Suriye Üzerinden Türkiye Müslümanlarına Birkaç Soru

Bir önceki yazıda Suriye de meydana gelen olaylar ve bu olaylar karşısında İran İslam Cumhuriyetinin takındığı tavrın doğurabileceği sonuçlar üzerinde tartışmaya çalışmıştım. Aynı yazı içerisin de Türkiye İslamcılarının çoğunluğunun da içinde olduğu Sünni dünyanın İran İslam cumhuriyetine Suriye politikalarını da bahane ederek alabildiğince saldırmalarını doğru bulmadığımı söylemiştim.

Geçen süre zarfında ne şahsımın düşüncelerinde bir değişiklik oldu nede mevcut durumda. Hatta tartışmalar daha da alevlenmiş durumda. Ak Parti medyası Suriye olaylarının Türkiye gündeminden düşmemesi için 7/24 yayınlar devam etmekte. Suriye olayları ile ilgili Ak partiye paralel düşünmeyen kesim hariç tüm İslamcılar ekranlarda boy göstermekte.

Genel konuşmalar birkaç konu üzerinden devam etmekte; Esed ordusunun(yani Suriye ordusu) sivillere yönelik uyguladığı şiddet.

  • İran İslam Cumhuriyetinin tutumu.
  • Silahlı direniş gurupları.
  • Türkiye ve batının müdahalesi vs.

Tartışmak istediğim konunu anlaşılması için, Türkiye Müslümanlarının “sünneti” haline gelmiş birkaç durumu belirtmekte ve tartışmayı bu başlıklar altında yapmakta fayda var sanırım.

  • Kendi mahallesindeki olaylara sesiz kalıp, başka mahalleleri mercek altına alma.
  • Yakın tehlike his ettiği konulara dokunmayıp, bunun yerine genel konularda alabildiğine cesur davranmaya çalışmak.
  • Türk ulus devletinde mutlu mesut yaşayıp sık sık başkalarını ulus devlet istemekle suçlamak.
  • Türkiye’de silahla hak aramaların çok yanlış ve sonuçsuz olduğunu söyleyip, başka yerlerdeki silahlı mücadelelere destek vermek. Vs. vs. vs…

Kastım ne Müslümanları dövmek, ne İran’ı savunmak nede Suriye halkına yapılan zulme kılıf aramaktır. Lakin hepimizde baş gösteren; “en iyi ben bilirim, benim doğrularım, benim İslamım, konjonktür, reelpoitik, uluslar arası ilişkiler gibi durum ve söylemler ancak bizim durumumuza uygunsa dikkate alınmalı aksi taktirde kuran ne diyorsa o” anlayışı bizi adil olmayan ve herkesin kendine özel terazilerde tartım işlemine ve dolayısı ile yanlış tartımlara sevk etmektedir.

Örneğin; İslami camianın tanınan ve sevilen şahsiyetlerinden biri on yıllarca Irak Kürtlerini Batıyla anlaştığı için yerden yere vurarak, kurulacak Bir Kürt devletinin, Ulus devlet olacağı ve batıya yakın olacağından, varlığıyla yokluğunun aynı şey, hatta varlığının daha kötü olacağını, Batının, Saddam’ın tüm zulmüne rağmen Irak’ı işgaline karşı çıkarken. Aynı şahıs televizyonlara çıkıp Suriye halkının silahlanıp Esad ordusuna karşı silahlı mücadelesinin meşru olduğunu söylerken silahların nerden geldiğini, Suriye’de ki gurupları kimin tarafından silahlandırıldığını sorgulama ihtiyacı hissetmemektedir.

Kürtlerin kurulmamış devletine Ulus devlet olacağı teziyle daha kurulmadan eleştiren İslamcı camia, Esad sonrası kurulacak devletin şekli veya sistemi üzerine en ufak bir söz söylememekteler.

