İsyan mı, fantezi mi?

Hareket 17 Eylülde birkaç gencin öncülüğünde New York’ta yapılan gösterilerle başladı. Beş kıtada, sekseni iki ülkenin 951 kentinin finans merkezlerinde; çarpık ekonomik sistem, adaletsiz ve orantısız gelir dağılımı, işsizlik, sosyal adaletsizlik gibi kapitalizminin argümanları protesto edildi.

Wall Street zihniyetinin açgözlülüğüne karşı küresel eylem çağrısının yapıldığı ve 17 Eylülde ABD’de start verilen eylemlerde, Nobel ekonomi ödülü sahibi ekonomist Joseph Stiglitz’in bir çalışmasından esinlenerek “biz yüzde 99’u temsil ediyoruz” sloganı kullanıldı. Stiglitz’in bir çalışmasında, ABD’de en zengin yüzde 1’in toplam servetin yüzde 40’ını denetlediğini ortaya koymuştu.

Aslında sadece ABD değil, emperyal batı ekonomilerinin birçoğunda servet dağılımında ciddi boyutlarda adaletsiz bir dağılım söz konusu. İşte bu yüzden de bu eylemlerin en şiddetlisi ve yoğunu gelişmiş batı ekonomilerinin finans başkentlerinde cereyan etmiştir.

Ekonomik nedenlerle ilk protesto hareketleri aslında Yunanistan’da başladı. Yunanlılar iflas eden ekonomileri nedeniyle alınan kemer sıkma tedbirlerini protesto etmek için sokaklarında gösterilerin düzenlendiği ilk ülke. Yunanistan’ın ardından işsizlik sorunuyla ve ekonomik krizle boğuşan başka bir Avrupa ülkesinde, İspanya’da gençler sokaklara döküldü. ABD’de eylemler sakin seyrederken, en şiddetlisi İtalya’da olmak üzere Avrupa ülkelerinde eylemler oldukça sert geçti…

Eylemlerde en çok finansal sisteme ve bankalara göndermeler yapıldı. Tabii ki bankaların bu kadar sert eleştirilmesinin şüphesiz haklı nedenleri var. Çünkü 2008 yılında patlak veren finansal kriz bankacılık kesiminin sorumsuz ve salt kâr amaçlı işlemlerinden dolayı patladı…

Krizde devletlerin bütçelerinden, yani vergi mükelleflerinin cebinden aldıkları kaynaklarla kurtarılan bankalara halen kaynak akıtılmaya devam ediliyor. Oysa bankaların birçoğu finansal krizin ilk döneminden daha güçlü olduğu gibi, bazıları da krizi fırsata çevirerek! kriz öncesi durumundan bile daha güçlü hale geldi…

İşte onun içindir ki; bu krizin müsebbibi olarak görülen bankalar akademik ortamlardan sonra sokaklarda da eleştiriliyor.

Wall Street’te başlayıp tüm yerküreye yayılan ve mevcut finansal ve ekonomik sistemi eleştiren bu eylemleri nasıl okumalıyız?..

Göstericiler tüm dünyada eylemleri yagınlaştırsalar da, eleştirdikleri sisteme karşı ortaya koyabildikleri bir argüman yok.

Bir durum sorgulaması var sadece, ama hoşnut olunamayan mevcuda karşı bir alternatif üretilmesi sözkonusu değil.

Özellikle gösterilerin baş aktörleri olan gençler, mevcut durumu görünce gelecek algıları ve beklentileri olumsuzlaşıyor. Çünkü ekonomik kriz batı ülkelerinde emeklilik planlarını ve fonlarını altüst etti. İnsanlar işlerini, evlerini kaybetti. Üstelik finans kesiminin çıkardığı bu krizin yaralarını sarmak için devletlerin kasalarından çıkan kaynakların faturası sokaktaki vatandaşa kesildi. İşte göstericiler en azından bunların bilincinde. Ancak hoşnut olmadıkları kapitalist sistemin dışında bir dünyanın varlığından da habersizler…

Son yılların en büyük küresel pretosto eylemi olan bu hareketlerden, siyasi dönüşüm beklemek büyük bir hayal olur.

Eylemlerde kullanılan dil; sistem içi eleştiri, sistem içi isyandan öteye geçememektedir. Sistemin yıkılması gibi bir hedef yoktur…

İşte bu nedenle, bazı yorumcuların oldukça zorlamalı bir şekilde “Arap Baharı” diye tanımladıkları hareketle bu eylemler arasında bir bağ kurmaya çalışmaları oldukça anlamsız ve zorlamadır.

Mevcuda karşı bir başkaldırı olarak algılanabilecek bu hareketler her ne kadar paradigma yoksunu olsa da, Soros gibi mevcuttan beslenenlerin eylemlere destek verdiğini açıklayarak hareket sulandırılsa da, beş kıtaya yayılan bu eylemler önemsenmelidir…

Tamamı için Fevzi Öztürk/ Dünya Bülteni


Bir cevap yazın