Mavi Marmara’yı da Uludere’yi de unutturmayacağız

Sakarya Adalet Girişimi 352. Hafta basın açıklamasında Mavi Marmara şehitlerini anarken, küresel kapitalizmin ve emperyalizmin bölgesel hesaplarına karşı İslam dünyasındaki halklara dayanışma çağrısı yapıldı

Sakarya Adalet Girişimi Başörtüsü Platformu’nun 352. hafta basın açıklamasını Diriliş Saati Dergisi’nden Berat Gürler okudu. Basın açıklamasında Mavi Marmara baskını, THY grevi ve işten atılan çalışanlar, kamu çalışanlarına verilen düşük zam, küresel kapitalizme entegrasyon, Suriye’de devam eden kriz ve Hula katliamı ile Uludere katliamı gündeme getirildi. Küresel emperyalizmin bölgesel hesaplarına karşı dayanışma çağrısı yapıldı.

Açıklamada “Adalet, İslam dininin en temel şiarıdır. Bu şiarı tüm boyutlarıyla hayata hakim kılmayanların işlerine geldikçe zulümden bahsetmeleri ve dindarlık gösterisinde bulunmaları onları ne adil kılar, ne de muttaki bir Müslüman…” ifadelerine de yer verildi.

Sakarya Adalet Girişimi 352. Basın Açıklaması

MAVİ MARMARA ŞEHİTLERİ UNUTULMAYACAKTIR!

Mavi Marmara katliamının yıldönümünü anarken Siyonist İsrail’i, Amerika’yı ve yandaşlarını lanetliyoruz. Bu konuda Amerika’nın baskısı sonucu hükümetin geri adım atması ile gerekli girişimlerin ve yaptırımların hayata geçirilmediğine esefle şahit oluyoruz. Mavi Marmara şehitlerimizin kanı yerde kalmayacak şekilde yaptırımların yürürlüğe sokulmasını hükümetten talep ediyoruz. Göstermelik dava yerine, etkili yaptırımların ve İsrail ile ilişkilerin tüm alanlarda kesilmesinin ana politika haline getirilmesinin önemine bir kez daha vurgu yapmak istiyoruz.

Geçtiğimiz hafta Türk Hava Yolları çalışanlarının iş bırakma eylemlerine tanık olduk. Türk Hava Yolları çalışanlarına grev yasağı getiren kanunun meclisten geçirilmesi sürecinde ortaya konulan direniş hükümet tarafından 305 personelin işten atılması şeklinde cezalandırıldı. Halen de gerginlik ve görüşmeler devam ediyor.

Memurların hükümetle yürüttüğü toplu iş sözleşmeleri birinci yıl için %4+%4, ikinci yıl içinse %3+%3 zam oranları ile sonuçlandı.

Karşımızda üzerinde tez yapılmaya layık, orijinal bir iktidar var! Bir taraftan cami, çeşme restorasyonu, kürtaj karşıtlığı, Osmanlı ruhunun canlanması gibi argümanlar üzerinden halkın İslami duyarlılıklarına gönderme yapan bir iktidar… Diğer taraftan; Uluslar arası sermayenin desteklediği, Türkiye halkını ekonomik, sosyal ve siyasal olarak kapitalizme entegre etmeye çalışan, küresel güçlerle işbirliği içinde bir iktidar…

Siz işçinin sendika kurmasına müsaade edeceksiniz, ancak en önemli kozu olan grev hakkını elinden alacaksınız. Sendikal mücadeleyi anlamsız kılan ve işvereni tek taraflı hegomonik güç haline getiren bu uygulama zulmün ta kendisidir.

