Cumhuriyet döneminde dış cephe siyaseti

Türkiye siyasal yapısı Van’da çöken Bayram Oteli gibi dış cephe görüntüsü ile ayakta tutulmaya çalışılmaktadır. Temeli, kolonları, taşıyıcıları, duvarları özetle kaba inşaatının tamamı sorunlu ve yorgun bir binanın dış cephe görünümünü iyileştirerek depreme dirençli hale getiremezsiniz.

Ömrünü uzatmak istediğiniz bir yapının ciddi sarsıntılara dayanmasını sağlamak için yapılmaması gereken bir iş varsa dış cephe yalıtımıdır. Kırılmaları, çatlamaları, patlamaları örten her makyaj girişimi gerçeğin farkına varmanızı zorlaştırır.

Osmanlı çöküşe geçtiğinde öncelikli reformlar dış cephe iyileştirmesi niteliğinde idi. Bunun durumu kurtarmayacağı fark edilip daha köklü adımlar planlandığında iş işten geçmişti.

Cumhuriyet Türkiyesi bugüne kadar temel sorunları çözme konusunda benzer yaklaşımı tercih etti.

Devletin yapısal tercihleri siyasal parti sistemini de şekillendirmiştir. Parlamento, seçim sistemi gibi mekanizmalar üzerinden kendini dayatan krizler yüzeysel düzenlemelerle aşılmaya çalışılmaktadır.

Halkın siyaset yapma, karar süreçlerine katılma araçları neredeyse tümden devre dışı kaldığı halde, vizyon, imaj, algı odaklı operasyonlara yönelim söz konusu idi. Lider merkezli siyasetin ne kadar demokratik olabileceği tartışması yapmadan, siyaset aracılığı ile ülkeyi demokratikleşme girişimleri öncellendi.

Kendi iç tüzüğünü demokratikleştirmeyen, demokratikleştiremeyen siyaset, askeri vesayeti yada bürokratik oligarşiyi ortadan kaldırabilir mi ?

Tıpkı güçlü devleti güçlü orduya endeksleyen anlayış gibi, güçlü partiyi de lider karizmasına endekslemek büyük riskleri beraberinde getirdi.

CHP gibi ondan doğan merkez sağ partiler, hatta Türkçülük, İslamcılık üzerine kurgulanan siyasal proğramlar bile söylemin ötesinde bir özgün örgütlenme modeli geliştiremedi.

Halkı sadece seçim dönemleri desteği alınacak bir nesne gibi gören anlayış, yeni bilgi ve iletişim araçlarının gelişmesine rağmen devam ettirilmek istenmektedir.

Katılım konusunu sadece sandığa hapseden, diyalogu ise danışmaya indirgeyen yaklaşımlar, anayasa hazırlık sürecinde kendini net biçimde hissettirmektedir.

Siyasal sorunların siyasal araçlarla ve siyasal zeminde çözülmesi elbette zorunluluktur. Ancak bu zeminin ne kadar toplumsal arka plana dayandığını sorgulamadan parlementerist tutumlar içine sürüklenmek, çözümün değil sorunun parçası haline gelmeyi doğurur.

Toplumsal dinamiklerin siyasete sahici katılım kanallarını açmadan siyasal çözüm beklentisi ile davranmak son derece yanıltıcı olur.

Siyaseti profesyonelleşmenin yozlaşmasına mahkum eden her kopuş, amatör ruhun ölümünü hızlandırmaktadır. Bu ruhu yeniden canlandırmak ve siyasal girişimlerde etkin hale gelmesini sağlamak, öncelikle tercih edilmesi gereken çıkış yoludur.

Aksi taktirde siyasal mekanizmalar ihtişamlı görünümüne rağmen Van’daki Bayram oteli gibi yıkıldıktan sonra sorumlu aramak binayı geri getirmeyeceği gibi, yaşanan acıyı da büyütecektir.

AYHAN BİLGEN

SİVİL DÜŞÜNCE

 

Bir cevap yazın