Suriye açmazında yeni dönemeç

Seul’de Obama-Erdoğan görüşmesi “muhteşem ortak” iltifatının ötesinde bir anlam taşıyor…

Suriye konusunda, özellikle Türkiye’nin pozisyonu da göz önüne alındığında yeni bir aşamaya girilmiş görünüyor. Obama sonuç olarak, Suriye’ye askeri bir müdahale düşünmediklerini, ekonomik yaptırım ve lojistik destekle iktifa edeceklerini ve en önemlisi Annan Planı’na destek verdiklerini açıkladı.

İşin ilginç tarafı Suriye mutabakatı olarak medyaya yansıyan görüşme sonunda, devletin resmi ajansının bile Annan planına atıfta bulunmaması ve onu yok sayması, her ayrıntının önemli olduğu bu tür kritik görüşme için, en hafif tabiriyle, yanıltıcı bir durum.

Amerikan resmi ağızlarından Suriye Baas rejimine karşı retorik düzeyinde meydan okunmasının bazıları nezdinde belli bir beklenti oluşturduğu kesin.

Sanki Amerika, Libya örneğinde olduğu gibi, harekete geçerek Esad rejimini alaşağı ederek muhalefete iktidarı teslim edecek gibi anlaşıldı.

Suriye muhalefet çevrelerinde, Amerika’nın müdahale edeceğine olan güvene dayalı bir strateji izlendiği izlenimi verildi. Söylem düzeyinde Baas rejimini kınayan açıklamaların sanki fiili bir müdahaleyi zorunlu kıldığına dayanan bir strateji…

Oysa olayların ilk başladığı andan itibaren bu köşede ısrarla altını çizdiğimiz husus şu oldu: Amerika’nın aynı anda birkaç ülkedeki krizi yönetme kapasite yoktur. Bu durum hem Amerikan gücünün sınırları bakımından hem de Amerikan iç politikasındaki gelişmeler bakımından varılması gereken bir sonuçtu.

Nitekim aradan bir yıl geçmesine rağmen dış müdahaleye dayalı kurtuluş stratejisi çökmüş bulunuyor. Bu boşluğu değerlendiren rejim de daha sertleşen müdahaleleriyle daha fazla kan akıtmaya devam etti.

Muhaliflerin silahlandırılması, dış müdahale yerine bir iç savaşı tırmandıran bir durum ortaya çıkardı.

Dış müdahale yanılsaması sadece Suriyeli muhalifler üzerinde değil Türkiye üzerinde de etkili oldu. Batılı ülkeler adeta gelişmelere fiili müdahalede bulunması konusunda Türkiye’yi öne süren, teşvik edici bir tutum izlediler.

Türkiye’nin sınırlarının ötesinde yaşanan insanlık dramına sessiz kalmamasıyla, Batılılar adına müdahil olmak arasındaki çizgiyi aşan bir dil kullanılması bölgesel bir iç savaşı tetikleme riski taşır. Zaman geçtikçe Türkiye’yi, güvenlik bölgesi dahil (bu doğrudan askeri çatışma anlamına gelir), fiili müdahale konusunda teşvik eden Batılı ülkelerin geri durmasının Ankara’yı da sukutu hayale sevk ettiği, zamanla değişen dilden anlaşılıyor…

Nitekim Seul görüşmesinden sonra İran’a yapacağı ziyaretin gerekçesinin Suriye olduğu açıklandı. Muhtemelen Türkiye, Suriye üzerinde en kritik etkiye sahip ülkelerden İran’a kan akıtılmasını önleyecek bir teklifle gidecek.

Ankara’nın Tahran ziyareti için Obama görüşmesini beklemiş olması yeni bir stratejik evreye işaret ediyor.

Ankara ve Tahran, Suriye’deki muhalefet ve iktidar üzerindeki etkilerini birleştirip diplomatik bir çözüm bularak kan akmasını önleyebilir.

AKİF EMRE

YAZININ TAMAMI İÇİN YENİ ŞAFAK

 

 

 

Bir cevap yazın