Demek ki kibriniz bu kadar büyük!

Yaşadıkları coğrafyanın dikenleri tellerle bölündüğü tarihten bu yana Kürtler kaçakçılık yaparlar.

Dikenli tellerin, mayın tarlalarının içinden geçerek yapılan kaçakçılığa yıllar yılı bu devlet hem göz yumdu, hem de en acımasız katliamlarla cezalandırdı…

Sınır ticareti veya kaçakçılık, adına ne derseniz deyin, yoksulların yegâne geçim kaynağı durumunda. Yıllar geçiyor ama bu tablo değişmiyor.

Uludere’de gerçekleşen katliamda geçimini kaçakçılık yaparak kazanan 35 kişi hayatını kaybetti. Medya, katliamı, ortada olmayan, inkâr edilen, verilmediği söylenen istihbarat raporları üstünden tartıştı. Oysa katliamdan kurtulanların anlattıkları hiç gündeme gelmedi.

O anlatılanlar, Uludere’de aslında ne olup bittiğini bütün hakikatiyle ortaya koyuyordu.

Ama ne yazık ki, katliamdan kurtulanların ifadeleri, İnsan Hakları kuruluşlarının hazırladığı raporların sayfaları arasında kaldı.

MAZLUM-DER ve İHD’nin ortaklaşa hazırladıkları bu raporlar hakikati bütün yönleriyle ortaya koyuyor.

Bir mağdur, saat üç civarında sınırı geçtiklerini ve geçerken bir askerî yetkilinin kendilerine, “bu son seferiniz, bir daha bu işi yapamayacaksınız” dediğini anlatıyor.

Bir başkası, “Dönüşte altışar kişilik gruplar halindeydik, bizi durdurup hepimizi biraraya getirdiler ve çok geçmeden de üstümüze bombalar yağmaya başladı” diyor…

Bu katliamın olacağını, yerel askerî birimler, devlet yetkilileri biliyordu.

İnkâr edilen istihbarat raporu o askerî birimlere çoktan ulaşmıştı…

Geliyorum diyen bu katliamın “kusursuz bir katliama” dönüşmesi için gereken ne varsa yapılmış!

Ateş düştüğü yeri yakmaya devam edecek kuşkusuz, ama emin olun, bir süre sonra bu tartışmalar da bitecek..

Hakikatin ne olduğunu tam olarak belki de hiçbir zaman öğrenemeyeceğiz.

Bir özrü bile halkından esirgeyen bir devletin “itibarı”, halkın canından ve onurundan bile daha kıymetliymiş. Bunu bir kez daha gördük..

Bir katliamdan ötürü özür dilemeyi beceremedi bu devlet ve bu hükümet!

Meğer Kürtlerden özür dilemenin “maliyeti” ne kadar da ağırmış!

Öldürülenlerin canından, kanından, bile daha ağır!

Oysa hiçbir şey bir halkın onurunu kırmaktan daha ağır bir suç değildir.

Uludere katliamıyla Kürt halkının onurunu bir kez daha kırdılar.

Uludere katliamını mağdurlar gün gelir affedebilirler. Ama bu katliamdan sonra bir özrün dahi kendilerine çok görülmesini asla unutmayacaklar ve asla affetmeyecekler!

O yoksul köylüleri, özür dilememekle bir değil, iki kez öldürdünüz!

Kasıt araştırılıyor, ihmal var ona bakılıyor, MİT rapor vermiş mi soruşturuluyor, gerekirse özür de dilenir dediniz ve bir özrü bile bu halka çok gördünüz!.

Neden peki?

Çünkü katliama uğrayan halk, sizinle eşit değil!

Çünkü siz o halkı kriminal bir halk olarak görüyorsunuz!

Çünkü siz o halkın binlercesini çok kolay öldürdünüz!

Karakollarda, asker kışlalarında kadınlarına tecavüz ettiniz, çocuklarını kurşunladınız, köylerini yakıp yıktınız, cezaevlerinde beslediğiniz köpeklerin karşısında esas duruşa soktunuz!

Kimse size bütün bunların hesabını sormadı.

Siz o halkı bu yüzden, özür dilenecek bir halk gibi görmüyorsunuz!

Siz zihninizde o halkı bütün kötülükleri hak etmiş bir halk gibi görüyorsunuz

Demek ki, Kürtlerin kanı, canı bu kadar ucuz!

Ama sizin özrünüz bu kadar kıymetli!

Kibriniz, gururunuz bu kadar büyük!

35 kişiyi suçsuz yere öldürmüşsünüz, ne ulusal hukuk ne uluslararası hukuk dinlemişsiniz! İnsanların başına bomba yağdırmış devletiniz ve bu durumda bile, özrü gerekli görmemişsiniz.

O halkın canının, kanının size göre, iki kelimelik bir özür kadar değeri yok!

Yazıklar olsun!

Bu çirkin kibrinize de, katliam zamanlarında dahi terk etmediğiniz bu ulusal gururunuza da yazıklar olsun!

 

ORHAN MİROĞLU

TARAF

 

 

Bir cevap yazın