Bir dalga kıran olarak Suriye olayları

Arap baharı denilen sürece hangi açıdan yaklaşırsanız yaklaşın bölgedeki statükoları, en azından biçimsel olarak, sarstığı, altüst ettiği muhakkak. Daha uzun süre ertelenmesi mümkün görünmeyen değişim taleplerinin makul bir zemine çekilerek ehlileştirilmesine, sistem içinde kontrol edilebilir yapılar kurulmaya yönelik çabalar devam ediyor. Tabanda bastırılmış siyasal-toplumsal talepler farklı şekillerde siyaset sahnesinde etkin olmaya çalışırken müesses nizamı elinde tutanlar da kontrolü kaybetmeden yeni duruma adapte olmaya çalışıyor…

Tam bu süreçte dalga Suriye’ye vurduğunda farklı bir seyir izledi. Diğer bölgelerde iktidar değişimiyle sonuçlanan ayaklanmalar Suriye’de, beklenildiği üzere, rejimin şiddetli tepkisi ile karşılaştı. Şiddet arttıkça muhalefetin de silaha sarıldığı görüldü…

Ancak dikkat çekecek biçimde Suudi Arabistan’ın ve özellikle petrol zengini küçük Körfez şeyhliklerinin Suriye muhalefetinin silahlı bir mücadeleye dönüşmesi konusunda özel çaba (!) göstererek silahlanmayı teşvik eden çabaları gözden kaçıyor.Doğrudan silah üreticisi olmayan bu ülkeler; silah desteği vererek bölgede adeta bir iç savaşı körüklediklerini, mezhep eksenli bir husumete sebep olarak bölgeyi ateşe vereceklerini düşünmüyor olabilirler mi?

Esad’ın zulmünün şiddeti ne bu sorunun sorulmasına ne de bunun muhtemel sonuçlarının soğukkanlılıkla analiz edilmesine imkan bırakmıyor. Herkes biliyor ki, muhalefetin ateş gücünün Baas rejimin silahlı gücünü geçme imkanı yok. Bu durumda olayların silahlı bir direnişe dönüşerek peşinden bir iç savaş görünümü kazanması, hangi stratejik aklın ürünü olabilir? Ya da bunca kanının akması karşılığında gerçekten beklenen sonucun alınma ihtimali nedir?

Olayın Suriye’ye ilişkin boyutuna dair farklı cevaplar verilebilir. Ancak Suriye muhalefetinin ısrarla silahlı mücadeleye teşvik edilerek adeta kaotik bir iç savaşa sürüklenmesi Suriye’den çok bölgedeki ülkelerin stratejik hesaplarıyla yakından ilgilidir ..

Suudi ve Körfez Emirliklerinin en büyük korkusu bu dalganın kendi sahillerine kadar ulaşması… Bu korku sadece lüks ve sefahat için saltanat süren Arap şeyhleriyle sınırlı değil. Petrol ve doğal kaynakların aktığı gelişmiş sanayi ülkelerinin, başta ABD ve Avrupa’nın, buradaki dengenin alt üst olmasına, hele hele bölgenin kontrol dışına çıkma ihtimalini getirecek iktidarların eline geçmesine izin vermek istemeyeceği kesin. Petrol şakaya gelmez çünkü!

Tüm bu manzaradan şöyle bir çıkarsama yapmak mümkün: Suriye’deki değişim talebini ısrarla terörize edenler bu dalganın kendi sahillerine kadar ulaşmasını istemeyenlerdir. Sanılanın aksine Suriye’de değişimi istemeyenler, şu an iç savaşı körükleyen ve Esad karşıtıymış görünen devletçikler olmasın? Bu sorunun çok meşru ve sorulması gereken bir soru olduğunu düşünüyorum. Çünkü Ortadoğu’daki temel sorunlardan biri, bu ülkelerde yaşayanların üstünde oturdukları enerji kaynaklarına kimin sahip olacağı meselesidir. Bu da, siyasal iktidarları, sosyo-ekonomik yapıyı ve dünya sistemi içindeki yerlerini belirleyen stratejik bir konudur.

AKİF EMRE

YAZININ TAMAMI İÇİN YENİ ŞAFAK

 

 

Bir cevap yazın