Sakarya 348. hafta eylemi

Sakarya Adalet Girişimi 348. hafta basın açıklamasında neoliberal üretim-tüketim çılgınlığının ahlaki erdemleri yozlaştırdığına dikkat çekerken, asgari ücret ve taşeronluk sistemini eleştirdi. Açıklamada başörtüsüne sadece üniversitelerde değil her alanda özgürlük istendi

Sakarya Adalet Girişimi Başörtüsü Platformu’nun haftalık eylemleri 347. basın açıklamasıyla devam etti. Platform adına Diriliş Saati Dergisi’nden Enes Berat Gürler’in okuduğu açıklamada neoliberal ekonomi eleştirilerek “Toplumumuzda tüketim çılgınlık seviyesine çıkmıştır. Adalet, ahde vefa, dürüstlük gibi ahlaki erdemler yerini kapitalist ahlaksızlığın umdelerine bırakmıştır. Küçük ve orta ölçekli sermaye büyük sermaye karşısında her geçen gün güç kaybetmekte, büyük sermaye önüne geleni ezerek hızla tekelleşmektedir. Banka, borsa gibi finansal kurumlar hiçbir emek sarf etmeksizin sanal para hareketlerinden büyük paralar kazanmakta ve Allah’ın faiz olarak isimlendirip lanetlediği bu haksız kazanç her geçen gün daha da meşrulaştırılmaktadır. Emeğin sendikal mücadele ile elde ettiği kazanımlar 12 Eylül sonrası süreçte aşama aşama kaybedildi… Hem sendikalar etkisizleştirildi hem de sendikalı olmak işveren nezdinde suçlu olmak için yeter sebep haline getirildi. Açlık sınırının altında bir asgari ücret uygulaması hepimizin malumu… Bu şartlar altında yapılması gereken nedir? Başta Müslüman halklar olmak üzere tüm dünya halkları küresel güçlerin özgürlük, daha iyi yaşam, kalkınma gibi yalanların arkasına gizlenerek sunduğu neoliberal politikalara asla teslim olmamalıdır.”

347. HAFTA BASIN AÇIKLAMASI

DİRENİŞ KAZANACAK!

Emekçiler 1 Mayıs’ta bir kez daha meydanlara indi. Bu vesile ile kapitalizmin Müslüman halklara bir kurtuluş reçetesi olarak sunulması ve buna bağlı olarak emeğin sermaye tarafından ayaklar altına alınması sorununu bir kez daha dillendirmek istiyoruz.

Türkiye’de 12 Eylül darbesi ile başlayan neoliberal süreç, Ak Parti hükümeti döneminde olgunlaşma aşamasından geçiyor. Bu süreç iyi analiz edildiğinde şu hususların öne çıktığı görülecektir:

-Toplumumuzda tüketim çılgınlık seviyesine çıkmıştır.

-Adalet, ahde vefa, dürüstlük gibi ahlaki erdemler yerini kapitalist ahlaksızlığın umdelerine bırakmıştır.

-Küçük ve orta ölçekli sermaye büyük sermaye karşısında her geçen gün güç kaybetmekte, uluslar arası sermaye ve onun Türkiye ayağını oluşturan büyük sermaye önüne geleni ezerek hızla tekelleşmektedir.

-Banka, borsa gibi finansal kurumlar hiçbir emek sarf etmeksizin sanal para hareketlerinden büyük paralar kazanmakta ve Allah’ın faiz olarak isimlendirip lanetlediği bu haksız kazanç her geçen gün daha da meşrulaştırılmaktadır.

-Emeğin sendikal mücadele ile elde ettiği kazanımlar 12 Eylül sonrası süreçte aşama aşama kaybedildi. Bugün özel sektörde çalışan kayıtlı 10,5 milyon işçinin sadece iki yüz bininin toplu sözleşme hakkına sahip sendikalı olduğunu biliyoruz. Kalan işçiler ise işverenin insafına bırakılmış durumda… Hem sendikalar etkisizleştirildi hem de sendikalı olmak işveren nezdinde suçlu olmak için yeter sebep haline getirildi. Açlık sınırının altında bir asgari ücret uygulaması hepimizin malumu… Taşeronluk sistemi ile emekçilerin sendikal örgütlenmesinin önüne geçildiği gibi, yıllarca da çalışsa emekçinin gelirinin asgari ücret düzeyinde kaldığı bir tür kölelik sistemi ihdas edildi.

Bu şartlar altında yapılması gereken nedir? Başta Müslüman halklar olmak üzere tüm dünya halkları küresel güçlerin özgürlük, daha iyi yaşam, kalkınma gibi yalanların arkasına gizlenerek sunduğu neoliberal politikalara asla teslim olmamalıdır.

Müslümanlar olarak; Allah’ın bütün dünyaya yetecek ölçüde rızık verdiğine, açlıktan ölenlerin ve obezlerin olmadığı bir dünya için küresel zalimlerin devrilerek adil yönetimlerin kurulması gerektiğine iman ediyoruz.

Müslümanlar olarak; paylaşma ve dayanışma üzerine kurulu İslam ahlakının İslam inancının en temel unsurlarından biri olduğuna iman ediyoruz.

