Yeni plan yapma imkanı var mı?

Yeni plan yapma ihtiyacı, mevcut yada eski planların başarısızlığını kabul ettikten sonra hissedilir. Planlarınızda başarılı olduğunuzu düşünüyorsanız ancak dinamiklerden kaynaklı değişim doğrultusunda yenilemelere, güncellemelere gidersiniz.

Öncelikle ifade edelim ki bugün soruna yönelik politika geliştirmede karar verici durumunda olanlar başarılı olduklarına inanıyorlar. Elbette hükümet yada güvenlik bürokrasisi içerisinde pek parlak bir tablo ile karşı karşıya olmadığımızın farkında olanlar bulunuyor ama onlar bu süreçte son söz sahibi olmadıkları gibi iradelerini açıkça beyan etme imkanından bile mahrumlar.

Gelelim ikinci ihtimale. Yani başarıya başarı katmak (!) için yeni planlar yapma ihtiyacının hissedilmesine. Burada değişimi okuma ve ona adapte olmaya yönelik bir girişimden söz edebiliriz. Kendi değişimini ancak diğer dinamiklerdeki değişime endeksli ele alan bir devlet aklı bu iktidar döneminde de egemen olmuştur. Bölgesel ilişkilerdeki gelişmeler ve bunun Kürt hareketine yönelik muhtemel yansımaları, Türkiye devletinin de yeni mevziler açma, yeni cepheler kurma arayışının en önemli sebebidir.

Bu durumda BDP ile müzakerenin, ilkesel bir tercih olmaktan çok taktiksel bir söylem olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Müzakere edeceğinizi söylediğiniz muhatabı ,“şeytanlaştırma(!)” sonucunu doğuracak biçimde bir konuşmada beş kez “uzantı” kelimesi ile tanımlıyorsanız burada bir güven psikolojisinden bahsedilemez. Olsa olsa bir test etme ve böylece etkisizleştirme girişiminden söz etmek gerekir.

Bu rahatlığın en önemli sebebi soruna ve sorunun aktörlerine yönelik yanlış okumalardır. Artık sorunun aktörlerini, muhataplarını aşan bir toplumsal gerçekliğin var olduğunu kabul etmedikçe bu yanlış okumada ısrar devam edecektir. Kürt halkının talepleri ve bu doğrultuda neleri göze alabileceğine dair değerlendirmeler son derece yüzeysel ve eksiktir. Sanki BDP sorunu radikalize etmeye çalışıyor ama Kürt halkı çıtayı daha aşağıya indirerek uzlaşmaya razı imiş gibi bir okuma ile atılacak her adım hayal kırıklığı ile sonuçlanacaktır.

Yanlış beklentiler ve buna dayalı yanlış rol yüklemeler sadece hayal kırıklığına neden olmakla kalmaz kimi tasfiyeleri de beraberinde getirir.

Ortadoğu halklarının değişim arayışını yumuşatma, denetim altında tutma ve yönlendirme konusu nasıl Türkiye siyasetçilerini aşıyorsa, bölgenin en politize olmuş ve örgütlü toplumu diye tarif edebileceğimiz Kürtlerin beklentilerini aşağı çekecek girişimler de Kürt siyasi temsilcilerini aşar.

Kitle psikolojisinin ortaklaştığı ve harekete geçtiği dönemler insanlık tarihi içinde istisnaidir. Ama tarihin şekillendiği dönemler de böyle ortamlarda olgunlaşır.

Başbakan Erdoğan, Anayasa yapım sürecinde dörtlü uzlaşma dışındaki B planını telaffuz etmeye başladığına göre bu sahnenin sonuna geliyoruz. Kendisinin neyi göze aldığı yada gerçekten nasıl bir anayasa istediğini anlamak için kiminle ittifak kurmayı tercih ettiğine bakacağız.

Hiçbir parti ile uzlaşma sağlanamazsa yapılacak hamlenin ne olacağını şimdiden tartışmaya başlayabiliriz.

Bölgedeki hiçbir ülke yönetiminin anayasal reformlar konusunda kendi halklarına verdiği güven diğerinden daha ilerde değil. Dahası Sünnilerin Şiilere, aynı şekilde Nusayri yada Alevilerin Sünnilere güvenmediği, Kürtlerinse her iki kesime yönelik derin güvensizlik yaşadığı bir coğrafyada bir arada yaşamı güvence altına alacak anayasal değişiklikler hangi düzeyde olabilir ve bu sürecin ittifakları nasıl şekillenir ?

Bu sorunun cevabını aramaya niyet etmiş bir siyasi akıl sadece Şam’da değil, Ankara’da da yok. Çünkü her iki başkentte de halkların bir arada yaşamasını kolaylaştıracak bir değişim planının arayışından çok, iktidarı sürdürebilmek için değişiyor izlenimi vermenin çabalarından söz edebiliriz. Kimse kızmasın. Niyet okumuyoruz ve herkesi aynı kefeye koymuyoruz ama…

Görünen köy kılavuz istemiyor ve galiba görmediğimiz köy, görmediğimiz plan, görmediğimiz ayak oyunu ve entrika kalmadı.

AYHAN BİLGEN

SİVİL DÜŞÜNCE

 

 

 

Bir cevap yazın