Türkiye, Doğu blokunun parçası olmalı

Türkiye Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun 12 Türk gazeteciyle ülkenin dış politikasını konuşmak üzere kapalı bir oturumda gerçekleştirdiği görüşme önemliydi.

Davutoğlu, Türkiye’nin yaptıklarını ve bu dönemde içine düştüğü durumu açıklarken ileriye gitti. Görüşmeye çağrılan bazı isimlerin aktardığı üzere, Türk bakanın detaylı açıklaşmasının özeti, “Türkiye, Batı bloku içindeki yerini alıyor” şeklindeydi.

‘Stratejik derinliğin’ teorisyeni, Türkiye’nin mevcut ve gelecek seçeneklerinin belirlenmesinde gayet netti. Kendisinin ve Türk halkının bu seçenekleri belirleme hakkı var.

Fakat AKP’nin 2002’de iktidara gelmesini takip eden yıllarda Türkiye’nin çağrıda bulunduğu şeyler, bugün Türk bakanın açıkladıklarının tam tersiydi.

Bazı Arapların Türkiye’nin politikalarındaki değişime getirdiği eleştiriler, sadece Araplarla sınırlı da değil. Bazı Türk yazarların da bu politikaları eleştirmesi, ben de dahil Arap eleştirmenleri, Davutoğlu’nun suçladığı gibi Türkiye’nin imajını lekeleme amaçlı ‘kara propagandanın’ bir parçası olmaktan kurtardı.

Türklerin imaj sarsıntısı

Eleştirilerimizin temel noktası, Ankara’nın önceki politikalarını ters yüz etmesi ve Batı politikalarının yapısal parçası olmak gibi bir tutum alması.

Laik, solcu ve liberal yazarlar, eleştirel bir tavır almıştı ve Davutoğlu, bu tutumu istediği gibi açıklayabilir. Fakat bakan, AKP’ye yakın İslamcı akımdan Ahmet Turan Alkan, Ali Bulaç ve Abdulhamit Bilici gibi yazarları da bahsi geçen kara propaganda hanesine koyamaz.

Bazıları, bağlı oldukları ideolojiden veya belirli siyasi amaçlardan hareketle Türk dış politikasının eğilimlerini muhasebe edebilir. Fakat bu muhasebe, AKP’nin çağrısını yaptığı şeylerle şu an geldiği nokta arasındaki çelişki temelinde yapıldığında, Türk dış politikasının mühendislerinin görevi, yaşanan değişimi açıklamaları gereğinin olduğunu düşünüyorum.

Türkiye’nin dostlarla çevrili bir ülkeden düşmanlarla çevrili bir ülkeye dönüşme sebepleri bir yana, bugünkü tablonun ülkeye düşman cephenin büyümesi, bu cephenin komşuların çoğunluğunu kapsaması ve sebeplerin sonucu değiştirmemesi olduğunu belirtiyor; bu sonucun Türkiye’nin AKP’nin iktidara gelmesinden önceki düşman karesine dönmesi olduğunu ifade ediyor.

AKP’nin önceden yükselttiği başlıklar alaşağı oldu. ‘Esnek güç’ söylemi, Türkiye’nin son yıllardaki diplomatik, ekonomik, stratejik işbirliği konseyleri, sınırların açılması ve arabuluculuk rolü gibi gücünün sırrı olmuştu. Bu söylemin yerini, ‘haşin güç’ veya ‘şahin güç’ imajı aldı.

Kıbrıs Rum Kesimi ve İsrail’e savaş tehdidi, Libya’daki savaşa katılması ve Suriye’ye askeri müdahalede bulunma tehdidi gibi… Türk gerginliği, başka ülkelere ve hatta birincil ticari ortağı Rusya’ya kadar vardı.

Biz Doğulular, Türkiye’nin Batı blokunun parçası olmasını onaylamayız. Bu blok, İsrail oluşumuna kucak açması bir yana, işgal ve yıkım suretiyle çiğnemediği tek bir Arap ve İslam sahası bırakmadı.

Batı ajandasına dikkat

Türkiye’nin çok boyutlu, sıfır sorun ve stratejik derinlik politikalarıyla bir denge oluşmuştu. Fakat Davutoğlu’nun Türk gazetecilere sarfettiği son sözler tehlikeli. Ülkenin Batı’nın emellerine karşı çıkan istisnasız tüm Araplarla ilişkileri üzerindeki tehlikeli sonuçları olabilir.

Bizler, Türkiye’nin kendi sorunlarımızın ve Doğulu kimliğimizin bir parçası olmasını istiyoruz. Türk kardeşlerimize, Batı’nın kendileri için kurduğu bu tuzağa kadar dikkatli olma çağrısıdır bu. Batı, Türkleri bölgesel liderlik için destekliyor, ancak Türkler sonradan ‘Batı ajandasına’ göre fitne ve bölünme sırasının kendilerine geldiğini görecek. Türkiye’nin çıkarı Batı blokunun değil, Doğu blokunun parçası olmakta saklı.

Muhammed Nureddin

eş Şark / Katar, Tercüme: Radikal

Bir cevap yazın