Ümmeti birleştirmek farz, bölmek haramdır

Başlığı, Hayrettin Karaman Hoca’nın ‘Üniter devlet, İslâm’ın şartı mıdır?’ yazıma cevaben kâleme aldığı makalesinden ödünç aldım. Zira bu noktada aramızda herhangi bir görüş ayrılığı mevcut değil.Ümmetin birliğini tesis etme doğrultusunda tamamen hemfikiriz. Ancak bu amacın, hangi araçlar çerçevesinde hayata geçirilebileceği noktasında görüş ayrılığımız mevcut.

Muhterem Karaman, birliği sağlamanın yolunun merkeziyetçi bir siyasal yapıdan ve federasyon gibi düşüncelerin açıklanmasının dahi yasaklanmasından geçtiğini savunuyor. Bendenizse illa federasyonu ima etmeyen ama ademi merkeziyetçi olan bir siyasal yapıya ek olarak düşünceleri yasaklamanın onları sadece daha güçlendirdiğinden, tarihimizin buna ilişkin derslerle dolu olduğundan hareketle her tür ayrılıkçı fikriyatın da serbestçe dile getirilmesini savunuyorum.

Ayrıca muhterem Karaman, sıklıkla Sultan Abdulhamit dönemine vurgu yapıyor. Lâkin o dönemki özgürlük savunusunun ayrılıkçılığa evrilmesinin sebebinin tam da ‘istibdat rejimi’ pratikleri olduğunu göz ardı ediyor…

Karaman Hoca, yazısında her Müslüman’ın katılması gereken bir yol haritasını da bizimle paylaşıyor:

‘Biz ümmette dindarlığı, din kardeşliği şuurunu, imanını ve hayatını güçlendirmeye çalışalım; bunu yaptığımızda, bu konuda başarılı olduğumuzda ‘ümmeti birliğe götüren adımlar’ arkadan gelir ve ona kimse mani olamaz.’

Ben de, tam bu noktada, geçen yazımda sorduğum sorulara cevap aramaya devam ediyorum. Çünkü ‘din kardeşliği şuuru’nu pekiştirecek olan adımların aşağıdaki hususlarda neden ısrarla atılmadığını merak ediyorum:

‘Peki, birleşmeyi, bütünleşmeyi, hak ve adaleti sağlamak için işbirliğini güçlendirecek işlere Kürt olmayan Müslüman alimler ne kadar katkı sunmaktadırlar? Örneğin 34 gencecik insanın bombalar altında, etleri eriyerek can verdiği bir hadise karşısında kaç Müslüman alim kâlemini oynatma gereği duymuş, yetkilileri göreve çağırmıştır?

Yaratılmış her dil gibi Allah’ın ayetlerinden olan Kürtçeye ‘bilinmeyen dil’ muamelesi yapılmasına ilişkin kaç alimimiz bize yol gösterici, içimize su serpen söylemler kurmuşlardır? (…)

Dine oldukça mesafeli, yer yer düşman bir hareket bu halkın (Kürtlerin) içerisinde karşılık bulduysa bunda biraz da Müslüman alimlerimizin aynaya bakıp kendilerine sormaları gereken bir yön yok mudur?

Bu özeleştiri yapılmadan, ‘bölücüleri cezalandırmak gerekir’ fetvasının kaçınılmaz olarak Kemalist düzenin yok edici tavrını hatırlatacağı akıl edilememekte midir?’

 HİLAL KAPLAN

YAZININ TAMAMI İÇİN YENİ ŞAFAK

 

 

Bir cevap yazın