Sakarya’da 1 Mayıs eylemi: Küresel sermayenin değil Rabb’imizin kuluyuz

Sakarya’da faaliyet gösteren 7 İslami kuruluş ortak 1 Mayıs eylemi düzenleyerek “Devletin, kapitalizmin, küresel sermayenin, bankaların değil Rabb’imizin kuluyuz” mesajı verdi ve kapitalist ekonomi politikalarını protesto etti

1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü vesilesiyle Sakarya’da ortak bir basın açıklaması yapıldı. Kapitalizme karşı yükseltilen çağrılara destek vermek için düzenlendiği ifade edilen eyleme Ada-der, Diriliş Saati Dergisi, Değirmen Dergisi, İlim ve Hikmet Vakfı, Ribat Eğitim Vakfı Sakarya Şubesi, Sakarya Dayanışma Derneği ve Vahdet Vakfı Sakarya Temsilciliği mensupları destek verdi. Ortak basın açıklamasını Deniz Çelik okudu. 

Ortak basın açıklamasında açlık sınırının 940 lira iken asgari ücretin 701 lira olduğu, faiz ve kredi ekonomisinin aileleri parçalanmaya, borçluları ise intihara sürüklediği, şirketlerin kâr hırsının işçi ölümlerine sebebiyet verdiği ifade edildi ve “Gelin, zamanımızın firavunlarına ve Karunlarına karşı vahyin kurtuluş çağrısını birlikte seslendirelim. Yoksulun, yetimin, zayıf bırakılmışın hakkını, hukukunu, emeğini, alınterini hep beraber savunalım. İnsanı sermayeye kul eden, ekini ve nesli ifsad eden küresel kapitalizme karşı küresel bir intifada bilincini kuşanalım. Rekabetçi anlayışa karşı paylaşmayı, dayanışmayı, yardımlaşmayı esas alalım. Aşırı tüketim ekonomisine karşı kanaat ekonomisini oluşturalım.” denildi.

“Küresel kapitalizme karşı küresel intifada” ve “Devletin, kapitalizmin, küresel sermayenin, bankaların değil Rabb’imizin kuluyuz” yazılı pankartların açıldığı eylemde “Milyarlarca insan aç ve muhtaç iken kendin için biriktirme, Allah için infak et!”, “Asgari ücret, azami kölelik”, “1 Mayıs, insanlığı ve doğayı ifsad eden küresel kapitalizme lâ diyoruz!” yazılı dövizler taşındı. Basın açıklaması “Yaşasın küresel intifada” ve “Susma haykır, zulme hayır!” sloganlarıyla son buldu.

ORTAK BASIN AÇIKLAMASININ TAM METNİ

Küresel sermayenin değil Rabb’imizin kuluyuz!

Değerli Sakarya halkı ve basın mensupları,

Bugün 1 Mayıs. Dünyanın tüm meydanlarında farklı dillerde ama ortak bir çağrının yükseltildiği küresel dayanışma günü. Biz de bugün burada, nesli ve ekini ifsad eden küresel kapitalizme karşı yükselen seslere destek vermek için toplanmış bulunuyoruz.

Allah’ın arzında büyüklük taslayanlar, hırslarıyla insanlığı ve doğayı hızlı bir felakete sürüklerken, bu gidişata kayıtsız kalmayacağımızı bir kez daha hatırlatmak istiyoruz. Çünkü karşı karşıya kaldığımız öylesine büyük bir felaket ki, her saatte bir 300, yılda ise 2 milyon çocuğun sadece açlıktan ölmesine neden olabiliyor. Diğer taraftan ise her yıl yaklaşık 3 milyon insan aşırı kiloya bağlı sağlık sorunlarından hayatını kaybediyor.

Paylaşmanın değil azgın bir rekabetin geçerli olduğu bu ekonomik düzen, bir yandan mutlu bir azınlığın servetine servet katmasına yol açarken, geride kalan milyarlarca insanı açlık ve yoksulluk sınırında yaşamaya mahkûm ediyor.

Bugün 1,5 milyar kişi günde 2 liradan daha az bir parayla geçinmek zorundaysa şüphesiz bu durum, mevcut kapitalist ekonominin neticesidir. Birilerinin daha çok zenginleşebilmesinin milyarlarca insanın sömürülmesine bağlı olduğu bu düzene kesinlikle kul-köle olmayacağız!

Değerli dostlar,

Kalkınma odaklı söylemlerin toplumu değil sermayeyi baz aldığı bu düzen, elbette bizim yaşadığımız sosyal ve ekonomik gerçekliği yansıtmayacaktır. Rakamlar bizim halimizi tabi ki anlatmayacaktır. Gelin, birlikte sorgulayalım:

Türkiye’de ekonominin hızlı büyümesiyle övünen iktidar ve büyük sermaye sahipleri; bugün 4 kişilik bir aile sadece aç kalmamak için 940 liraya ihtiyaç duyarken asgari ücretin 700 lira olmasını acaba nasıl açıklamaktadır?

Dünyanın en çok büyüyen 2. ekonomisi olmakla övünenler, ülkemizde işsizliğe ya da açlık sınırının altında bir ücrete mahkûm edilen milyonlarca insanın, asgari ihtiyaçlarını karşılayabilmek için faiz ekonomisine, bankalara, kredi kartlarına mahkûm edilmiş olmasına acaba ne demektedir?

