Sakarya 342. hafta: Suriye kanarken sorumluluğumuz da artıyor!

Sakarya Adalet Girişimi Başörtüsü Platformu’nun 341. hafta basın açıklamasını Sakarya Dayanışma Derneği sözcüsü Kadrican Mendi okudu.

Bursa’da kızının başörtülü okumasını isteyen öğrenci velisi Mehmet Polat’a 6 ay, 2010 yılında Sakarya Üniversitesi mezuniyet törenine başörtülü öğrencilerin alınmamasının kınanmasındaki ifadeleri kişisel hakaret sayan eski rektörün açtığı davada ise Başörtüsü Platformu üyesi 2 kişiye ve konuyu gündeme taşıyan gazeteciye 7’şer bin liradan toplam 21 bin lira para cezası verildiği belirtilerek “28 Şubat’la hesaplaşan Türkiye söyleminin altında Başörtüsü mücadelesi verenlerin gördüğü muamele” kamuoyunun takdirine bırakıldı.

Eylemde Halepçe Katliamı ve 2003 yılında Filistinlilerin evlerini yıkılmaktan kurtarmaya çalışırken İsrail işgal güçleri tarafından ezilerek öldürülen Rachel Corrie de anıldı. Corrie için “Hangi din yada inançtan olursa olsun vicdanının sesine kulak verenlerin Hakk’a ne kadar yakın, hangi dinden olursa olsun vicdanı körlenenlerin Hakk’tan ne kadar uzak olduklarını hatırlatan Rachel’i saygıyla anıyoruz” ifadelerine yer verildi.

Bölgesel politikaları NATO’dan çıkarak geliştirelim!

341. hafta basın açıklamasında Suriye gündemine de değinilerek “Suriye’de başlayan iç savaşında yıldönümü. Suriye halkı tüm dünyanın gözleri önünde birbirlerinin kanını döküyor. Ancak batı ittifakı daha kana doymamış olmalı ki taraflar arası bir ateş anlaşmasına dahi yanaşmadıkları gibi, zaten son derece zayıf olan muhaliflere daha fazla silah vermekten, yani daha fazla kan vermelerini istemekten başkasını yapmıyorlar. Oysa biz Türkiyeli Müslümanlara düşen görev, komşumuz ve kardeşimiz olan bölge halklarının kanını mukaddes bilmektir…. Batılı güçlerin ve onların kuklalarının peşine takılarak, meseleyi bir mezhebe düşmanlığa kadar vardırarak bu ümmete iyilik yapmış olamayız. Öncelikle NATO, Avrupa, ABD gibi bölge dışı ve niyetlerinin ne olduğunu bildiğimiz güçlerin bizim içişlerimize burunlarını sokmalarına izin vermemiz gerekiyor. Afganistan’da da Suriye’de de dökülen kanı durdurmak istiyorsak öncelikli olarak bu dış güçlerle olan tüm ilişkilerimizi sona erdirmeli ve bölgenin Müslüman halkları olarak sorunlarımızı kendimiz halletmeliyiz. Buradan hükümete açık bir çağrı yapıyoruz. Türkiye öncelikle NATO ittifakından çıkmalı, topraklarımızdaki tüm NATO tesislerini defetmelidir. İkincisi yanına hiçbir emperyalist devleti almadan, tamamen bölge ülkelerini muhatap alan bir bölgesel politika geliştirmelidir.” ifadeleri kullanıldı.

Sakarya Adalet Girişimi Başörtüsü Platformu 341. basın açıklaması

Kızları okula alınmayan ve keyfi bir şekilde haklarında dava açılan velilerin mağduriyeti artarak devam ediyor. 2011-2012 Eğitim- Öğretim Yılının başlamasından bu yana başörtülü oldukları gerekçesi ile Bursa’nın Gürsu ilçesine bağlı İsabey Yüksel Bodur İlköğretim Okul yönetimi tarafından sınıfa alınmayan öğrencilerin velilerine polis ve savcılık tarafından soruşturma açılmıştı.

Bursa 1. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülen duruşmada ise mahkeme heyeti, Mehmet Polat’a altı ay hapis cezası verdi.

Bir diğer mahkeme kararı ise Platformumuz hakkında verildi.

2010 yılında stadyumda düzenlenen Sakarya üniversitesi mezuniyet töreninde başörtülü öğrencilere yapılan muameleyi “alçaklık” olarak değerlendiren basın açıklamamız dolayısıyla dönemin rektörü Mehmet Durman’ın açtığı dava sonuçlandı.

