Suriye’ye ve Suriye’de Savaşa Hayır!

Bir yıldan fazla süredir meşru taleplerini barışçı gösterilerle dile getiren Suriye halkı, baskıcı Baas rejimi tarafından mutad olduğu üzere vahşice katlediliyor.

 Suriye halkı,

– neredeyse yarım asırdır bir aile ve onu işbirlikçileri tarafından gasp edilen devletlerinin yönetiminde yer almak,

– devletin ekonomik ve bürokratik imkanlarından eşit düzeyde yararlanmak,

– insan haklarına dayalı bir anayasa ve ceza yasası,

– özgür basın,

– adil ve özgürlükçü bir sistem,

– Hama katliamının sorumlularının yargılanmasını ve mağduriyetlerin tazmin edilmesini,

– Hama katliamının bir sonucu olarak diasporaya çekilmek zorunda kalan 2 milyondan fazla insanının ülkelerine dönmelerini,

– Siyonist işgali altındaki topraklarını geri istiyor. 

Her biri son derece haklı, meşru ve vicdan sahibi herkesin tereddütsüz destekleyeceği bu talepler, imtiyazlarını kaybedeceğinden korkan vahşi Baas yönetimi tarafından hapisle, işkenceyle ve ölümle karşılandı.

Çeşitli kanallarla silahlanan halk ile rejimin resmi ve gayri resmi unsurları arasında çatışmalar başladı. Baas yönetiminin yaptığı bir takım kozmetik anayasal değişiklikler ve yarım milyona yakın kimliksiz Kürd’e vatandaşlık verilmesi gibi kimi idari değişiklikler muhalefet tarafından yetersiz ve gayri samimi bulundu. Arap Birliği ve BM gibi çok taraflı ve çok çıkarlı yapılar ihtiyaç duyulan barış ve sükunet ortamını bir türlü sağlayamadı. Soruna müdahale etmek için ihtiyaç duyulan uluslar arası hukuk şartları da vetolar nedeniyle oluşmadı. Türkiye başta olmak üzere NATO’nun devreye girmesini isteyen bir müdahale koalisyonu var.

Gelinen süreçte, Suriye halkı ve vicdan sahibi insanlar, dayatılan iki kötüden birine razı olmak gibi bir trajediyle karşı karşıya bırakıldı; ya Libya’da olduğu gibi uluslar arası hukuk koşullarının oluşması beklenmeden bir NATO veya uluslararası güçlerin işgali olacak, ya da Baas vahşetinin sürmesine seyirci kalınacak.

İşgali istemek,

– savaşın bütün vahşi komplikasyonlarının yıllarca süreceği bir hukuksuzluğu Suriye halkına dayatacak,

– bütün bir insanlığa da, seyrettirilen bu vahşet üzerinden ders verilecek,

– Suriye halkı ve bölge halkları, etkileri yüzlerce yıl sürecek etnik ve mezhebi boğazlaşmaya savrulacak,

– Suriye halkının haklı ve meşru direnişi kirletilecek,

– İşgalciler kendi uluslar arası tasarımını dayatacak,

– Halkın muhtemel bir devrimsel dönüşümü küresel kapitalizm lehine düzene adapte ettirilecek,

– Tıpkı Mısır’da devrimini tamamlayamamış halkın, yeryüzü ilahlarının yerli işbirlikçisi askerler tarafından gerek yerel iktidarın dağılımı gerekse uluslararası düzenin Mısır’a biçilen rolünün devamı için halen baskılanıyor olması gibi Suriye halkı da işgalci güçler tarafından baskılanacak,

– ayrıca işgal bölgede başka işgallerin kapısını aralayacak ve ölümleri katlayacaktır.

İşgale karşı çıkmaksa Baas vahşetinin silahsız ve masum kitleleri ezmesine seyirci kalmak demek olacaktır.

Her iki seçenek de aslında savaş seçeneğidir. 

MAZLUMDER en güçlü sesiyle “SAVAŞA HAYIR!” diyor. “Suriye’ye ve Suriye’de her türlü askeri müdahaleye hayır!” diyor. 

MAZLUMDER üçüncü yol istiyor:

Taraflar Güvenlik Konseyince vetolanmadan kabul edilen tek plan olan Annan Planıyla sağlanan kısmi sükunet ortamının devamını sağlamalıdır. Taraflarca hakem olarak kabul edilecek olan İslam İşbirliği Teşkilatı üyesi ülkelerden oluşan ve bütün ülkede görev yapacak büyüklükte, yaptırım gücüne sahip Barış Gözlem Misyonu tüm ülkede ateşkesin sürmesini sağlamalıdır. Bir yıl veya buna yakın makul bir süre içinde siyasi reformların yasal alt yapısı tamamlandıktan sonra yapılacak seçimlerin sonucuna herkes razı olmalıdır.

Ahmet Faruk UNSAL

MAZLUMDER Genel Başkanı

 

 

Bir cevap yazın