Böyle buyurdu Başbakan!

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın  Kızılcahamam kampında yaptığı konuşma hem kendi içinde hem de bundan önceki politikalarını düşünürsek ‘çelişkili’ bir konuşma. Konuşmanın başında yeni anayasanın bütün vatandaşlara kendi ülkelerinde `ev sahibi` olduklarını hissettiren bir metin olacağını söyleyen de kendisi, konuşmanın devamında “BDP’lileri ‘zerdüşt dininden’ diye ötekileyen de kendisi. En önemlisi ‘kimsenin bu ülkeyi germeye hakkı yok’ derken bile; kendi konuşmasındaki ‘gerginlik ve hakaret boyutunu’ algılayamayışı…

Süryani, Ermeni, Ezidi, Yahudi, Rum velhasıl bu topraklardaki farklı inanç ve etnik gruplarla sohbetlerimizde hepsinin Ak Parti iktidarını ‘ileriye dönük bir ümitvarlıkla’ karşıladıklarını duyuyoruz hep. Dini duyarlılıkları olduğunu söyleyen kişilerin kurduğu ve kendini muhafazakar demokrat olarak tanımladıkları için ‘benim inancıma da saygı duyar ve gereğini yerine getirir’ ümitvarlığı bu kısaca özetlersek. Başbakan da bu ümitvarlığı canlı tutacak konuşmalar, politikalar yaptı, yapıyor. 12 Haziran seçimleri galibiyetinin gecesi yaptığı balkon konuşması, geçtiğimiz Ramazan’da gayrimüslim cemaatlerin temsilcileriyle bir araya geldiği iftardaki konuşma en iyi hatırladığımız. O iftarda şunları söylemişti mesela: “Kimsenin hatasını sahiplenmeyeceğiz ki o hataları tekrarlama cesareti bulmasınlar Bu topraklarda yaşayan tek bir vatandaşımızın ruhunun incinmesine, ayrımcılığa maruz kalmasına müsaade etmeyiz, edemeyiz””

Açılım politikaları, Ahtamar ve Sümela’nın senede bir de olsa ibadete açılması hep bu ‘farlılıklara saygı’ politikasının güzel uygulamaları olarak gerçekleştirildi. Kaldıki başörtü yasağı başta olmak üzere bütün sorunların ‘toplumsal mutabakatla’ çözülmesi gerektiğini vurgulayıp bu konuda farklı kadın stk’larından, kişilerden destek isteyen de kendisi. Hal böyleyken BDP tarafından verilen ‘başörtü genelgesine’ samimiyet testi yapmasını, hele de dünkü konuşmasıyla hem BDP’lilere hem de bu topraklarda bir şekilde halen yaşıyorsa ‘zerdüşt dini’nden olanlara hakaret etmesi her yönden izaha muhtaç.

“Başörtülü kardeşlerimi niye istismar ediyorsun? Senin böyle bir derdin yok ki. Dini Zerdüştlük olan bir anlayışın böyle bir derdi olabilir mi? Dert istismar. Acaba AK Parti`yi köşeye nasıl sıkıştırırız? Geç o işi geç. Siz bizi köşeye sıkıştıramazsınız. Bu millet kimin ne olduğunu gayet iyi biliyor. Bu iş konuşulmaz. Bu iş yaşanır, yapılır.”

Böyle buyurdu dün Başbakan. Kim diğerinden esinlendi bilmiyorum ama dün akşam STV’nin nerden baksan hilkat garibesi dizisi “Şefkat Tepe’de” de ‘Zerdüşt dini’ meselesi gündemdeydi. Başbakan ve STV senaristleri; bu çabalarıyla ‘müslüman kürtlerde’ sempati uyandıracaklarını düşünüyorlarsa; bu çabanın sempatiden çok öfke ve üzüntü oluşturduğunu bilmeliler.

Başbakan’ın görmesi gereken ‘zerdüşt dini’nden de olsalar, samimiyetsiz de olsalar birilerinin ‘başörtü yasağı’ gidermek için çaba gösterdiği kendisinin ise, tıpkı ‘Başörtülü Aday Yoksa Oy da Yok” kampanyası temsilcilerine yaptığı gibi bu yasağın kalkmasıyla ilgili çabaları elinin tersiyle ittiğidir. Ve her zamanki gibi ‘zamanı değil’ bahanesinin arkasına sığındığının iyi tahil edildiğidir.

Başbakan’ın ve onun yazılarını kaleme alanların ‘hangi başbakan?’ sorusuna cevap vermesi gereken günlerdeyiz.

“Konuşmasıyla ülkeyi bütünleştiren mi, yoksa geren mi?

“Farklılıklara saygı duyan ve koruyan mı yoksa onları tahkir eden, hedef gösteren mi?

“Komünizm, demokrasi gerekiyorsa biz getiririz diyen üstenci zihniyet mi?, bu topraklardaki tüm halklarla kendini eşit gören anlayış mı?

EMİNE UÇAK ERDOĞAN

GASTEBOYUT



Bir cevap yazın