Arap Baharı’ndan Amerikan Sonbaharına: Mücadelenin öyküsü

Mücadele ve direniş kavramları en önemli dini, sosyal ve siyasi kavramlar/olgular arasında yer almaktadır. Çünkü ezen-ezilen, güçlü-güçsüz, haklı-haksız, zalim-mazlum, zengin-fakir, sömüren-sömürülen mücadelesi, çelişkisi, çatışması veya savaşı devam ettiği sürece ortak eylemde bulunanlar, direniş ve mukavemet gösterenler daima var olacaklar, er-geç mutlaka zulmedenleri cezalandıracaklardır. Örgütlü mücadele sürecine aktif olarak katılanlar, nihai olarak müstekbirlere yaptıklarının karşılığını verecekler yahut tüm despotları kendi akıttığı kanlarda boğacaklardır. Bundan kimsenin en küçük bir kuşkusu olmamalıdır.

Bahar mevsiminde önce Tunus’tan başlayan ve  yayılan ayaklanmalar, önemli bir dönüm noktası oluşturdu. Milyonlarca insanın çok hızlı bir şekilde örgütlenmesi, internet ağını yoğunlukla kullanması, haksızlıklara karşı yürümesi, baskılara başkaldırması, zulümleri protesto etmesi artık yaşadığımız dünyada olup-bitenlere karşı sessiz ve tepkisiz kalınamayacağının çok önemli bir göstergesiydi, derin bir tezahürüydü. Keza sosyoloji ve tarih biliminin dahi anlamakta ve açıklamakta oldukça zorlandığı bir süreçle karşı karşıya kaldık.

Bir defa ok yaydan fırlamıştı…

Tüm dünya tam bir şok içerisindeydi…

Büyük bir şaşkınlık hâkimdi…

Yeryüzü coğrafyası, yaşananları ifade etmekte oldukça güçlük çekiyordu…

Mevcut vakıa, tam bir hayat-memat meselesini yansıtıyordu…

Hiçbir kimse Arap dünyasında böyle bir ayaklanmayı, örgütlü mücadeleyi elbette beklemiyordu. Aslında toplumsal/siyasal olayların bazen bir anda gelişip tüm dünyaya yayılması ve insanlığı etkisi altına alması gayet normal bir gelişme, hadise ya da olgudur.

İnsanlar geçmişten günümüze zulümlerden, işkencelerden, baskılardan, jurnallerden, torpillerden, imtiyazlardan, yalanlardan yılmış, bıkmış ve usanmış; “tek adam” rolü tümüyle önemini yitirmiş, kelimenin tam anlamıyla bıçak kemiğe dayanmıştı…

Eylemciler, Tunus’ta çok kısa süre içerisinde netice aldılar, Mısır’da nispeten uzun sürdü. Ancak Libya’da katil NATO’nun devreye girmesi işleri bir hayli karıştırdı, zihinleri hercümerç etti. Neticede Kaddafi kendi yaptığı işkencelere, zulümlere ve katliamlara benzer şekilde öldürüldü. Bazı insanların Kaddafi’yi şehid olarak ilan etmelerini, öldürülmesine tepki göstermelerini yahut onu masum/mazlum/mağdur olarak telakki etmelerini anlamak, değerlendirmek veya ifade etmek katiyen mümkün değil…

Suriye’de Beşar Esad, yaşanan acı olaylardan kesinlikle ders almamış görüntüsü veriyor, kendi kendini kandırdığının ve geleceğini kararttığının farkına varmakta bile aciz kalıyor! Tarifi imkânsız saplantılarıyla, korkularıyla ve fobileriyle hareket ediyor, var gücüyle direniyor, çırpınıyor, çırpındıkça batıyor… İşin kötüsü ABD ve İsrail gibi küresel emperyalistler akbaba gibi Suriye halkının tepesinde dolaşıyor ve Suriye’de Libya gibi bir sürecin yaşanması riski artıyor!

Yüce Allah, başkalarına zulmeden; azgınlık, sapkınlık ve düşmanlık içerisinde olan milletlerin, devletlerin veya yöneticilerin halini şu Ayet-i Kerime’de net bir şekilde özetliyor: “Zulmetmekte olanlar, nasıl bir inkılâba uğrayıp-devrileceklerini yakında bileceklerdir.” (Şuara: 227)

Hülasa bu aşamadan sonra herkes mutlak surette şunu bilmelidir ki; artık halk desteği olmayan, gücünü toplumundan almayan, meşru bir şekilde iktidara gelmeyen hiçbir siyasi erk, yönetici, devlet adamı ayakta duramaz, varlığını sürdüremez. Bu tip insan müsveddeleri milleti kandıramazlar, dalkavukluk yapamazlar, iğrençlik, aşağılık ve alçaklıkla siyasetini devam ettiremezler. Bunun için de elbette kâhinlik yapmaya, illa ki konunun uzmanı olmaya, siyaset kitaplarını birer birer devirmeye, bilimsel tezler sunmaya, felsefe yapmaya gerek yok. Çünkü canlı şahitler, hadiseler, Allah’ın ayetleri, olgular açıkça ortada. Görünen köy kılavuzluk istemez…

