28 Şubatla hesaplaşmak kadar yüzleşmek de gerekli

28 Şubatla ilgili bazı fişlemeler ortaya çıktı.

Bunlar arasında Marmara Depremi sonrası Sakarya’da yapılan fişlemeler de gündeme geldi.

Genelkurmay, yardım ve faaliyetlerini “17 Ağustos 1999 Marmara Bölgesi depreminden sonra 15′nci Kolordu Komutanlığı bölgesinde meydana gelen yıkıcı, bölücü ve irticai faaliyetler” olarak kayıt altına almış.

Sadece belirli bir kesimin içindeki grup ya da gruplar değil, o günlerde yardım faaliyeti yapan her kesim sıkı şekilde takip edilmiş.

Hatırlayın, depremin acı bilançosu ortaya çıkmaya başladığında birçok vatandaş, devlet yetkililerinin nerde olduğunu, neden çözüm sürecine katılmadıklarını merak ediyorlardı.

Sanırım haberleri okuyunca kafalarında bazı cevaplar oluşmaya başlamıştır.

Biliyorsunuz, Marmara Depremi, siyasetteki 28 Şubat depreminin sonrasında meydana gelmişti.

Ve süreci yaşayanlar aslında o fişlemelerden, takiplerden ve yapılmak istenenlerden o günde de haberdardı.

O dönem ben üniversite öğrencisiydim, başörtüsü eylemlerimizden dolayı fişlendiğimi iyi biliyordum.

Yine aynı şekilde Çark Mesire’de kurulan Sakarya Dayanışma Platformu’nun depremzede ailelere yardım faaliyetlerinin dönemin askeri ve sivil yetkilileri tarafından takip edildiğini ve hatta yer yer engellenmek istendiğini de iyi hatırlıyorum.

Ama nedense medyaya yansıyan haberler, o gün yaşanan her şeyi Batı Çalışma Grubu’ndan bilmemizi istiyor.

Oysa o dönem 28 Şubatçı asker aktörler kadar toplumun içindeki aktörler de faaliyetteydi!

Bu gerçeği dün 346. hafta basın açıklamasını yapan Sakarya Adalet Girişimi bileşenlerinden Sakarya Dayanışma Derneği sözcüsü Kadrican Mendi bir kez daha hatırlattı.

Bu anlamlı bir tepkiydi çünkü kendisi bugün dernek statüsünde olan Sakarya Dayanışma Platformu’nun o dönemki faaliyetlerine öncülük edenleri arasındaydı.

Ve hukuki bir zeminde ilerleyen davanın ihmal edilen boyutuyla ilgili şunları söyledi:

“28 Şubat soruşturmalarıyla yeniden gündemi işgal eden “darbelerle hesaplaşma” iddiasının atlanılan bir yönü daha var.

Nasıl oldu da bir avuç “darbeci” milyonlarca cemaat mensubu ya da dindar vatandaşı bu kadar kolayca hırpalayabildi.

Bunun üzerine durup biraz düşünmek lazım.

Darbecilerin verdiği emirleri uygulayan, ilahiyat fakültesi dekanlarını, imam hatip lisesi müdürlerini, milli eğitimin muhafazakâr müfettişlerini hatırlamak ve hatırlatmak lazım.

28 Şubat yasaklarının en cevval uygulayıcılarının bazı dindar-muhafazakar kadroların olduğu gerçeğini unutmamızı bizden kimse beklemesin!

Cemaate vaaz verirken mangalda kül bırakmayan ancak zoru görünce Başörtüsünü dahi savunmaktan imtina edenler, devletle karşı karşıya gelmemek için kırk türlü takla atanlar, Müslümanca bir duruşu, direnişi savunanları provakatör ilan edenler, işyerindeki başörtülü personeli çıkaran, okulunu bırakmak zorunda kalan başörtülüleri köle kadrosundan ya da ikinci eş olarak istihdam edenler, başörtüsünün teferruat olduğu fetvasını verenler hala aramızda dolaşıyorlar.

Ve hiç utanmaksızın herkesten önce darbecilere veryansın ediyorlar.

Ve hiç utanmaksızın o zaman darbe hükümetlerini destekledikleri gibi şimdi de mevcut hükümeti destekliyorlar.

Arkadaşlar, sözünü namusu bilen siz platform üyeleri, sizler herkesin mazeret beyan ettiği günlerde darbecilere karşı meydandaydınız.

O gün sözünüzü sakınmadan söylediniz ve bu günde aktörler değişse de doğası değişmeyen devlet iktidarına karşı doğru olanı söylemek ve söylediğinizin arkasında durmak zorundasınız.

28 Şubat’ı bitirdiğini söyleyen iktidar halen ilköğretim ve liselerdeki başörtüsü yasağını uygulamaya devam etmektedir.

Kamu alanında çalışanlara dönük başörtüsü yasağı devam etmektedir.

Üniversitelerdeki kısmi serbestlik ise tamamen hükümetin iş başında olması kaydı ile sürmektedir.

Velhasıl-ı kelam28 şubat’ın başörtüsü yasağı mevcut hükümet eliyle devam etmektedir.

O zaman askerin karşısında bu gerçekleri söyleyen bizler bugün de gerçekleri söylemek zorundayız.”

Evet, o gün yasağın karşısına dikilenleri askere şikayet edenler şimdi de hükümete şikayet etmekten geri durmuyorlar.

Darbeciler yargılansın yargılanmasına da sivil aktörlerdeki bu ikiyüzlülük, çürümüşlük bitmeden ne adalet gelecek ne de özgürlük…

BEYTULLAH EMRAH ÖNCE

SAKARYA YENİHABER

 

 

Bir cevap yazın