Platformumuz üyesi iki kişi ve başörtüsüne karşı yapılan bu uygulamayı eleştiren yerel basından Neşat Şazoğlu hakkında açılan dava sonucu üç kişiye de ayrı ayrı 540 ar gün hapis cezası verildi, ceza 7’şer bin liradan toplam 21 bin lira para cezasına çevrildi.

Evet, 28 Şubat’la hesaplaşan Türkiye söyleminin altında Başörtüsü mücadelesi verenlerin gördüğü muameleyi Sakarya kamuoyunun takdirine bırakıyoruz.

Geçtiğimiz hafta içinde İslam coğrafyası kanla sulanmaya devam etti. son bir hafta içinde Amerika; Yemen’in Bayda bölgesinde gerçekleştirdiği hava bombardımanında 20 Müslümanı, Pakistan’nın Veziristan bölgesindeki saldırısında da 15 Müslüman katletti. Afganistan’da Kur’an’ın yakılmasını protesto edenlerden 30 kişiyi öldüren NATO askerlerinin yine kendi halinde 15 sivil Afganlıyı hiçbir sebep yokken nasıl evlerinde kurşuna dizdiğini de hatırlatmak istiyoruz.

Afganistan da bölge halkının nefretini kazanan bu işgal kuvvetleri arasında maalesef Türk ordusundan 1800 asker de var. Dün Kabil’de düşen helikopterde hayatını kaybeden 12 askerle ilgili olarak da bir kez daha şunu sormak istiyoruz: Müslüman bir ülkenin topraklarını işgal etmiş, Kur’an’a hakaret eden, her gün sivil halkı katleden uluslararası bir silahlı gücün içinde Türk askerlerinin ne işi var?

Geçtiğimiz hafta içinde Filistin’de ise Filistin Halk Direniş Komiteleri Lideri Zuheyr el Kaysi, direniş komiteleri mücahidlerinden ve Gilad Şalit esir takasında özgürlüğüne kavuşan Filistinli mücahid Mahmud Hanani ve iki Filistin İslami Cihad mücahidinin Siyonistlerin hava bombardımanında şehid olmasının ardından İslami cihadın misillemesine yine bombardımanla karşılık veren siyonist İsrail 18 sivil gazzeliyi daha şehit etti. Ancak İslami cihadın saldırıları siyonist çeteyi sığınaklara kapatarak, ölüm korkusuyla aptallaştırdı. Yine zelil bir şekilde ateşkes istemek zorunda kaldılar. Filistin’in şanlı mücahitleri bir kez daha pazarlığın değil direnişin çözüm olduğunu ispat ettiler.

Kurulan tüm şeytani tezgahlara, direnişi kamuoyunda küçük düşürmeye çalışan tüm oyunlara rağmen gücünün haktan ve halkından alan Filistin direnişi ümmetin yüzü ağartıyor.

Bu vesileyle buradan sadece İsrail’e değil bölgedeki tüm işgal teşebbüslerine karşı göğsünü siper eden Filistin direnişine sadakatımızı ve dualarımızı bildiriyoruz.

Yeri gelmişken 16 mart vicdan gününü yani Rachel Corrie’nin Filistin halkına destek vermek için yürüttüğü İsrail tanklarının altında öldürülmesiyle kesilmeye çalışılan mücadelesini de hatırlamak ve hatırlatmak istiyoruz.

Hangi din ya da inançtan olursa olsun vicdanının sesine kulak verenlerin hakka ne kadar yakın, hangi dinden olursa olsun vicdanı körlenenlerin, küçük hesaplar yapanların Hak’tan ne kadar uzak olduklarını hatırlatan, bunu kendi kısacık ömrüyle gösteren bir örnek olması hasebiyle Rachel’i saygıyla anıyoruz, onu Rabb’imizin adaletine emanet ediyoruz.

Bu gün bir başka yıldönümünü daha zikredeceğiz.

Bundan 24 yıl önce batının palazlandırıp, İran İslam devriminin üstüne saldığı, kendi halkını toplu imha araçlarıyla katledecek kadar kudurmuş olan Saddam Hüseyin’in yaptığı Halepçe katliamının da yıldönümü.

Saddam’ın İslam devrimine saldırması şartıyla, her türlü azgınlığına müsaade eden Amerika ve müttefiklerinin işleri bitince nasıl da insaniyet ve demokrasi yalanlarıyla Saddam’ı tasfiye ettiklerini ve Irak’ı nasıl sudan bahanelerle işgal ettiklerini hatırlayacaksınız.

Bölgedeki tüm ihtilafları, işbirlikçi unsurları kendi yararına kullanmak gibi çok açık bir amacı olan bu emperyal güçler maalesef hala bölgemizde istedikleri gibi at koşturmaktalar.

