Suriye, Türkiye ve yaklaşan tehlike

Suriye’ye dair dış basında çıkan yazı ve yorumlara bakınca acaba en uzun sınırı paylaştığımız ülke ile başka bir coğrafyada mı yaşıyoruz diye sormadan edemiyor insan. Bir ülkenin coğrafyasıyla bu denli gerçeklik ilişkisinin kopması için sarsıcı gelişmelerin olması gerekir.

Evet, Suriye’de kan dökülüyor, Esad Baasçı klana dayalı iktidarını kaybetmek istemiyor, gösteriler silahlı çatışma aşamasına geldi… Bunun bir adım ötesi iç savaş diyebileceğimiz kazananın olmadığı kanlı bir boğuşmadır.

Suriye ile gerçeklik ilişkisini koparmamıza neden olan yorumlar bunlar değil elbette. Yazılıp çizilenlere, en azından dış basındaki yaklaşım tarzına bakılırsa Türkiye ile Suriye çoktan savaşa girmiş görünüyor.

Türkiye’nin Suriye’ye bir şekilde müdahil olmasının hatta bunun askeri anlamda harekata dönüşmesinin bir temenniden (!) ibaret olmadığına dair emareler de her geçen gün daha belirgin hale geliyor…

Amerikan yönetiminin başından beri kullandığı dil malumken Fransa ve Türkiye’nin adeta müştereken Suriye yönetimine yönelik gün sayan açıklamalar yapmalarının tesadüfü aşan anlamları var. Türk dış politikasının özellikle Ermeni tasarısı ve AB ilişkilerinden dolayı epeydir limonî olan ilişkilere tezat biçimde Fransa’yla yakınlaşmış olmasının doğrusu hiç de hayra yorulur bir yanı yok.

Bir yanda yeknesak olmayan ve her türlü dış müdahaleye açık muhalefet diğer tarafta sivil ve askeri diktatörlüğe dönüşen ve iktidarı hiç de bırakmak niyetinde olmayan Baas’ın vahşet sergileyen tutumu dış müdahale olmadan Suriye’de bir değişimin olmayacağı söylemini pekiştiriyor.

Zaten Batılı müttefikler tam da bu noktada devreye girerek Libya’da görüldüğü üzere bir liberal müdahaleciliği meşrulaştırmaya çalışıyor…

Tüm bunları ayrı ayrı analiz ederek hamasete kaçmadan Türk enelijansiyasının soğukkanlılıkla tartışması gerekiyor. Baasçılık ithamların havada uçuştuğu, dökülen kan karşısında haklı hissiyatın her şeye baskın geldiği bir ortamda birilerinin tehlikeye işaret etmesi gerek.

Sadece şu hususun altını çizmekle yetinelim: Fransız sömürgecilere karşı isyan eden Suriyelileri Fransızlar neden tekrar kurtarmak istiyor? Sorgulamaya devam edelim; NATO’nun, Batılı müttefiklerin müdahalesiyle diktatörlüklerin yıkılmasının ardından bu güçler hiçbir şey olmamış gibi evlerine mi dönecek? Irak örneği hala canlı! Amerikan müdahalesiyle “özgürleşen” Irak’ta ölenlerin sayısını hatırlayan var mı? Ya da özgürleşme sonunda ortaya çıkan etnik ve mezhebi parçalanmışlığın yarınlara neyi miras bıraktığını düşünüyor muyuz?

Irak’ta dökülen bunca kandan sonra, “demokrasi için ödenmesi gereken bedel” diyebilen kalemşorların Suriye’ye müdahalenin ne kadarlık bir bedele değer göreceklerini düşünmek bile istemiyorum.

AKİF EMRE

Kolonizatörün “kurtarıcı” dönüşü!

Yazının tamamı Yeni Şafak

 

 

Bir cevap yazın