Ankara 305. hafta: İM mağdurlarına iade-i itibar şart!

Değerli basın mensupları ve değerli katılımcılar 305. Hafta basın açıklamamıza hoş geldiniz.

II. Dünya Savaşı’ndan sonra, devletler; bireylere tanınan hak ve özgürlüklerin güvence altına alınması gerçeğinde birleşerek 10 Aralık 1948 yılında İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’ni yayınladılar. Türkiye, Birleşmiş Milletlerin kurucu üyelerinden birisi olarak İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’ni ilk onaylayan ülkeler arasında yer almış ve insan hakları  konusundaki önemli sözleşmelerin büyük bölümüne taraf olmuştur

Devletler böyle bir bildirgeye imza atmış olmalarına rağmen, maddelerinin ne kadar pratiğe dönüştürüldüğü hepimizin malumudur. Dünyanın dört bir yanına baktığımızda her yerde bizzat devlet eliyle yapılan insan hakları ihlalleriyle karşılaşıyoruz. Emperyalist güçler dünyanın kaynaklarını tarihte olduğu gibi günümüzde de çeşitli bahaneler uydurarak sömürmeye devam etmekteler. Bunun en bariz örneklerini Afrika ülkelerinde görmekteyiz.

Sömürge döneminin bitmediğini sadece şekil değiştirdiğini bizlere gösteren Afrika’dır. Yer altı kaynaklarını sömürebilmek için sömürgeci emperyalist güçlerin yıllardır üzerinde adeta satranç oynadığı Afrika. Kabile ve etnik köken savaşları kışkırtılmış, müdahaleler sonrasında çekilen askeri güçlerin yerini uluslar arası şirketler almış; emperyalist devletler ile yapılan bağımsızlık antlaşmalarına eklenen maddeler ile yönetimlerin elleri kolları bağlanmıştır.

Belli başlı bölgelerde yıllardır süregelen silahlı çatışmalar, sivil ölümleri, soy kırımlar ve genel olarak yaşam hakkına yönelik ihlaller devam etmektedir. Silah ticareti, yer altı kaynaklarının sömürülmesine yönelik zihniyetin uzantısı  mücadeleler, güç ilişkileri arasına sıkışmış bölge halkları ve yerel gruplar arsında yaşanan çatışmalar yaşam hakkına yönelik ihlallerin başlıca sebepleridir.

11 Eylül saldırısı insan hakları tarihi açısından da bir dönüm noktası olmuştur. Başta ABD olmak üzere pek çok Avrupa  ülkesinde İslamafobinin gelişmesine, Müslümanların potansiyel terörist olarak algılanmasına, İslami terör, köktendincilik gibi uydurma terimlerin ortaya çıkmasına sebep olmuştur. Müslüman kimliğinin sorgulanmasına yol açan bu akım azınlıkları da etkilemiştir. Azınlıklara yönelik asimilasyon, devlet politikalarından toplumsal ilişkilere de sıçrayarak günlük hayata yayılmıştır. Bu gün Almanya da özellikle Türklere yönelik saldırı ve cinayetler Neonazi zihniyeti kadar bu algıların da bir sonucudur.

ABD’nin 11 Eylül saldırılarından sonra demokrasi getirmeyi vaat ettiği ve bu güne kadar da kan, gözyaşı, nefret ve insanlık dramlarından başka bir şey getirmediği Irak’ın durumu ortadadır. 20. yüzyılın en büyük mülteci göçü sayılan Filistin’den sonra 4 milyondan fazla insanın mülteci konumuna düştüğü Irak bugün hala bir bataklık konumundadır.

Soy kırımlar ve asimilasyon dalgaları pek çok insanın yakasına yapışmış durumda. Çin’in Uygur Özerk Bölgesinde dinlerinden, dillerinden ve kimliklerinden koparılmaya çalışılan kırk milyona yakın insan yaşam mücadelesi vermektedir. Doğu Türkistanlılar düşünce, ifade ve din hürriyeti alanlarında tamamen kuşatılmış durumdadırlar. Siyasi haklar, eğitim hakkı, haysiyet ve itibarı koruma, adalet göç ve iltica gibi haklar bu halklar için söz konusu bile değildir

İsrail’in bütün bir halkı hapis hayatı yaşamaya mahkûm eden duvarı, Filistin halkını dünyadan tecrit etmekte, hastaların hastaneye, öğrencilerin okullara ulaşmalarını engellemekte, akrabaların birbirleriyle olan bağlarını ayırmakta ve Filistin halkının hayatını felce uğratmaktadır.

İnternet erişiminin yaygınlaşması insanların maruz kaldıkları hak ihlallerini dünyaya duyurmaları ve hem de sahip oldukları yaşam standardını sorgulayarak daha fazla hak talep etmesini sağlamaktadır. İnternet üzerinden dünyayla iletişim kurmaya çalışan insanlara baskıcı yönetimler tarafından sansür getirilmesi, hatta bazı sitelerle gizli anlaşmalar yaparak muhalif sesleri tespit etme yoluna gitmeleri artık aşikâr olmuştur.

Türkiye’nin yakın tarihine baktığımızda resmi tarihin yanlış aktarılması ya da gerçeklerin gizlenmesi neticesinde bu güne kadar bilinip de dile getirilemeyen birçok insanlık suçu yeni yeni tabu olmaktan çıkartılıp tartışılmaya başlandı. Artık Türkiye yakın tarihiyle yüzleşmeli, mağdurların haklı talepleri karşılanmalı ve İstiklal Mahkemelerinde haksız yere yargılanıp idam edilenlerin iade-i itibarları yapılmalıdır.

Bugün çözülmüş gibi yansıtılan aslında hala çözülmeyen başörtüsü sorunu hem insan hakkı ihlalidir, hem de eğitim ve çalışma hakkı ihlalidir. Bu sorun çözülene kadar biz de takipçisi olacağız.

Sorunların çözüldüğü, hak ve özgürlük ihlallerinin yaşanmadığı bir haftada buluşmak dileğiyle.

ANKARA İNANÇ ÖZGÜRLÜĞÜ PLATFORMU ADINA

İLKDER

 

Bir cevap yazın