Suriye’de tampon bölge ihtimali konuşuluyor

Hula katliamının ardından yönetimi eleştiren salvolar ardı ardına, Obama’nın göz ardı edemeyeceği yayın organlarından gelmeye başladı. Washington Post, dünkü başyazısında konuya “ABD Suriye hakkında ne yapmalıdır” başlığıyla cepheden girdi. Etkili The Economist dergisi de ‘Hula’da Dehşet’ başlıklı yazısıyla Washington Post’un eleştiri ve önerileriyle kesişti.

Gelinen nokta, Türkiye’yi de çok yakından ilgilendiriyor, zira, giderek Suriye topraklarında bir ‘tampon bölge’ oluşturulması ve bunun öncelikle Türkiye üzerinden gerçekleştirilmesi, Suriye’deki gelişmelere ‘dur’ demek isteyen herkesin üzerinde kesişmeye başladığı bir seçenek haline geliyor.

Rice’ın senaryosu

Washington Post, Amerikan başkanlarının kahvaltı masasında önlerinde buldukları gazete olmak gibi bir üne sahip. Dünkü başyazısını, ABD’nin BM Temsilcisi (Obama yeniden seçilirse, Dışişleri Bakanı olma ihtimali yüksek) Susan Rice’ın Hula katliamı sonrasında değindiği ‘üç senaryo’ya dayandırıyor ve bir ‘dördüncü senaryo’yu öneriyor.

Başyazı, şu uyarıyla noktalanıyor:

“Bu seçenekleri benimsemesi, Başkan Obama’nın, pasifliğini terk etmesi, siyasi ve diplomatik sermaye harcaması ve Ortadoğu’da ‘savaş dalgası aşağı çekiliyor’ sloganıyla yürüttüğü seçim kampanyası övünmesini bir kenara bırakmasını gerektiriyor. Ama bunu yapmazsa, o dalga yükselecek ve bunun önüne geçmeye çalışmanın maliyeti giderek artacak.”

Dördüncü seçenek

O kadar ki, belki de Obama’yı yutacak ve seçimine mal olacak kadar.

İlginç bir şekilde, The Economist de geçersizliğini vurguladığı üç seçenekten sonra bir ‘dördüncü seçenek’ten söz ederek, şöyle diyor:

“Dördüncü seçenek, Türkiye ile olandan başlayarak, Suriye sınırlarında tampon bölgeler ve insani yardım koridorları empoze etmektir. Bunlar, hem Esad’ın kuvvetlerinden kaçan Suriyeli sivillere sığınak sağlayacak ve hem de Hür Suriye Ordusu’na tekrar toplanmak üzere geri çekilecekleri bir mekân sağlayacaktır.”

Batı basınının en etkili organlarında, bu konu böyle işlenmeye başladığında, yakında Washington’un Ankara’nın kapısını çalacağını düşünmek için yeterli sebep var demektir.

Suriye muhalefetinin, oluşmaya başladığı ilk günlerden beri (Suriye Ulusal Meclisi, kasım ayında İstanbul’da ortaya çıktı) