Siyasi operasyonla askeri çözüm

Son haftalarda Kürt sorununda gelişen operasyoncu tutum farklı bir tartışmayı beraberinde getirdi. Askeri zeminde istense imha eksenli netice alınabileceği ama bunun doğuracağı travmadan kaynaklı ihtiyat içine girildiği iddia ediliyor. Nihayet siyasi kadrolara yönelik tutuklamalarla aslında Kürt hareketinin askeri olarak zayıflatılacağı savunuluyor.

Başkasının hayatı ve özgürlüğü üzerinden yöntem denemesi yapmak kolaydır. Yıllar boyunca yapılan benzer denemelerin ortaya çıkarttığı travma ile yüzleşmemizin de ne kadar yapmacık olduğu bu vesile ile bir kez daha teşhir oldu.

Kürt sorununda yaşananlarla kıyaslanmayacak düşük yoğunlukta da olsa 28 Şubat döneminde cemaat evlerinde yaşatılan tedirginlik, iki güne bir tedbir olsun diye evlerin yerlerini değiştirme girişimleri unutulmuş olabilir. Sohbet toplantılarından çıkarken ihtiyaten küçük gruplar halinde evleri terk etme gayreti geriye dönüp baktığınızda hikaye gibi gelebilir.

Benzer bir travmayı Milli Gençlik Vakfı ve özel olarak Mili Görüş çizgisinden siyasetçiler yaşadılar. Erdoğan’ın okuduğu şiirden dolayı cezaevine girmemek için insan hakları savunucularının kapısını çaldığı günleri kimse hatırlamak istemiyordur.

Örnekleri çoğaltmak mümkün. Sonuç itibarı ile silahlı bir hareketle ilişkilendirilerek cezalandırılan kişilerin konumu, yukardaki örneklerle kıyaslanamaz diyenler, önemli bir ayrıntıyı göz ardı ediyorlar. Herkesin özgürlüğü, sözü, çabası kendisi için değerlidir. Başkasının özgürlükleri konusunda duyarlılık ise ancak erdemli insanların işidir. Onaylamadığınız, karşı hatta tehlike bulduğunuz bir düşüncenin özgürlüğünü savunamıyorsanız hak savunucusu olamaz, özgürlükçü söylemlerle kimseyi inandıramazsınız.

Askeri zeminde elde edilemeyen kazanımların siyasal aktörlere, akademisyenlere yüklenilerek telafi edilmesi planlananın tam tersi sonuçlar doğurabilir. En azından geçmişte böyle olmuştur. Bundan sonra da benzer sonuçlar ortaya çıkmaması için somut hiç bir neden yoktur.

Bir dönem silahlı hareketle toplumsal ve sivil kadroları bir birinden ayırt etme mesafe oluşturma çabası içine girenler, buna ümit bağlayanlar şimdi tam tersi pozisyon içine giriyor, herkese toptan aynı muameleyi yapmak gerektiğini düşünüyorlar. Yani aslında mesafe koymak bir yana mesafeyi yok sayan cezalandırma yöntemlerine başvuruyorlar.

Silahlı mücadeleyi göze alanlar ne kadar neyi göze almış olabileceğini bu yazıda tartışma konusu yapmayacağım. HPG mensuplarının cenazeleri hangi silah kullanılmış olursa olsun insanlık dışı bir fotoğrafı yansıtmaktadır. Yakalanmak , tutuklanmak bu muamele ile karşılaştırıldığında çok hafif gözükebilir.

Askeri zeminde çözümü siyasal hamlelerle elde etmek elbette mümkün hatta zorunludur. Ama bunu Türkiye’de örneğini yaşadığımız gibi değil, tam tersi girişimlerle gerçekleştirmeyi göze almak gerekir. Türkiye açısından, özgürlükçü bir ortamı inşa ederek çatışmalı süreci sonlandırmak, bu karanlık tünelden çıkış için son umut ışığıdır.

Aksi takdirde askeri kayıplarla, yeni siyasal dengeleri kabullenmek zorunda kalmanın bedelini hepimiz ödemek zorunda kalacağız.

Ayhan Bilgen

Emek Dünyası

 

Bir cevap yazın