Hayrettin Karaman Hoca’dan Sorunlu “Kundakçı” Fetvası

İtiraf etmem lazım ki bu yazıyı yazmam hiç kolay olmadı. Hayrettin Karaman Hoca’nın 19.4.2012 tarihli “bölünmeye giden yol kapatılmalıdır” başlıklı yazısını okuduktan sonra epeyce canım sıkıldı, bu yazıya bir şekilde cevap verilmeli en azından yazıda kafa karıştıran ve can sıkan bölümleri açması için hocaya bir kaç soru sorulmalıydı ama nasıl ve daha önemlisi kim yapmalıydı bu işi? Bana kadar düşer miydi koskoca Hoca’ya soru sormak, itiraz etmek. Düşmez/düşmemeli dedim bekledim. Bekledim ki biri ümmet adına bu görevi kırmadan dökmeden mümkün olduğunca usulüne uygun bir nezaket içinde ifa etsin ama olmadı, bugüne kadar kimse kendisine ne cevap verdi ve ne de soru sordu, o yüzden iş başa düştü, üslubumuzdaki kusurumuza da bakılmasın artık, ne demiş adam “Adım Hıdır, elimden gelen budur”.

Bazı insanlar vardır dünya görüşü ne olursa olsun herkes kendisine saygı duyar, onu günlük polemiklerin ve tartışmaların dışında ve üstünde görmek ister, ona bir çeşit hakemlik ya da ombudsmanlık rolü biçmiştir toplum. İşte Hayrettin Karaman Hoca’yı da şimdiye kadar öyle görüyor, görmek istiyorduk, ancak “kundakçı” hikâyesiyle başladığı yazısını okuyunca kendi açımdan Hoca’nın ombudsmanlık görevini askıya aldım.

Kabul etmek lazım ki “bölücülük” dendiğinde bu ülkede doğrudan Kürtler akla gelir, irtica dendiğinde nasıl Müslümanlar anlaşılıyorsa bölücülükle suçlanan kesim de hep Kürtler olmuştur. Bu nedenle “bölünmeye giden yol kapatılmalıdır” diye başladığınız yazıya “kundakçı” hikâyesiyle devam ederseniz Kürtler size ister istemez sorar; “Ne yani bu hikâyedeki kundakçı ben miyim şimdi?” Yetmez ilave sorular da sorar;

Mesela der ki; neden her zaman sen ev sahibi rolünde oluyorsun da ben de çatı arasına sığınan hain kundakçı, sahi neden? Neden ben hem sığıntı hem hain oluyorum? Hani bu ülke hepimizindi, hepimiz Müslümandık hani, Müslümanlar kardeşti hani? Aklımızdan ayrılık geçti diye hain kundakçı mı olduk hemen? Allah’ın kullarını laik Kemalist bir devlet çatısı altında yaşamaya mecbur eden bir ayet var mı? İngilizlerin cetvelle çizdiği sınırlarla oluşturulan ulus devletleri kutsamanın dayanağı nedir?

Ecdat yadigarı bu toprakları daha fazla bölmenin meşru olmadığı ön kabulüne dayandırdığı fetvasını bir ayete ya da hadise değil de başka bir fetvaya dayandırıyor Hayrettin Karaman Hoca .Pr.Abdülkerim Zeydan’ın fetvası yazıda geçtiği şekliyle aynen şöyle;

“Federatif veya bölgesel sistem adı altında Irak’ın bölünmesi, izalesi farz olan bir münker (meşru olmayan bir tasarruf)tur. Bunu yapmak isteyenlere fiil, söz, destek, övgü, finansman vb. şekillerde yardımcı olmak caiz değildir. Hatta bunu yapanlarla ilgiyi kesmek, onlara karşı protest tavır takınmak gereklidir. Bu teşebbüs (tefrika, ümmetin birliğini bozmak) büyük günahlardan olduğu için teşebbüs edenlerin tazir çerçevesinde cezalandırılmaları meşru olur.”

Bu yazıyı okuyanlar bizi de bölücülükle suçlayıp işin içinden çıkabilirler ama mesele o kadar basit değil, açık söylüyorum ben bu ülkenin bölünüp küçülmesinden yana değil, tam tersine bölge ülkeleriyle kurulacak yeni yeni ittifaklarla daha da büyümesinden yanayım. Bunun nasıl olacağı ayrı bir yazı hatta yazıların konusudur. Ancak mümkündür ki bazıları daha başka siyasal yönetim modelleri önersin, nitekim öneriyor. Benim anlayamadığım nihayetinde siyasi bir görüş nasıl olup da Hayrettin Karaman Hocanın fetva alanına giriyor ve derhal “önü kapatılıyor”. İnsanların farklı düşünmesi, hatta başka şekillerde yönetmek veya yönetilmek istemesi nasıl ve neden günah olsun, tazirle cezalandırılsın. Bir insan hakları havarisi olarak bunları soruyorum, lütfen cevap verir misiniz muhterem hocam.

ŞAKİR ÇALIŞKAN

DİĞER YAZILAR VE TARTIŞMALAR İÇİN TİMETÜRK

 

 

 

Bir cevap yazın