlayalımı tartışıyor, böyle bir şey olamaz. Burada bir sorun var. Kur’an’ın tarihe nasıl müdahale edeceğinin, tarihi nasıl şekillendireceğinin, tarihi nasıl biçimlendireceğinin konuşulması gerekirken, hala bunları konuşuyoruz.

Bugün elan bu hali hazır kuşatılmışlık içinde olayları gelişmeleri çok romantik gözlemlerle yorumlamaya devam ediyoruz. Bunu yapmamalıyız gerçeklerle yüzleşmeye cesaret etmeliyiz. Romantizm bizi rahatlatır, fakat gerçekler bizi çok ciddi şekilde rahatsız eder. gerçeklerle yüzleşmek için bunları sorgulamak için bir bedel ödememiz gerekir bir risk almamız gerekir bir tavır ortaya koymanız gerekir. Bir mücadele ortaya koymanız gerekir.

Bunları yapamayanlar romantizme sığınırlar, pastörel bir kültüre sığınırlar ve bizim bugün yaptığımız gibi elan yaptığımız gibi romantik yanılsamalar biriktirirler ve biz bugün bunları biriktirmeye devam ediyoruz. Batının bizi ötekileştirdiği ve taşralılaştırdığı günden beri bilgi üretmiyoruz bilinç üretmiyoruz, felsefe üretmiyoruz, içerik üretmiyoruz, tarih üretmiyoruz, tarihe müdahale edecek bir irade üretmiyoruz, eleştiriler, analizler üretmiyoruz…

Statüko değişmiyor, görüntü değişiyor. Diktatörler değişmiyor, yüzleri değişiyor

Neo-Liberal meşruiyet arıyoruz. Neo liberal dindarlık yaygınlaşıyor. Libya da görülmemiş bir ihanet yaşanıyor. Batı ile işbirliği içinde olan yerliler ve ganimet peşinde olan diğer ülkeler. Statüko değişmiyor. Görüntü değişiyor. 21 yy nasıl yönetilecek. Sorun burada. Mısır diktatörünün yüzü değişti. Her şey aynı.Zihinlerimize düşüncelerimize kim vaziyet ediyor? Oryantalist klişeler. ‘Arap Baharı’ diye bir tanımdan söz ediliyor. ‘Arap Baharı’ diye bir bahar yok. Prag Baharı’ndan ilham alınmış bir şey. Tanım Araplara ait bir tanım değil. Düşünce hayatımız özgür değil. İslami bilgi özgür olmayınca nasıl zihinlerimiz özgür olabilir? Irak, Suriye, Lübnan, Libya, Somali, Sudan ve İran’ın batı tarafından yeni bir sömürge haline getirilmesi ile ilgili çalışmalar çok tanınmış bir pentagon yetkilisinin general Wester Clark’ın ifadesine göre 11 eylülden birkaç gün sonra başlamış bir projenin parçalarıdır. Diğer tarafta Avrupa’da, Amerika’da yüzlerce düşünce kuruluşları var bu yüzlerce düşünce kuruluşu ilgili ülkelerin enformasyon servisleri ile birlikte çalışıyor ve fakat biz onların ilgili ülkelerin enformasyon kuruluşları olduklarını bilmiyoruz.

Bunların çok masum yardım kuruluşları eğitim kuruluşları olduklarını biliyoruz. O düşünce kuruluşlarından bir tanesi ile ilgili bir örnek vereceğim Midilis Forum. Bu kuruluş ve benzerleri, aynen bu “Neonurculuk” olayında olduğu gibi, çok hoş görülü yani dövene elsiz gerek sövene dilsiz gerek tavrını sergileyen bir Mevlana ve Yunus okunmasını öğütleyen Seyyid Kutup ve Mevdudi okunmamamsını öğütleyen yeni bir dil oluşturmaya çalışıyorlar. Neo Nurculuk ta bunların bir projesi. Budistlerin dilinden aşırmalarla Kültürel İslam’a kendini nispet edenler uzman adı altında Müslümanların kadim inançlarını ılımlılaştırıyorlar. Gençlere yurtdışında eğitim verip Arap ülkelerinde örgütlüyorlar. Bu eğitimlerin ortak özelliği Folklorik İslam’a dayalı, bir liderliğe sahip olmayan, “radikal İslam”a karşı ılıman tipler üretmek…

Bunlar Mısır’dan, Tunus’tan, Suriye’den bütün Ortadoğu, kuzey Afrika ve Türkiye’de gençleri alıp Avrupa’ya, Amerika’ya götürüyorlar ve orada bu gençlere bu sosyal medyayı, elektronik medyayı nasıl kullanmaları gerektiği noktasında kurslar veriyorlar. Bu kursları başlatanlar Mısır’da gösterileri başlattılar. Bu arkadaşlar da bir liderlikten programdan yoksundular.

Şimdi Mısır’da ve Tunus’ta yapısal bir değişim olmadı. Diktatörlerin devrilmesi, değişmesi kuşkusuz güzel ama, yeni diktatörlükler var. Biz siyasal diktatörlerin düşüşünden memnuniyet duyarken, şimdi neo-liberal diktatörlüğün emrine giriyoruz. Artık zihinlerimiz bağımsız değil ,dünyanın hiçbir yerinde Müslümanlar zihinsel bir bağımsızlık savaşı vermiyorlar. Zihinsel bağımsızlık savaşı güç bir savaş.

KONUŞMALARIN GENİŞ ÖZETİ İÇİN TIKLAYINIZ

Bir cevap yazın