Eğitimin zorunlu olmasına ihtiyaç duyan kim?

Eğitimdeki sistem değişikliğiyle ilgili tartışma sürüyor.

Ne yazık ki tartışma çoktan kör dövüşüne dönmüş durumdan.

Ne teklif ne eleştiriler doğru bir zeminde konuşulamadı…

Bugün meselenin biraz daha temeline inmek istiyorum.

Çünkü hükümetin de muhalefetin de konuyla ilgili uzlaştığı tek husus, eğitimin zorunlu olması; sadece modelinde, matematik formülünde anlaşamıyorlar.

Oysa kişilerin ihtiyacına bağlı olan eğitim, neden zorunlu tutuyor, bunu doğru anlamak zorundayız…

Aslında eğitim ve öğretimin günümüzde uygulanmaya devam eden modern okul sisteminde herkes için zorunlu olması aslında toplumun bir talebi değildi.

Zorunluluk toplumun değil modern ulus-devlet sisteminin ihtiyacıydı.

Ve yönetenlerin yönettiklerini kendi istedikleri gibi eğiterek kendilerine bağımlı hale getirmesi fikri çok eskiye dayanır.

Örneğin 2300 yıl öncesinde bizde Eflatun olarak da öğretilen antik Yunan filozofu Platon şöyle der:

“Tanrı, devleti kuran sınıfları farklı madenler yaratmıştır.

Bu sınıflardan birincisi buyuracak, ikincisi koruyacak, üçüncüsü ise çalışacaktır.

Devletin eğitim faaliyetlerini yürütmekteki amacı; kendisini koruyacak vatandaşlar yetiştirmektir.

Bu faaliyetler, bireyleri terbiye etmeye yöneliktir.

Vatandaşlık, topluma ve devlete faydalılıkla eşdeğer düşünüldüğü için; terbiyenin amacı da vatandaşa iyi bir yurt ve ahlak bilgisi kazandırarak; onları itaat etmeyi öğretmektir

Çünkü gençler, istenilen şekilde düşünmeye ve davranmaya ancak eğitimle terbiye edilerek alıştırılabilir.”

1650’li yıllarda İngiliz felsefecisi Hobbes da benzer fikirleri, dönemin ruhuna uydurarak şöyle anlatmıştır:

“Halkı, egemen güce karşı görevleri konusunda eğitmek; onlara neyin haklı, neyin haksız olduğunun bilgisini kazandırmak kamu görevlilerinin yetkisi altındadır.

Hangi görüş ve düşüncelerin toplumsal barışa aykırı, hangilerinin uygun olduğuna; hangi düşüncelerin öğretileceğine ve dolayısıyla yayınlanmadan önce kitaplardaki düşünceleri kimin inceleyeceğine karar vermek, egemenliğin bir parçasıdır.”

* * *

Günümüzdeki zorunlu ve yaygın okullaş(tır)ma sürecinde ise iki ana unsur karşımıza çıkar: 17. ve 18. yüzyıllarda sanayi devrimiyle birlikte kapitalizmin gelişimi ve Fransız devrimiyle birlikte modern ulus-devletlerin ortaya çıkışı.

Modern devlet, “vatandaş” diye bir insan tipine ihtiyaç duyuyordu.

Devlet işlerinin yürümesi için bütün vatandaşların belli ölçüde bilgili olması, vergi ve oy verebilecek kadar devlet ve toplum işlerinden, bürokrasiden haberdar olması, sorumluluklarını öğrenmesi, “zorunlu” askerlik hizmetini görecek kadar bilinçlendirilmesi gerekiyordu.

Diğer taraftan sanayi toplumlarında, ekonomik işleyiş iş gücünün akışkanlığına ve eğitimli olmasına bağlıydı.

Seri üretim esasına dayalı, en az maliyet ve zahmetle en yüksek kâr hesabı güden kapitalist ekonomi modeli için bu şarttı.

Ayrıca iyi vatandaş sadece vergi veren değil aynı zaman da bilinçli tüketen birey olmak zorundaydı!.

Üstelik zorunlu temel eğitimin kanunlaşması ve çocukların küçük yaşta ailelerden alınmasıyla; okullar, kadınların annelik rolünden uzaklaşarak erkeklere verilen ücretin yarısı verilerek üretime dâhil edilebiliyordu!

Anlayacağınız, devletin mecbur tuttuğu eğitim, toplumun değil devletin ve sermayenin kendi ihtiyaçlarını karşılamak içindi…

İşte bu yüzden siz bugün ne kadar eğitim sisteminden beklentilerinizi karşılayamadığınız için şikayet ederseniz edin bir şeyler istediğiniz gibi değişmiyorsa, aslında sebebi devletin ve sermayenin eğitim sisteminin sonuçlarından kendi ihtiyaçlarını karşılıyor olmasındandır…

Yani onlar için şimdilik kritik bir sorun yok, işler yolunda…

BEYTULLAH ÖNCE

 

Bir cevap yazın