Siz kişi başına düşen milli gelirin 10.000 USD olduğunu övünerek anlatacaksınız, yıllık reel enflasyonun %20 olduğunu bileceksiniz, açlık ve yoksulluk sınırlarını ilan edeceksiniz; ancak sendikaları devreden çıkaran taşeron sistemi ile işçileri ömür boyu asgari ücrete mahkum edeceksiniz, memurlara yıllık %15 zammı çok göreceksiniz… Sadece uluslar arası sermaye ve onun Türkiye ayağını oluşturan büyük sermayeyi merkeze koyan, emeği yok sayan bu uygulama zulmün ta kendisidir.

Başbakan küresel zalimlerin Suriye gibi bölgesel operasyonlarında rol aldığında bunu ‘zulme rıza gösteremeyiz’ şeklinde bir kılıfla açıklarken, gerçekte her fırsatta halkına zulmettiğinin farkında mı acaba?

Adalet, İslam dininin en temel şiarıdır. Bu şiarı tüm boyutlarıyla hayata hakim kılmayanların işlerine geldikçe zulümden bahsetmeleri ve dindarlık gösterisinde bulunmaları onları ne adil kılar, ne de muttaki bir Müslüman…

Komşumuz Suriye’de iç karışıklıklar olanca hızıyla devam ediyor. Hula katliamını gerçekleştirenleri lanetliyoruz. Son olarak bazı Avrupa ülkeleri ve Türkiye, Suriye büyük elçiliklerini kapattı. Suriye ile ilgili Amerika’nın başını çektiği küresel plan adım adım uygulanıyor. Ürdün İstihbaratı Suriye’ye 15000 El-Kaide militanının giriş yaptığını açıkladı. Suriye’ye dış müdahaleyi savunan muhalif kanat Amerika, İsrail ve Avrupa ülkelerine Esad sonrası süreç için teminat vermeye devam ediyor.

Dış müdahale olmadan Suriye’de iktidarın değiştirilmesinin imkansız olduğu görülüyor. Dış müdahalenin sonuçları ise belli… Tıpkı Irak’ta, Afganistan’da, Somali’de, Libya’da olduğu gibi… Küresel güçler gerek bölgenin kaynaklarını ele geçirmek, gerekse güvenliklerini sağlama almak adına milyonarca insanın kanı pahasına da olsa hedefe ulaşacak her yolu kendilerine mübah görüyorlar. Türkiye, Suudi Arabistan, Katar gibi ülkeler de bu emperyal planın taşeronluğunu yapıyorlar.

Suriye’deki iç savaşın bu ülke halkına getirdiği felakete karşı tüm Müslümanların; akan kanın durdurulması, müzakere sürecinin hızlandırılması, gerekli reformların hayata geçirilmesi ve iç barışın sağlanması hususunda sorumluluk alması gerekiyor. Kan ile beslenen küresel güçlerin ve onların Ortadoğu’daki işbirlikçilerine karşı, ‘Suriye’ye dış müdahaleye hayır’ diyen muhalefet üzerinden barışın tesis edilmesi için tüm İslam dünyası ayağa kalkmalıdır.

Uludere olayı bir yara olarak kanamaya devam ediyor. Son olarak İçişleri Bakanı adeta tuz basarak yarayı daha da derinleştirdi. Uludere’de ölen vatandaşlarımızı suçlu ilan eden ve özre gerek yok diyen bakan bir faşist lider edası ile konuşuyor. Hükümetin bu tavrı ile yüzyıl da geçse mevcut yara kapanmayacaktır. Hükümete düşen bu katliamın gerçek yüzünün ortaya çıkarılması ve sorumluların cezalandırılmasıdır. Aksi takdirde Uludere’nin hesabı her fırsatta hükümetten sorulacaktır.

Rabbimize adaleti hakim kılacağımız bir dünya kuruluncaya kadar küresel zalimlerle mücadelemize devam edeceğimize söz veriyoruz.

Rabbimizden bu mücadele sırasında ayaklarımızı sabit kılmasını ve bize yardım etmesini niyaz ediyoruz.

Sakarya Adalet Girişimi Başörtüsü Platformu Adına Diriliş Saati Dergisi

 

 

Bir cevap yazın