İktidar günlerinin biriktirdiği

Geçip giden günlerin eleştirisini yapmak gerekiyor. Olanların ve geride kalanların hesabını geleceğe attığımız sürece, günlerin ne biriktirdiğini anlama konusunda sağlıklı sonuçlar elde edemeyiz.

Bu genel geçer cümleyi, siyasal ve toplumsal alanla ilgili olarak da kurabiliriz pekâlâ. İktidarı da muhalefeti de günlük gelişmelerin toplamını, takip edilen siyasetlerin büyük çerçevede nereye oturduğunu iyi hesaplamak zorunda.

Siyasi iradenin yapıp-ettiklerinin nereye denk düştüğünü, günler geçip giderken ne biriktirdiğini ve gelecekte bize neler getireceğini dikkatle ele almak zorundayız. Ne var ki, her geçen gün bu eleştiriyi yapmanın zemini giderek kaybolurken; ana akım medya eliyle büyük bir imaj dünyası yaratılıyor.

Belirli anahtar kelimeler, sahiciliği ya da içeriği sorgulanmadan sık sık telaffuz ediliyor. Kullanılan kavramların gerçekte neye tekabül ettiği ya da hangi anlam dünyasını ima ettiği üzerinde eleştirel bir düşünce geliştirilmiyor.Medyatik bir büyülenme olsun isteniyor.

Aşağı yukarı sık kullanılanlar listesi şöyle:

Yeni Türkiye… İleri demokrasi… Ekonomik kalkınma…

Bölgesel liderlik… Komşularla Sıfır Sorun… Sivil anayasa…

Ama koca iddialarla, televizyon ekranlarında, gazete sayfalarında süslü laflar eşliğinde biriktirilen külliyat, hayatın ve reel-politiğin ölçeğine vurulunca yaldızlarından çok şey kaybediyor.

Gösterilmek istenenle gerçek birbiriyle örtüşmüyor.

Örneğin başörtüsü yasağında üniversite öğrencileriyle birlikte artık ilk ve ortaöğretim öğrencilerinin de 28 Şubat günlerini yaşaması, Türkiye’deki “yeniliğin” halk nezdinde ifade ettiği anlamı son derece şüpheli kılıyor.

“Yeni” Türkiye’nin Kürt meselesinde hâlâ eski politikalarla yola nasıl devam edebildiği sorusu devlet gibi düşünülerek cevaplanıyor. Anadilde eğitim ya da yönetimde eşit haklar talebinde hemen bildiğimiz “ihsan eden” devlet yaklaşımıyla karşılaşabiliyoruz.

Derelerine HES istemeyen Anadolu halkı, yaşlı-genç, kadın-erkek demeden coplanıyor, yerlerde sürükleniyor. “Yeni” devlet, tıpkı eskisi gibi, Ben sizin için doğru olana Ankara’dan karar verdim, ihale ettim, oraya o baraj yapılacak” deyip karşı çıkan yöre halkının üstüne tüm kolluk güçleriyle çullanınca tabi ki “ileri demokrasi” iddiası havada asılı kalacaktır.

İşsizliğin azalmadığı, asgari ücretin açlık sınırının dahi altında kaldığı, herkesin banka kredileriyle borca batağa saplandığı, taşeronlaşmanın had safhaya ulaştığı, kıdem tazminatlarının akıbetinin belirsizleştiği, kamu finansmanının giderek özel sektöre aktarıldığı bir vasatta “ekonomik kalkınma” söylemi de son derece şüpheli bir hal alıyor.

Bölgesel liderlik ve komşularla sıfır sorun konularına gelince… Hükümet, Mısır, Libya, Suriye meselelerinde aldığı tavrı “halkların tercihine saygı” ve “insan hakları, adalet” gibi ilkelere gönderme yaparak izah etmeye çalışıyor.

O zaman aynı dış politikanın katı bir baskı rejiminin yürüdüğü Suudi Arabistan konusunda neden izlenmediği, Bahreyn ve Yemen halklarına neden destek verilmediği, Azerbaycan’da başörtüsü için ayaklanan Müslümanlar ve kanaat önderleri acımasızca coplanıp tutuklandığında neden Aliyev rejiminin eleştirilmediği, Doğu Türkistan’da kardeşlerimiz Çin yönetimi tarafından haksızca hâlâ zorbalığa ve idam cezalarına maruz kalırken neden bu halkın da gündeme gelmediği gibi soruları beraberinde getiriyor!

Demek ki, dış politikada aksi iddia edilse de, hâlâ halklar değil rant-çıkar ilişkisi belirleyendir. NATO konseptinde hareket edilmesi ve Füze Kalkanı projesinde Malatya’nın da üs haline getirilmesi ise zaten fotoğrafın netleşmesi konusunda yeterli sayılmalıdır.

Sivil Anayasa meselesine gelince… 12 Eylül anayasası bugüne kadar defalarca değiştirildi. AB uyum süreci ve son referandumla yapılan değişiklikler zaten eskisinden geriye birkaç temel konu dışında bir şey bırakmadı. Kalanlar da devlet ideolojisi, dokunulmaz maddeler, vatandaşlık tanımı gibi siyasal tartışmaları beraberinde getiriyor. Bunlarla ilgili olarak ise AK Parti herhangi bir değişikliğine gitmeyeceğini beyan ettikten sonra geriye tartışacak ne kalıyor?

Türkiye’de, mahiyeti çeşitli argümanlarla manipüle edilse de, bir değişim süreci yaşanıyor. Bu süreçte devlet aklı, ideolojisi, bürokratik egemenlik, devlet-toplum ilişkisi gibi alanlarda özü itibariyle değişen bir şey ise yok, şayet “devletin seçkinleri” pozisyonunda oturanların değişmesine razı değilseniz…

Malum, Allah, günleri aramızda dolaştırdığını beyan ediyor.

O halde hatırlatalım: Hiçbir iktidar baki değil. Ve tarihin biriktirdiğinin faturası masaya er geç gelir. Yarın güç dengeleri değiştiğinde bugünden ne arta kalmış olacak, bunu da düşünmek gerekmez mi?

İktidar sarhoşluğuna kapılıp; adaleti, hakkaniyeti, ehliyeti, liyakati zedeleyenlerin safında yer tutmak hepimizin geleceğine zarar vermez mi?

İktidarın imkânları aldatıcıdır. Bile isteye aldanıp, sanki aldanmamış-aldatmamış gibi davranmak ya da iktidarla aynı tarafta saf tutup yapılanları izah etmenin, aklileştirmeye çalışmanın, gündemi manipüle etmenin vebali ise herkes için ağırdır.

Bir kez daha hatırlatmış olalım…

One thought on “İktidar günlerinin biriktirdiği

  • ellerinize sağlık.bir süredir takip ediyorum yazılarınızı. duru ve net ve de ilkeli.

Bir cevap yazın