4+4+4, Neden Zorunda Olalım?

Eğitimde bir kez daha sistem değişikliği gündemde.

Kesintili mi olsun, kesintisiz mi?

8 yıl mı olsun 12 mi?

Herkesin kendince bir formülü var.

Başbakan Erdoğan “4+4+4” matematiğinde ısrarcı.

Hükümet, bu formülle neyin hesabı peşinde olduğunu açıkça ifade etmediği gibi muhalefetin de neye, niye itiraz ettiği anlaşılabilmiş değil.

İçlerinde 8+4 diyen de var, 1+8+3 diyen de…

Hükümet adına söz alıp muhalefete cevap veren de, muhalefet adına söz alıp da iktidara eleştiri getiren de bir türlü eğitimin neden zorunlu olması gerektiğini düşünmüyor, izah etmiyor.

Hepsi zorunlu eğitimi kutsallaştırmış da, bu kutsallarına toplumun nasıl tapınması gerektiğini tartışıyor!

Neden?

İşte bir tek bu soruyu düşünmüyorlar, konuşmuyorlar.

Şu haber ise gerçekten ibret verici:

“Zorunlu eğitimi kademeli olarak 12 yıla çıkaran yasa tasarısının ele alındığı Meclis Milli Eğitim Komisyonu’nda günlerdir süren sinir harbi, kavgaya dönüştü.”

Önergelerden sonra yumruklar da havada uçuşmuş.

Peki, birbiriyle konuşmayı beceremeyen vekiller ne yapmaya çalışıyor?

70 milyonluk ülkenin en önemli ve temel meselelerin birinde güya karar verecekler!

Ve maalesef toplum, siyasete ve kendi geleceklerine karar veren iktidar mekanizmasına öylesine yabancılaşmış vaziyette ki, her şeyi vekillere teslim etmiş ve kaderine razı olmuş silik bir görüntü çiziyor.

Bu vahim tablo karşısında sendikaların ve sivil toplum kuruluşlarının çok daha aktif olması gerekmez miydi?

Sanırım onlar da iktidarın tüm yetkisini, otoriter ve benmerkezci şekilde kullanması karşısında bir şey yapamayacaklarına inanmış vaziyetteler.

Geleceğimiz adına hiç de iyi bir durum değil…

Sakarya Dayanışma Derneği, geçen gün yaptığı basın açıklamasında konunun bu tarafına dikkat çekiyor ve şöyle diyordu:

“Milyonlarca çocuğun bugününü ve geleceğini ciddi şekilde etkileyecek bir meselede, eğitimcilerin, velilerin ve öğrencilerin en ufak bir fikrine dahi müracaat edilmemesi; aslında kadim devlet aklının aynen muhafaza edildiğinin bir göstergesidir.

Bir kez daha tepeden inme biçimde kararlar veriliyor ve itaat etmemiz bekleniyor!

Bu nasıl bir istikbardır?

Tamamen gönüllülük esasına dayalı eğitim sürecini zorunlu tutmanın yanlışlığını tartışmak yerine 8 mi 12 mi olsun, 8+4 mü 4+4 mü olsun gibi hesapların peşinde koşanlar, bir toplumun kaderi üzerinde böylesine bir karar verme cesaretini kendilerinde nasıl bulabiliyorlar?

Çocuklarımızın geleceği hakkında biz anne babaların fikrine hiçbir şekilde müracaat etmeden, çocuklarımızı kaç yaşında okullara toplama kararını hangi hakla verebiliyorlar?

TÜSİAD’la, muhalefet vekilleriyle girilen polemikler, anlamsız tartışmalar arasında bir kez daha oldu-bittiye getirilecek bir sistem değişikliğini dayatmanın anlamı nedir?”

Aslında Dayanışma-Der’in açıklamasındaki bu soruların hep birlikte daha yüksek sesle sorulması gerekmez mi?

Çocuklarımız neden devletin 12 yıl boyunca kendisine dayatmalarda bulunmasının nesnesi olsun ki?

Başbakan Erdoğan tüm dünyadaki sistemleri araştırdıklarını ve öyle karar verdiklerini söylemiş.

Görmek istediğiniz gibi bakınca böyle bir sonuç da kaçınılmaz oluyor tabi…

Oysa basit bir soru dahi çelişkiyi gösterebilir:

Eğitimde kişinin gönüllü katılımcılığının esas olduğu pedagojik bir gerçek iken devletler bu gerçeği bile bile eğitimi zorunlu tutuyorsa burada bir sorun yok mu?

Gerçekten de hem zorunluluk hem eğitim bir arada olmaz.

Eğitim bir istek, ihtiyaç ya da tercih meselesidir.

Zorunlu eğitim meselesini yeniden düşünmemiz gerekiyor ama korkarım ki Meclis’teki kavga gürültü sadece gerçeklerin üzerini örtüp acı bir sonuç daha doğuracak…

BEYTULLAH ÖNCE

SAKARYA YENİHABER

 

 

Bir cevap yazın