Sağcı Müslüman

Türkiye’de “solcu Müslüman” kavramı üzerine yoğun bir tartışma yapıldı, yapılıyor. Ancak nedense, Müslümanlar arasında solculuğa nispetle daha yaygın olan “sağcı Müslüman” olma temayülü üzerine pek söz söylenmiyor.

Hâlbuki, solculukla İslâm arasında olduğu gibi sağcılıkla (ki sağcılık da solculuk kadar seküler ve Batılı kaynaklardan neşet etmiştir) İslâm arasında da uzlaştırılamayacak farklılıklar mevcut.

Sağcı olmanın gerektirdiği belli kıstaslar vardır. Bunların başında devleti yüceltilmek, devlet aygıtına dair yapılacak her tür değişime kuşkuyla bakmak, “geleneksel değerler” diye adlandırılan bazı dinî ve özellikle de devletçi-milliyetçi değerlere sahip çıkmak gelir.

Dinî değerlere sahip çıkmak hususunda Müslüman olmakla çelişen bir şey olmadığı kuşkusuz; ancak bu değerlerin nasıl tanımlandığı ve onlara nasıl sahip çıkıldığı işin İslâm’la çelişen veçhesini oluşturuyor. İzah etmeye çalışalım.

İslâm’dan kategorik olarak devlet karşıtı bir söylem çıkarmak mümkün değil. Ancak Türkiyeli Müslümanların devletle ilişkilenmelerindeki sorun, devlet karşıtı değil, fazlasıyla devlet taraftarı olmalarında yatıyor diyebiliriz. Biraz söylem analizi yapıldığında, Müslüman muhayyilede devletin kimi zaman “şefkat eli”nin uzatan bir “koruyucu baba” kimi zaman hainleri cezalandıran bir “otoriter baba” rolüne büründüğünü görmek mümkün. Ancak her “baba” gibi arada hata da yapabildiği için devlet, son kertede yanlışları göz ardı edilip itaat edilmesi gereken bir varlık olarak karşımıza çıkıyor.

Günümüzde sağcı Müslüman prototipini en iyi temsil eden kişilerden biri olduğunu düşündüğüm İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin’in sözlerinden bir örnek vermek gerekirse:

“Devlet düzendir, devlet hukuktur, devlet hiyerarşidir, devlet mülkiyettir, devlet namustur, devlet özgürlüktür, eğitimdir, sağlıktır; devlet hayatın ta kendisidir.”

Bu ifadelerde adaletin mülkün yani devletin temeli olduğuna dair bir emare görebiliyor musunuz? Bilakis, hayat dahil her şeyin temeli yine devlet olarak konumlandırıldığından, itaat edilmesi kaçınılmaz olan totolojik bir devlet anlayışıyla karşı karşıyayız. Devlet böyle tanımlanınca da “devlet bu, döver de sever de” anlayışı da kaçınılmaz oluyor.

Devleti yönetenlerin en büyük görev ve sorumluluğu haksızlıkları en aza indirgeyecek bir yapılanmaya gitmek ve denetim mekanizmasını en geniş haliyle uygulamaktır. Siz vatandaşlarının “namus” gibi kutsal gördüğü bir örgütün böylesi bir denetime gitmeye gerek duyacağını düşünüyor musunuz?

Ezcümle, yüce olanın devlet değil Allah; mülkün temelinin devlet değil adalet olduğuna inananlar için sağcı olmanın Müslüman olmanın önüne geçtiği, İslâm ahlâkıyla bağdaşmadığını teslim etmek gerek. Bu minvalde Müslüman kimliği bilinir olan Ak Parti’nin gittikçe devlet yönetiminde birincil söz sahibi olduğu bugünlerde aradaki farkı ortaya koyan bir temsile ulaşması Türkiyeli Müslümanları da öncelikli olarak ilgilendirmesi ve endişelendirmesi gereken hususların başında geliyor.

HİLAL KAPLAN

Yazının tamamı için

YENİ ŞAFAK

 

 

Bir cevap yazın