Türkiye müdahale ederse onu tek başına bırakırlar

Arap Birliği bakanlar kurulunun Suriye kriziyle ilgili kararlarını, Türk yetkililerin bu krize yönelik açıklamalarını ve tutumlarının genel eğilimini takip edenler, her iki tarafın da arabuluculuk rolü oynamaktan çıkıp krizi uluslararası boyuta taşıyarak sonuna kadar götürmeyi hedefleyen çekişmenin tarafları olduğunu teyit edecektir. Oysa bunun yerine askeri çözümü ve krizin uluslararası boyut almasını engelleyecek bir arabuluculuk yapılabilir, çözüm bulunabilir ve Suriye iç savaştan korunabilirdi.

24 Kasım’da Arap Birliği dışişleri bakanları, dış müdahaleye hazırlık bağlamında konuyu BM Genel Sekreteri Ban Ki-Moon’a taşıma imasında bulundu.

Bazıları, Suriye’ye Libya’da yaşananlara benzer biçimde NATO’nun müdahale etmesi mesajı veriyor; bazıları da Arap ve uluslararası kılıf sağlanmasının ardından müdahaleyi Türkiye ile sınırlıyor.

Bu iki seçenek, insani güvenlik koridorları ya da tampon bölge sağlama sınırlarını aşan bir savaşı tetikleyebilir…

Güvenlik Konseyi’nden dış müdahale için bir kılıf bulunmamasını ve şu anda müdahaleyi engelleyen iç ve dış askeri engelleri bir kenara koyarsak Suriye, Arap ve İran verilerine göre bir müdahale yaşandığı takdirde Suriye sınırları içinde kalmayacak bir direnişle karşılaşacaktır. Birçok kesimden gelen resmi açıklamalar, bütün bölgenin bir savaşa doğru sürüklendiğini doğruluyor.

Hiç kimse Amerikan askeri müdahalesini İsrail’in askeri müdahalesinden ayıramaz veya bu müdahaleyi genel olarak bölgede ve özelde İsrail-Filistin sorunundan izole edemez.

Türkiye’nin akıbeti

Şayet Türkiye askeri müdahaleyi üstlenirse, en tehlikeli sorun Türkiye’nin akıbeti olacaktır. Çünkü gerek maddi gerekse manevi açıdan, içeride ve Arap-İslam dünyasında büyük zarara uğrayacaktır.

Türkiye günler veya haftalar zarfında sona erdiremeyeceği bir savaşa doğru sürüklendiği, savaş ‘tampon bölge’ sınırlarını aşarak genişlediği ve müdahaleye teşvik edenlerin kendisini kurtarmak için müdahaleyi ağırdan aldıklarını gördüğü takdirde, neler yaşanabileceğinin tasavvur edilmesi bile yeterli olacaktır. Zira Türkiye de sonuçta bölgedeki Siyonist proje kanalıyla bir hedef niteliğinde.

Ortada bir Türk-Suriye-Arap savaşından (Arapların bir kısmı da olsa) veya Türkiye-İran savaşından ya da Suriye’deki iç savaş bir yana geniş kapsamlı bir Sünni-Şii fitnesi körüklemekten daha korkunç bir Siyonist proje ve Siyonist-Amerikan planı var mı acaba?

Erdoğan’a fazla bel bağlamayın

Türkiye Başbakanı Tayyip Erdoğan’ın deneyimini yüksek sesle takdir edenlere, Türk kazanımlarını sadece Türkiye için değil, Arap ve Müslümanlar için de bir başarı olarak görenlere, ona umut bağlamaya başlayanlara şaşırıyoruz…

Tayyip Erdoğan’ın Türkiyesi üzerinde duranlar, yanlışlar ve özellikle de askeri yanlışlar yapma politikasından kaçınmalı. Zira silaha başvurmak, sadece doğruya ve gerekli olana bağlanmayı değil, durumu doğru değerlendirmeyi gerektirir. Buradaki başarısızlık, doğru ve gerekli olan her şeyi götürür ve geriye istenmeyen vahim sonuçlar dışında bir şey kalmaz…

Hiçbir Arap lideri Türk ordusunu -buna onay verse dahi- Suriye topraklarında görmek istemez. Mevcut Arap-İslam ülkeleri ve dünya şartlarında kabul edilemez bir mesele bu…

İkincisi, Türkiye iç şartları uzayabilecek bir savaşı kaldıramaz, kendi kırmızı çizgilerini ihlal edecek bölgesel düşmanlıkları taşıyamaz.

Üçüncüsü, Türkiye’nin halihazırda aciz ve tereddüt içinde olan Amerikan ve Avrupa şartlarını iyi hesap etmesi gerekiyor. Ankara’nın Arap devrimleri karşısında çöken Amerikan ve Avrupa’nın müttefiklerinin deneyimini iyi okuması yeterli olacaktır.

Türkiye bu işe karışırsa, onu dikenini kendi elleriyle çıkarır halde tek başına bırakacaklar.

Münir Şefik

(Ürdün gazetesi Sebil, 1 Aralık 2011)

Yorumun tamamı için Radikal

 

 

Bir cevap yazın