Müslümanlar olarak; tüm emekçilerin haklarının adil bir şekilde ve zamanında verildiği; işgücünün kârlılık oranlarının artırılması alanı olmaktan çıkarılıp, insanca yaşamanın karşılığı olan ücretlendirmenin yapıldığı bir dünya kurmamız gerektiğine iman ediyoruz.

Başörtüsü yasağı değişik boyutlarda devam ediyor. Son olarak, Ankara’da bulunan MAN Kamyon ve Otobüs Fabrikası’na staj için başvuran ve başvurusu kabul edilen Konya Selçuk Üniversitesi 1. Sınıf öğrencisi Büşra Nur Uslu; staj belgelerini vermek üzere fabrikaya gittiğinde başörtülü olarak staj yapamayacağı kendisine bildirilmiştir. Bu uygulama başörtüsü sendromunun nerelere kadar uzandığının belirgin bir örneğidir.

Başörtüsü ilk, orta ve yüksek öğrenimi içerecek şekilde tüm okullarda ve kamusal alanda serbest olmalıdır. Bu konuda kısmi özgürlük anlamındaki kararlar ve uygulamalar kesinlikle çözüm olmayacaktır. Başörtüsü Müslüman kadının şiarıdır ve hiçbir gücün buna müdahale etmeye hakkı yoktur. Başörtüsü üzerindeki tüm baskılar kalkıncaya kadar direnişimiz devam edecektir.

Suriye’deki iç savaş süreci devam ediyor. Amerika ve yandaşı batılı emperyalist ülkelerin pompalaması ile Türkiye, Arabistan ve Katar bu süreçte başrol oynuyor. Küresel zalimler Suriye’yi de Irak’ın durumuna düşürmek için her yolu deniyorlar. Küresel zalimler hiçbir risk almadan, maddi/manevi bir kayıp vermeden bölgedeki işbirlikçileri üzerinden Suriye’yi dizayn etmeye çalışıyorlar. Bu çabaları yeterli sonucu doğurmuyor olacak ki; Suriye muhalefetinin manevi önderlerinden olduğu ifade edilen ve Suudi Arabistan tarafından desteklenen Şeyh Adnan Arur, Suriye’ye NATO müdahalesini savundu.

Şeyh Adnan Arur ve benzeri şahsiyetlerin duruşu Suriye muhalefeti konusundaki ciddi şüphelerimizi maalesef doğruluyor. Amerika’nın bölgedeki işbirlikçilerinin sadece laik elitler değil, aynı zamanda ılımlı İslam/Amerikancı İslam söylemine ram olmuş dindar görünümlü elitler ve bazı din adamları olduğunu müşahede ediyoruz. Şeyh Adnan Arur’u şiddetle kınıyoruz. Suriye’de kanın durması ve taraflar arasında müzakerelerin başlamasının tek çıkar yol olduğunu bir kez daha deklare ediyoruz. Türkiye, İran ve diğer bölge ülkelerinin müzakere süreci için bütün güçlerini seferber etmelerinin tarihi bir sorumluluk olduğunu hatırlatmak istiyoruz.

Mısır’ın İsrail’e verdiği doğalgazı kesmesi ile Mısır-İsrail ilişkileri gerildi. İsrail’in bölgedeki tek taraflı keyfi uygulamalarına ses çıkarmayan, hatta destekleyen Mübarek dönemi Mısır’ının bu dönüşümü takdire şayan… Umudumuz Mısır ile İsrail arasındaki Camp David Antlaşması’nın da iptali veya askıya alınmasının sağlanması… Bu aralar Güney Sudan üzerinden Sudan’ı karıştırma ve yıpratma operasyonları gerçekleştiren İsrail’in Ortadoğu’ya yerleştirilmiş habis bir ur olduğu hepimizin malumu… Mısır’ın bu son çıkışının İsrail urunun Ortadoğu’dan kesilip atılması açısından olumlu bir aşama olmasını diliyoruz.

Filistin, Kudüs ve Mescidi Aksa… Ümmetin vicdanlarını kanatan, yüreklerini dağlayan birincil sorunu… Siyonist rejim zindanlarında 4000 kişi açlık grevinde… Son gelen haberlerde açlık grevindeki bazı mahkumların hayati tehlike sınırında olduğu belirtiliyor. Ümmet ise suskun… Türkiye’de bu olay medya tarafından gözden kaçırıldı. Gün direnişe destek günüdür. Direnişin öncüleri tüm Müslümanların Siyonist rejimin elçilik ve konsoloslukları önünde Filistinli esirlerle dayanışma eylemleri düzenlenmesini istedi. Müslüman halkımızı bu çağrıya cevap vermeye, gerekli duyarlılığı göstermeye davet ediyoruz.

Zafer mutlaka direnenlerin olacaktır. Rabbimizden tüm dünyadaki mazlumların direnişlerini başarıya ulaştırmasını niyaz ediyoruz.

Sakarya Adalet Girişimi Başörtüsü Platformu Adına Diriliş Saati Dergisi

 

Bir cevap yazın