Ankara’da 323. hafta geride kaldı

Ankara İnanç Özgürlüğü Platformunun düzenlemiş olduğu 323. hafta basın açıklamasına hoş geldiniz.

Kadim darbe geleneğinin modern İttihatçı versiyonu olarak tanımlayabileceğimiz, siyasete ve topluma yönelik, sivil ve askeri bürokratik müdahale olan “28 Şubat Post Modern Darbesi” ile ilgili tahkikatın bu hafta içerisinde başlatılmış olması son zamanların en güzel gelişmelerinden biri olmuştur.

Bilindiği üzere, 28 Şubat 1997 tarihinde gerçekleşen Milli Güvenlik Kurulu Toplantısında alınan ve ilan edilen kararlar ile ve sonrasında hukuk dışı yapılanmalara eliyle yargı kurumlarına ve sivil siyasete müdahale edilmiştir. İdari işlemlerin usul ve esas yönünden geri alınamaz bir işlem hüviyetine bürünmesi, brifing almış hakimlerin önünde adil yargılanmanın ihlal edilmesi, mağduriyetlere yönelik yargılamaların hukuksuz bir yapı tarafından karara bağlanması sebebiyle, 28 Şubat sürecindeki tüm yargılamalar mağduriyetlere sebep olmuş, adil yargılanma ilkesi ihlal edilmiştir. Batı Çalışma Grubu adlı illegal oluşum tarafından kontrol ve koordine edilen yargı mensuplarının, 28 Şubat sürecinde verdiği bütün siyasi kararlar hukuka aykırı ve şaibelidir.

Hukuka aykırı bir oluşumun aldığı hukuksuz kararlar sonucu bir çok kişi görevinden alınmış, öğrenciler eğitim haklarından yoksun bırakılmış, disiplin cezaları ile üniversitelerden ilişikleri kesilmiş, farklı görüş ve ideoloji sahipleri hürriyeti bağlayıcı cezalarla tecziye edilmiştir. Hukuksuzluk uygulamalarına karşı dönemin hukuk yargılamaları da çare olmamış, ideolojik kararlarla insanların hayatları karartılmıştır. Bu sebeple, binlerce insanın hayatını karartmış olan 28 Şubat süreci yargı kararlarının iptali ve yeniden yargılanma imkanı sağlanması için Meclisin konu ile ilgili bir yasa çıkartması çağrımızı buradan yineliyoruz.

Bugün halen devam eden başörtüsü zulmü 28 Şubat hukuksuzlukları geleneğinin bir parçası olarak sürdürülmekte olup, ne yazık ki halen üniversitelerde de başörtüsü sorunu tümüyle çözüme kavuşturulamamıştır. Geçmişle hesaplaşırken aynı zamanda yaşayanların mağduriyetlerine yönelik kesin kazanımlar elde edilmeli, muvakkat çözümlerden kaçınılmalıdır. Hacettepe Üniversitesi ve Gazi Üniversitesi çeşitli fakültelerinden tarafımıza yapılan başvurularda, öğrencilerin halen sınıflardan çıkarıldığı, koridorlarda tahkir edildikleri ve not ile tehdit edildikleri öğrenilmiştir.. Konuyla ilgili gerekli hukuki girişimler başlatılmış olup, bu konuda çağrıda bulunan ve yardım talep eden tüm öğrencilerin Ankara İnanç Özgürlüğü bileşenlerine başvurmaları ve keyfi yasağın sonlandırılmasına katkı sunmaları temennimizi de tekrar etmek isteriz.

Öğrencilere yaşatılmak istenen korku imparatorluğunun yıkılması, hala “başörtü ile girebileceğine dair yazı getir” şeklinde beklentileri olan öğretim görevlilerinin konuyla ilgili bilgilendirilmesi gerekmektedir. Kaldı ki, bu konuda itirazı olan öğretim görevlilerinin başörtü ile giren öğrencilerin kişilik hakları ve temel haklarına yönelik müdahaleler ile ilgili gerekli tedbirlerin alınması, keyfi yasağı sürdüren hocalara yönelik soruşturma başlatılması önemlidir,

Son olarak, Suriye’ye belgesel çekimi gerçekleştirmek üzere giden gazeteci Hamit Coşkun ve Adem Özköse’nin hayatları ve sağlıkları hususunda endişeler artmakta, Suriye yönetimi ise zulümlere devam etmektedir. İnsan hayatlarının pazarlık konusu olamayacağını ve derhal Hamit Coşkun ve Adem Özköse’nin Türkiye’ye teslimi hususunda gerekenlerin yapılmasını, Suriye yönetiminin uyguladığı insanlık dışı politikalardan vazgeçmesi çağrısında bulunuyoruz.

Ankara İnanç Özgürlüğü Platformu Adına;

Av. Şükrü SUNGUR

MAZLUMDER ANKARA ŞUBE

 

Bir cevap yazın