Ankara’da özgürlük uğruna 322. hafta

Binlerce insanın tutuklanmasına, işkenceden geçilmesine elli, kişinin idamına ve yüzlerce masum insanın ölümüne sebep olan 12 Eylül 1980 Askeri Darbesi davası nihayet başladı. Ankara 12. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen davanın iddianamesinde “darbe öncesi yaşanan bazı terör olaylarının, askeri müdahaleye gerekçe olabilmesi için devlet güçlerince ve planlı olarak çıkarıldığı” ifade edilmektedir. İddianamedeki bu satırlar, ordunun ülkenin güvenliğini sağlamak yerine hangi işleri kendine görev edindiğini tespit açısından önemlidir.

Bildiğiniz gibi geçen hafta 28 Şubat’ın bir dayatması olan kesintisiz 8 yıllık eğitim sistemini değiştiren ve 4+4+4 olarak ifade eden kesintili 12 yıllık mecburi temel eğitimi düzenleyen kanun parlamentoda kabul edildi.

1990’lı yıllarda İmam-Hatip liseli öğrencilerin üniversiteye giriş sınavlarında derece yapmaları, başörtülü kızların üniversite mezuniyet törenlerinde birincilik kürsülerine çıkmayı hak etmeleri bazı asker ve sivil bürokratlar ile üniversite rektörlerinin çıldırmalarına sebep olmuştu. 28 Şubat ile birlikte sadece İmam-Hatip Liselerine olan kinleri yüzünden, meslek liselerinden mezun olan gençlerin de üniversiteye girmelerini engellemek için formüller ürettiler. İmam-Hatip Liselerinin üniversiteye girmesinin önünü kesecek formüller de kinlerini kesmemiş olacak ki, düz liselerde uyguladıkları “okul başarı puanı” formülü ile Anadolu gençlerinin üniversite sınavında daha az puan almasını, buna karşı varlıklı elit kesimlerin çocuklarının okuduğu okulların öğrencilerine daha fazla puan verilmesini sistemleştirdiler. Buna göre Anadolu’nun ücra bir köşesindeki liseli bir öğrenci sınavda 100 soru cevaplasa 100 yerine 90 puan alıyor. İstanbul’un lüks semtindeki bir lisede okuyan ve 100 soruyu cevaplayan bir öğrenciye ise 110 puan veriliyordu. Katsayı uygulamasının kaldırılmasıyla bu saçmalık sona erdi ama mağdur edilen bunca insanın mağduriyetleri nasıl giderilecektir?

Farklı düşüncelere sahip insanlar son bir aydır yeni 4+4+4 sistemini tartışıyorlar. Fakat bu tartışmalar esnasında 12 yıllık mecburi temel eğitim süresince öğrencilere dayatılan müfredatı kimlerin, neye göre hazırladıkları üzerinde durulmuyor. Türkiye’de müfredat programlarının hazırlanmasında önce Avrupa ülkeleri örnek alınmış, daha sonra Amerikan eğitim sistemine geçilmiştir. Yürürlükteki mevzuata göre öğrencilerin, pozitivizmin ilkelerine göre düşünmeye ve pragmatizme göre yaşamaya mahkum edildiklerini söylemek mümkündür. İnsanlık tarihini, ilmi hiçbir değeri olmayan Evrim teorisine göre yorumlayan zihniyet, insanların önce tabiat güçlerine taptığı, zihinleri geliştikçe çok tanrılı dinlerden tek tanrılı dinlere geçildiği yalanını pazarlamaktadır. Eğitim sistemi bir değil, birden fazla modern hurafenin yayılmasına hizmet etmektedir. Bu bilimsel hurafelerle zehirlenen çocuklarımız; kendi dinine, tarihine ve kültürüne yabancılaştığı için, batı medeniyeti karşısında aşağılık kompleksine kapılmaktadır. Yani gece-gündüz bin bir emek ve fedakarlıkla yetiştirdiği yavrusunu 6 yaşında okula başlatan ebeveynler; eğitim süreci bittiği zaman kendi değerlerine yabancı bir evlat ile karşı karşıya kalmaktadır.

Şimdi okullara konacak seçmeli Kur’an ve Siyer dersleri bütün bu problemlerin çözümüne çare olacak mıdır? Çözüm devletin mecburi temel eğitim sisteminden vazgeçmesi ve Tevhid-i Tedrisat Kanununu yürürlükten kaldırmasındadır. Laiklik esasına göre kurgulanmış, devlet kontrolünde din eğitimi olmamalıdır. Diyanet, dini nasıl anlamamız gerektiğini dayatmamalıdır. Eğitim sistemi din eğitimi de dahil olmak üzere özelleştirilmelidir. Toplumun her kesimi, kendi ihtiyaçları doğrultusunda insan yetiştirmek için kendi özel okullarını açabilmelidir. İsteğe bağlı kız ve erkek okullarının ayrılması sağlanmalıdır. Bugüne kadar uygulanan ideolojik eğitim sistemlerinin sonucu ortadadır. Diplomalı insan nüfusunun artması kavmiyetçilik belasını önleyememiştir. Ahlâki değerler yozlaşmış, aile sistemi çökme aşamasına gelmiştir. Eğitim sisteminde milli değerlere dönme zamanıdır.

Suriye’de kaybolan ve kendilerinden 27 gündür haber alınamayan gazeteci Adem Özköse ve Hamit Coşkun’un biran önce sağ salim ülkelerine dönmelerini ümitle bekliyoruz. Kardeşlerimize “Allah (cc) yardımcıları olsun” diyoruz.

Bütün insanların akıl, nesil, can, mal ve din emniyetlerinin sağlandığı bir dünyada buluşmak temennisiyle katılımlarınız için teşekkür ederiz.

ANKARA İNANÇ ÖZGÜRLÜĞÜ PLATFORMU ADINA

İsmail AYDAR

VAHDET VAKFI

 

Bir cevap yazın