Türkiye’nin 1925-30,40…80 ve 90’lı yıllarda Kürtlere uyguladığı şiddetle Esad’ın halkına uyguladığı şiddet arasında ne fark var, acaba biri çıkıp Kürtler silahlanmakta haklıydı diyebilecek mi? PKK Marksist ve ulusalcıydı deniliyor, peki Marksist ve ulusalcı olmak zulmü hak etmek demek midir? Yâda Suriye de silahlı direniş gösteren gurupların Dünya görüşü ve Esad sonrası(ki giderse) devletin şekli hakkında en ufak bir bilginiz var mı?

Tayyip Erdoğan’ın bizzat açıkladığı; Dersim’de devlet Kürtleri bir program dâhilinde soykırıma uğratmıştır. Sözünden sonra biriniz çıkıp öyle ise sayın başbakan, Kürtlerin devlete karşı silahlı kalkışmaları terör değil diyebildi mi veya diyebilir mi?

İran’ı Suriye üzerinden eleştirirken neden Suud ve Ak partiyi, Bahreyn ve Yemen konusunda eleştirmiyorsunuz. Sahi Bu iki ülkede neler olduğuyla ilgili en ufak bir bilgimiz veya fikrimiz var mı? Hadi soruyu tersten soralım burada yaşayan halkın Şii olması nedeniyle mi sessiz kaldık ve kalıyoruz?

İran’ı Suriye üzerinden alabildiğine döven İslami camia, Ak parti hükümetinin Amerika’nın İran’a uyguladığı ambargo gereği doğal gaz alımının %20 oranında azaltmış olmasını hiçbir şekilde gündemine bile almamıştır.

Tüm bu söylediklerimden sonra, ne yani biz bunları söylemedik diye Suriye konusunda sesiz mi kalalım denebilir.

Hayır, kalmayalım! Benim dediğim uzak ve söylenince zarar görmeyeceğimiz konulardaki cesaretimizin yarısı kadarını yakın ve ucunda az yâda çok tehlike his ettiğimiz konularda da gösterelim. Gösterelim ki sözümüzün değeri olsun.

Med Zehra gurubunu DTK toplantılarına gözlemci sıfatıyla katıldığı için eleştiren zati muhteremler Suriye ve Mısır İhvanı’nı ulusalcı diğer guruplarla birlikte hareket ettiği için eleştirebilecekler mi?

Örneğin Ak partiye şunları neden söylemiyoruz: “İran’ın nükleer çalışmalarını durdurması için batı adına seferber olacağına, İsrail’in Atom bombalarının imhası için seferber ol.

Batı istedi diye İran’dan doğal gaz alımında eksiltmeye gitme. Çünkü ABD bunu İsrail’in güvenliği için yapıyor ve aynı ABD, Mavi Marmara dâhil, haklı olduğun tüm konularda İsrail’i sana tercih eden ABD’dir. İlişkilerini kesmen gerek, bu hem İslami hem de insani bir gerekliliktir.” Bunun bizim için birinci gündem olması gerekmez mi?

Örneğin Başbakan’a “PKK batının maşasıdır sözünü bırak, zira söylediğin doğru olsa dahi PKK bu konuda devleti taklit etmektedir, Kürtlerle anlaş ve devlet tarafından gasp edilmiş haklarını iade et” diyebilir miyiz? Veya bunu söylemek bizim doğrularımıza uyar mı?

Müslümanların tutumu ve Ak partiyle ilgili söylenecek, sorulacak çok soru var ama galiba hepsinden önce kendimize şunu demeliyiz;

“Festeqim kema ümirte”

 

Not: İran İ. Cumhuriyetini Suriye konusunda haklı olarak eleştiriyoruz, ancak İran’ın Suriye’den önce tenkit edilecek bir durumu var. O da; Nükleer çalışmaları konusunda batıyla tek taraflı başlattığı ve adına müzakere denilen süreçtir. Aslında pazarlık konusu edilenin, nükleer tesisler değil bizzat İran İslam Cumhuriyetinin bağımsızlığı olduğundan, İran’ın bir an önce bu tutumundan vazgeçmesi gerekmektedir.

 

Muhammed YILDIRIM 

Kaynak: Fitrat.com

 

Bir cevap yazın