Ankara 328. hafta: Yargı eliyle hukuksuzluk var!

Ankara İnanç Özgürlüğü Platformu tarafından düzenlenen 328. hafta basın açıklamasına hoş geldiniz. İnsanlık tarihi ile paralel bir şekilde devam eden hak ve batıl savaşının galibinin yılmadan mücadelelerine devam edenlerin olduğu bilinci ile zaman ve mekan farkı gözetmeksizin mücadelemize devam edeceğimizi bir kere daha dile getiriyoruz.

Yoğun bir haftayı geride bırakıyoruz. Zulüm farklı alanlarda hız kesmeksizin devam ediyor. Siyasi hesaplara kurban edilenler, fikirleri ve inancından dolayı aşağılananlar yine bizleriz. 28 şubat süreci ile hesaplaşıldığı iddia edilen şu günlerde medyaya düşen haberler bizleri tekrar 28 şubat günlerine döndürdü.

Gaziantep`te başörtüsünden dolayı okula alınmayan Şüheda Çevik`in annesi Güllü Çevik “kızının eğitim hakkını araması” nedeniyle Gaziantep adliyesi 18. Asliye Ceza Mahkemesince 2 yıl 10 ay hapis cezası ile cezalandırıldı. Bir anne inandığı ve kuşandığı değerlerle eğitim hakkını almak isteyen kızının hakkını aradığı gerekçesiyle hapse mahkum edildi. Bu olay “Haydi kızlar okula” sloganının dipnotunda parantez içinde “bizim öngördüğümüz şekilde” ibaresinin olduğunun bir ifadesidir. Yargı düşünce ve inanç hürriyetini hiçe saymış ve aynı zamanda eğitim hakkı ihlaline ortak olmuştur. Bu karar adeta adaletin tersyüz edilişidir. Adalet adına verilen bu utanç verici karar hafızalarımıza ve tarihin kara sayfalarına işlenmiştir.

Ege Üniversitesi (EÜ) Fen Fakültesi Astronomi ve Uzay Bilimleri Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. E. Rennan Pekünlü, okulun giriş kapısında elinde fotoğraf makinesi ile nöbet tutarak başörtülü öğrencilerin resimlerini çekip onları içeriye almıyor. Yaptığı zulmün gerekçesi kendisine sorulduğunda demokratik hakkımı kullanıyorum yanıtı ile cevap vermekle yetiniyor Renan Pekünlü. Öğrencilerin eğitim haklarını engellemek ve onları adeta birer suçlu imiş gibi fişlemek nasıl bir demokratik haktır? İdeolojik saplantılarını demokratik hak kisvesi altında uygulamaya koyanlar en kısa sürede gerekli merciler tarafından cezalandırılmalıdır. Bu meyanda YÖK ve üniversite dekanlığının öğretim üyesi hakkında başlattıkları incelemenin bir an önce neticelenerek, bu tarz ideolojik uygulamaların diğer üniversitelerde de yayılmasının önünü kapatacak bir ceza ile cezalandırılmalarını kamuoyu olarak talep ediyoruz.

“Genel merkezi Diyarbakır il merkezinde olan Mustazaflar İle Dayanışma Derneği (Mustazaf-Der) hakkında daha önce yerel mahkemenin verdiği kapatma kararı Yargıtay tarafından da onaylandı.” Binlerce üyesi ve yüzbinlerce gönüldaşı olan ve legal olan bir yapılanmanın kapısına kilit vurmak bu yapı etrafında toplanan her bir kişinin düşüncesine kilit vurmak ve onları toptan cezalandırmaktır. Yargı bu kararı ile ya benim gibi ol yada sana hayat hakkı tanımam demiştir.

AK Parti Kadın Kollarının ‘Kadın Bakış Açısıyla Yeni-Sivil Anayasa Çalıştayı’nın yeni anayasa sürecine katkı sağlaması amacıyla Meclis Başkanlığı’na sunduğu rapor bir hayli ilginç. Başörtüsüne kamusal alanda özgürlük isterken aynı zamanda birkaç meslekte de başörtüsünün siyasi simge teşkil ettiğini bundan dolayı bu meslekler için kısıtlama talebinde bulundu. AK Parti kadın kolları raporunda ayrıca şu talepleri dile getirdiler:

“Yeni anayasada kadınların kamu görevlerini yerine getirmesi konusunda erkeklerle eşit haklara sahip olduğu, başörtüsü, dini ve siyasi simgelerin burada problem teşkil etmemesi yönünde bir hüküm yer almalıdır. Bu konuda yargıçlık, öğretmenlik, emniyet görevlisi gibi meslekler istisna tutularak tartışmalar aşılabilir.”

Bu ifadeler adeta CHP zihniyetinin tezahürü mesabesindedir. Başörtülü hanımların belli alanlara girememesinin hem de Ak Parti kadın kolları tarafından hazırlanan böyle abes bir metinle legalleştirilmeye çalışmasını akıl iz’an almamaktadır. Toplum adına hareket ettiği iddiasında olan ve kendini toplumun temsilcisi olarak tanıtan yapılanmaların esasında toplumla ve toplumun değerleri ile ne derece alakalı olduklarını ortaya koyan bir olaydır bu. Yeni nitelemesi ekleyerek bir şeyi yeni yapmanın mümkün olmadığı, kişilerin elinde yeni olanın eskisini aratabileceği gerçeğini birkez daha hatırlatmış olduk bu olayla. Bizlerde AK Parti kadın kollarına soruyoruz; Başı örtülü kadınları hangi siyasi düşüncenin temsilcileri olarak görüyorsunuz? Başı kapalı olma bir siyasi simge ise karşısında yer alan başı açık olmada tersinden bir siyasi simge değimlidir? Siyasi simge taşıdıkları gerekçesi ile başı açık olanların yapamayacakları meslekler nelerdir? Salt siyasi bir partinin müntesibi ve temsilcisi olan sizlerin toplumun bütünü adına düşünce beyan etmeniz siyasi bir olay değimlidir ve bu durumda ortaya koyduğunuz düşünce ne derece kabul edilebilir? Siyasi bir partinin müntesibi olup başbakan, bakan ve bürokrat olarak ülkeyi yönetmek sizce doğrumudur ve bu durumda adalet mekanizması tarafsız işleyebilir mi? Soruları çoğaltmak mümkün olmakla birlikte bu kadarla yetinip şunu hatırlatmak isteriz tarihin çöplüğünde halkın değerleri ile savaşan niceleri yatmaktadır. Dünyevi hırs, makam ve mevki adına şahsiyetsizleşip mutlak sonuç olan ahiret yurdunuzu heba etmeyin.

Yapılan tüm bu zulümlerin yargı eliyle adalet adına yada kişiler eli ile demokrasi adına yapılıyor olması adalet ve demokrasi mefhumunun derin bir analize tabii tutulması gerektiğini bir kez daha ortaya koymuştur.

Zulüm sürdüğü müddetçe zulmü ve zalimi deşifre etmeye ve onlarla mücadele etmeye devam edeceğiz.

ANKARA İNANÇ ÖZGÜRLÜĞÜ PLATFORMU ADINA

İHH ANKARA YÖNETİM KURULU ÜYESİ

Serkan CODAL

 

Bir cevap yazın