Evet Mavi Öarmara’da 9 müslümanı katleden İsrailin yaptıkları yanlarına kar kaldığı gibi, israille Türkiye devletinin ortak dostları olan Amerika ve Nato katliamları hız kesmeden devam ediyor.

Hükümetimiz ise maalesef tüm bunları gözlerden gizleyerek bu katiller ordusuyla NATO’la beraber İslam coğrafyasında yeni işgal senaryolarına teşne duruyor.

Sözü Suriye iç savaşına getirmek istiyoruz.

60 senedir diktatör bir yönetim altında, muhalefet potansiyeli ve yetenekleri büyük oranda zaafa uğrayan Suriye halkı, arap baharı ile başlayan hareketlenme ile beraber emperyalist güçlerin ilgi alanına girdi.

Arap baharından hemen öncesine kadar Suriye’yi küresel ekonomiye dahil etmeye, siyasal olarak da direniş ekseninden kopararak batı müttefiki yapmaya çalışan küresel egemenler başarılı olmadılar.

Bu süreçte 2000 li yıllardan itibaren Türkiye’nin üstlendiği rol Suriye’yi küresel sermayeye açmak ve politik olarak batıya taşımaktı. 

Bu yüzden Ahmet Necdet Sezer’le başlayan Suriye-Türkiye kardeşliği projesi ekonomik anlamda başarılmasına rağmen siyasal anlamda Esed batıya güvenmediği için direniş eksenindeki rolünü bırakmadığı için başarılı olamadı.

Dolayısıyla “Arap Naharı” ile beraber, bunu fırsat bilen güçlerce yeni bir projenin devreye girdiğine şahit olduk.

İşte bu yüzden daha düne kadar kardeş olan Suriye rejimi birden bire dünyanın en zalim rejimine dönüştü.

Oysa Esed rejimi dün ne idiyse bugün de odur. Değişen sadece küresel egemenlerin ihtiyaçlarıdır.

Bugün Suriye’de başlayan iç savaşında yıldönümü.

Suriye halkı tüm dünyanın gözleri önünde birbirlerinin kanını döküyor.

Ancak batı ittifakı daha kana doymamış olmalı ki taraflar arası bir ateş anlaşmasına dahi yanaşmadıkları gibi, zaten son derece zayıf olan muhaliflere daha fazla silah vermekten, yani daha fazla kan vermelerini istemekten başkasını yapmıyorlar.

Oysa biz Türkiyeli Müslümanlara düşen görev, komşumuz ve kardeşimiz olan bölge halklarının kanını mukaddes bilmektir.

Fitnenin ayyuka çıktığı bu günlerde çok ciddi bir sorumlulukla karşı karşıyayız.

Batılı güçlerin ve onların kuklalarının peşine takılarak, meseleyi bir mezhebe düşmanlığa kadar vardırarak bu ümmete iyilik yapmış olamayız.

Öncelikle Nato, Avrupa, ABD gibi bölge dışı ve niyetlerinin ne olduğunu bildiğimiz güçlerin bizim içişlerimize burunlarını sokmalarına izin vermemiz gerekiyor.

Afganistanda da suriyede de dökülen kanı durdurmak istiyorsak öncelikli olarak bu dış güçlerle olan tüm ilişkilerimizi sona erdirmeli ve bölgenin Müslüman halkları olarak sorunlarımızı kendimiz halletmeliyiz. 

Buradan hükümete açık bir çağrı yapıyoruz.

Türkiye bölge ülkelerinin ve halklarının yanında olduğu göstermek istiyor, Müslümanların kanının akmasını durdurmak istiyorsa öncelikle NATO ittifakından çıkmalı, topraklarımızdaki tüm NATO tesislerini defetmelidir.

İkincisi yanına hiçbir emperyalist devleti almadan, tamamen bölge ülkelerini muhatap alan bir bölgesel politika geliştirmelidir.

Aksi takdirde hem kendi halkını bu çirkin oyunların bir figüranı haline düşürecek hem de İslam dünyasında hiç te temiz olmayan bir sicil sahibi olacaktır.

Bu gün adaleti ayakta tutmak için, hiç hoşumuza gitmese de gerçeklerle yüzleşme günüdür.

Bu gün vicdanımıza kulak vermek,geçmişte düştüğümüz hatalardan geri dönmek günüdür.

Bugün İslam topraklarından hiçbir stratejik gerekçenin arkasına saklanmaksızın, abd ve onun kuklalarını def etme günüdür. 

Bu gün dökülen her damla insan kanının hesabını, önce kendi yöneticilerimizden sonra dünyanın efendilerinden sorma günüdür.

Yaşasın halkların kardeşliği

Yaşasın İslami direniş

SAGBP adına Sakarya Dayanışma Derneği

 

Bir cevap yazın