Sendikaların Emek, Mücadele ve İktidar Açmazı

Türkiye’de var olan sendikacılığı veya sendikal anlayış biçimini tarif etmek icap ederse; bu kavramlardan daha iyisini bulabilmek, başka bir tanımlama yapabilmek, yaşanmakta olan vahim olayları net bir şekilde izah edebilmek kanaatimce imkânsız olsa gerek…

Sendikaların tam da tıkandıkları noktaların, mevcut çıkmaz sokakların, çözülemeyen sorunların odak noktasını emek, mücadele ve iktidar kavramları oluşturmakta…

Sendikalar ne iş yaparlar, görev ve sorumlulukları nelerdir, gerçek amaç ve işlevleri nedir? Sorularına elbette farklı cevaplar ve bakış açıları geliştirilebilir. Ancak asıl sorun; çalışanların yahut emekçilerin ekonomik ve sosyal hakları nasıl korunacak, geliştirilecek, iktidar aygıtıyla nasıl ve hangi noktada mücadele edilecek, küresel sömürüye ve neoliberal despot politikalara karşı nasıl onurlu ve dik bir tavır takınılacak?

Yine milyonlarca ezilen, asgari ücretin dahi altında çalışan sigortasız, güvencesiz, sahipsiz, gelecekten ümitsiz mazlum ve mağdur insanların talepleri nasıl karşılanacak, bu insanlar ne zaman toplumsal refah seviyesine ulaşacak, zorunlu ihtiyaçlarını nasıl karşılayacaklar veya çileli hayat mücadelelerini nasıl kazanacaklar? Hep birlikte bu problemlere yanıtlar ve geçerli çözümler aramak mecburiyetindeyiz.

Sendikaların yaptıkları veya yapmak istedikleri açıkça ortada. En başta MEMUR-SEN; tam bir iktidar sarhoşluğu içerisinde, “hükümetin arka bahçesi” vazifesi, vizyonu ve misyonuyla, “Padişahım çok yaşa” mantığı ve yağdanlığıyla emek, direniş ve alın teri mücadelesini kelimenin tam manasıyla baltalıyor, parçalıyor, işlevsiz hale getiriyor.

KAMU-SEN’ in varlığıyla yokluğu arasında bir fark yok. Milliyetçilik tutkusuyla, devletçilik veya vatan saplantısıyla hareket ediyor. Bürokrasinin bazı noktalarındaki varlığını koruyabilmek, kendi çıkarlarını sağlama alabilmek maksadıyla neredeyse hiçbir şekilde nefesi, sesi, soluğu çıkmıyor ya da çıkaramıyor.

KESK ise; birçok olumlu, muhalif ve emekçi tavırlarının yanı sıra başörtüsü, imam hatip ve diğer bazı akıl almaz tutumlarıyla kendini heba ediyor, dolayısıyla kendine olan güveni yitiriyor, bu bağlamda vizyon ve misyonunu hakkıyla yerine getiremiyor.

Bu koşullarda emek, direniş, alın teri ve hak mücadelesi, küresel sömürüye, baskıya, dayatmaya ve zorbalıklara karşı gerekli tepkiler verilemez, verilmesi de imkânsızdır. Lütfen kendi kendimizi kandırmayalım, göz boyamakla zaman kaybetmeyelim, aptallık yapmayalım ve “dostlar alışverişte görsün” mantığını terk edelim!

 Sendikacılık aslında; her şeyden önce yürek ister, kafa ister, beyin ister. İktidar nimetlerini kaybederim, bürokrasideki adamlarım yerlerinden olur, eş ve dostlarımı işe yerleştiremem, gelecekte milletvekili olamam, köşe kapamam, istikbalim feci olur, mahvolurum, hapı yutarım gibi basit niyetleri ve talepleri bulunan, ahbap-çavuş ilişkileri içerisinde varlığını sürdüren MEMUR-SEN ve diğer bazı sendikalarla hangi hak mücadelesi onurluca yürütülebilir, ekonomik ve sosyal talepler kazanılabilir? Acaba bunlara gerçek anlamda sendika veya sivil toplum kuruluşları da diyebilir miyiz? O da ayrı bir tartışma konusu…

Hükümetin sendikalara vermiş olduğu zam oranıyla birlikte oluşan mevcut maaşların tutarı, Türkiye’deki yoksulluk sınırının çok altında. Siyasi iktidar adeta memurlarla alay eder gibi davranıyor, küçümsüyor, dalga geçiyor, hafife alıyor, hiçbir şekilde ciddiyete almıyor!

Toplu eylemler, direnişler ve nihai olarak grevler olmadan hak alınamayacağı, ileriye dönük müspet hiçbir adım atılamayacağı, ezilenlerin tam bir sefalete düşeceği, fakirliğin giderek tavan yapacağı, işsizlerin, asgari ücret ve daha aşağıda çalışanların sömürülmeye, aşağılanmaya, hakir görülmeye mahkûm ve mecbur olacağı tartışmasız bir hakikattir.

Daha geçmişten miras kalan basit korku ve endişelerini yenemeyenler, iktidar açmazını aşamayanlar, gölgesinden korkanlar, karnından konuşanlar, ikiyüzlü davrananlar, eş-dost muhabbeti yapanlar, yağdanlığı alışkanlık edinen zavallılar, sendikal yapılanmaları atlama taşı gibi görenler, ikbal düşüncesiyle hareket edenler, sendikal gayeyi algılamakta zorlananlar asla sendikacı, yönetici, lider veya dava adamı olamazlar.

Sonuç itibarıyla; hep birlikte insanların kandırılmasına, iyi niyetlerinin istismar edilmesine, sendikacılık yapıyorum diye boş yere zaman ve mevki işgal edilmesine, ezilenlerin gözyaşlarını sürdürmesine, tüm dünyada neoliberal politikaların ve akıl almaz sahteciliğin yaygınlaşmasına dur demeliyiz. Hükümetlerin mevcut despotluklarını devam ettirmesine karşı kesinlikle topyekûn mücadele etmeliyiz, direnmeliyiz, harekete geçmeliyiz, topluca grevlere gitmeliyiz. Hülasa küresel sömürü düzeninin çarklarını durdurabilmek ve nihayete erdirebilmek için bütün gücümüzle çalışmalıyız…

Platform Haber

 

 

 

 

 

Bir cevap yazın