Her yıl milyonlarca insan, çaresizlikten faiz, borç ve haciz bataklığına düşerken, yüzlerce insan da maalesef intihara sürüklenmektedir. Bu nasıl bir büyümedir ki, eve ekmek götüremeyen babaların, çocuklarına mama bulamayan annelerin, borç yüzünden anne-babası hapse düşmüş evlatların canlarına kast etmesine çözüm olamamaktadır?

Türkiye’nin büyümesiyle kıvanç duyanlar, acaba geçimini sağlayamayan ailelerin hızla parçalanıp dağılmasıyla ve milyonlarca çocuğun anasından ya da babasından uzak büyümesiyle de gurur duyuyorlar mı?

Firavun düzenini geçmişte aramamıza gerek yok. Söyler misiniz büyük şehirlerde birbiri ardına yükselen gökdelenlerin piramitlerden farkı nedir? Tıpkı piramitler gibi o gökdelenlerin harcına da insanların canı karışmakta değil midir? Sonsuz büyüme ve tüketim hırsıyla kat üstüne kat dikenler, üç kuruş daha fazla para kazanmak için işçilerin naylon çadırlara yanarak ölmesine sebep olmuşlarsa, bu firavunun kölelik düzeninden başka nedir?

Düşünün ki sadece son bir yılda 1563 işçi hayatını tek derdi kârını yükseltmek olanların ihmalleri yüzünden kaybetmiştir. Her gün dört işçi; ezilerek, çarpılarak, yanarak, boğularak, göçük altında kalarak hayatını kaybediyorsa, bu sorunu çözmesi gerekenler ise meseleyi “kader” diyerek geçiştiriyorsa bu sömürü düzenine direnmek hepimize farz değilse nedir?


Duyarlı Sakarya halkı,

Bugün bütçesini halktan aldığı vergilerle oluşturan devlet, giderek halka karşı sorumluluklarını terk etmektedir. Evsizlerin, işsizlerin ve yoksulların her geçen gün arttığı bir ülkede eğer devlet, halkına sırtını dönebiliyorsa orada adaletten nasıl söz edilebilir?

İnsanlar iş güvencesinden yoksun bırakılırsa, işsizlik korkusuyla asgari ücretle günde 12 saat çalıştırılırsa, deneme süresi adı altında emeği sömürülürse, sendikal hakkını aradığında işten çıkarılırsa, her alanda taşeronluk hakim kılınırsa, liyakat yerine siyasi referanslar kriter alınırsa orada hakkaniyetten nasıl söz edilebilir? Peki, adalet ve hakkaniyet yitirilmişse bir toplum nasıl ayakta kalabilir? 

Yaşadığımız şehrin sokaklarına iyi bakın. Geçimini başkalarının atıklarını toplayarak sağlayan insanların arttığını göreceksiniz. Şehrin ekonomisinin yiyecek ve içecek odaklı bir tüketime bağlı hale geldiğini, bereketli toprakların ve su kaynaklarının ise sanayi tarafından talan edildiğini fark edeceksiniz. Üstelik doğanın ifsadının kanser gibi hastalıkların artışını tetiklediğini de göreceksiniz. O zaman tükettikçe daha çok tükendiğimizi anlayacaksınız. Şayet bu tabloya sırtınızı dönerseniz, belki de bir sonraki kurban siz olacaksınız!

Değerli dostlar,

İnsanı sadece üretici ve tüketici kimliğiyle tanımlayan, insani ve sosyal tüm değerleri piyasa ekonomisi içinde anlamlı bulan bir ekonomik düzen, elbette yalnızca zulüm ve felaket getirecektir.

Sürekli büyümek için insanları daha çok tüketmeye sevk eden, daha düşük fiyata daha çok satmak için iş gücünü ucuzlatan ve sonuçta bir yanda milyarlarca insanı mustazâflaştıran bir anlayışa tüm gücümüzle karşı koymak zorundayız. İşe, kalkınmayı ve büyümeyi put edinip, milyarlarca insanı bu putlara kurban eden kapitalist zihniyete “lâ” (hayır) diyerek başlayabiliriz.

Gelin, zamanımızın firavunlarına ve Karunlarına karşı vahyin kurtuluş çağrısını birlikte seslendirelim. Yoksulun, yetimin, zayıf bırakılmışın hakkını, hukukunu, emeğini, alınterini hep beraber savunalım. İnsanı sermayeye kul eden, ekini ve nesli ifsad eden küresel kapitalizme karşı küresel bir intifada bilincini kuşanalım. Rekabetçi anlayışa karşı paylaşmayı, dayanışmayı, yardımlaşmayı esas alalım. Aşırı tüketim ekonomisine karşı kanaat ekonomisini oluşturalım.

Sadece bugün değil, her gün.

Küresel zulme karşı yaşasın küresel dayanışma!

Küresel kapitalizme karşı yaşasın Küresel İntifada!

 

İMZACI KURULUŞLAR

ADA-DER, DİRİLİŞ SAATİ DERGİSİ, DEĞİRMEN DERGİSİ, İLİM VE HİKMET VAKFI,

RİBAT EĞİTİM VAKFI SAKARYA ŞUBESİ, SAKARYA DAYANIŞMA DERNEĞİ

VAHDET VAKFI SAKARYA TEMSİLCİLİĞİ

One thought on “Sakarya’da 1 Mayıs eylemi: Küresel sermayenin değil Rabb’imizin kuluyuz

Bir cevap yazın