AMERİKAN SONBAHARI

Gelelim Amerikan Sonbaharına… Olayın akış süreciyle ilgili özet bilgi vermekte fayda görüyorum: “Geçtiğimiz aylarda Aşağı Manhattan’da Zuccotti Parkı yakınlarında başlatılan, “Wall Street’i İşgal Et” dalgası Amerika’yı sallamaya devam ediyor. Eylemler geçtiğimiz günlerde küresel bir boyut kazandı; 15 Ekim küresel eylem gününde 82 ülkede 1500 ayrı mekânda Kuzey ve Güney Amerika’dan Afrika’ya, Asya’ya, Avrupa’ya kadar geniş halk kitleleri sokakları mesken tuttular, amaç ve isteklerini net bir şekilde haykırdılar…

Her şey Kanada merkezli alternatif kültür dergisi Adbusters’ın bir çağrısıyla başladı. İlk günlerde davete icabet edenlerin sayısının azlığı alay konusu bile edildi. Reklamdaki gibi “Her şeyin bir zamanı var” diye düşünenler değil; “Şimdi değilse ne zaman?” sorusundan yola çıkanlar haklı çıktılar ve hareket ivme kazandı. Aslında 2007’de başlayan ekonomik krizin giderek geniş kitlelerin canını daha fazla yakmaya başlaması Wall Street eylemcilerinin destek bulmasında önemli rol oynadı. İşsizlik oranı Amerika’da ortalama %9,1’de seyrederken, Amerika’da yaşayan Latin kökenlilerde %11,3’e, siyahlarda ise %16,8’e yükseliyordu.

Eylemciler Zuccotti parkının adını “Özgürlük Meydanı” olarak değiştirirken Mısır’ın Tahrir Meydanı’ndan ilham aldıklarını açıkça ifade ediyorlardı. Mayıs’ta başak veren Madrid’in Puerta Del Sol Meydanı ve merkez üssü İspanya olan “öfkeliler hareketi”, Atina’nın Sintagma Meydanı’ndaki kararlı direniş, Şili’li öğrencilerin geniş kitle desteği kazanan eylemleri, İsrail orta sınıflarının “artık yeter!” çığlığı, Wall Street ayaklanmasının koşullarının olgunlaştığına delalet ediyordu.” (www.radikal.com.tr)

Amerikan sömürü düzeninin, hatta dünya kapitalizminin beyin merkezi yahut ana damarı Wall Street olarak kabul edilebilir. 2007’de Amerika’da reel sektördeki yıllık üretiminin %350’ye varan borç balonu Wall Street’in şeytanca planları sonucu şişmişti. Bu finans sektörü, neredeyse tüm sektörlerin karlarının %40’ına el koyar hale gelmişti.

Dünyayı sistematik bir şekilde krize sürükleyen neo-liberal yapılanmalar, yenidünya düzeninin maddi çıkarları doğrultusunda yapılan çalışmalar, küresel sermaye sahiplerinin hükümranlığı, geniş halk kitlelerinin borç batağına sürüklenmesi, özetle küresel ölçekte emperyal politikaların bu tür finans merkezileri aracılığıyla gerçekleştirildiği tartışmasız bir hakikattir.

Artık yaşadığımız dönemde Amerikan İmparatorluğu çatırdıyor, “Amerikan rüyası” tükeniş ve “yok oluş” sürecine giriyor, geniş halk kesimleri bir anda ayağa kalkıyor, liberal politikalar ve sömürü düzenleri hercümerç oluyorlar. “Direniş ve mücadele” örgütlü ve sistematik olarak kendini net bir şekilde ifade ediyor, ezilenler ve yoksullar yaptıkları geniş katılımlı eylemlerle, gösterilerle, protestolarla, ayaklanmalarla tüm dünyayı kasıp-kavuruyorlar.

Sonuç itibarıyla; dünyamız yeni bir eksen, taze bir başlangıç, farklı bir dönem içerisine girdi. Bunu kabullenmek ve özümsemek durumundayız, aksini iddia edemeyiz. Halklar tüm yeryüzünde haksızlıklara, sömürülere, despotluğa, tek adam rolüne, iğrençliğe, azgınlığa ve sapkınlığa “yeter artık, dur!” diyorlar, bütünleşiyorlar, bazen başkaldırıyorlar, bazen de hırçınlaşıyorlar ve fiziksel mekânları darmadağın ediyorlar. Dünyayı yönetmeye namzet olan global sermaye yahut büyük ölçekli küresel şirketler artık kabus görüyorlar. Şunu açık bir şekilde ifade etmeliyim ki; Mısır’daki siyasi, sosyal, ekonomik eşitsizliğe karşı yapılan başkaldırı neyse, dünyanın başka bir coğrafyasında toplumsal adaletsizliği veya ekonomik eşitsizliği protesto eden toplumsal kesimler arasında hiçbir fark olamaz, olması da imkânsızdır.

Önemli olan nokta; herhangi bir adaletsizlik durumunda tüm beşeriyetin ayağa kalkması, erdemli, insaf ve vicdan sahibi olan insanların bütün korku ve kaygılarını yenebilmesi, haksızları cezalandırması ve haklı olanları daima üstün tutmalarıdır…

 

 

Bir cevap yazın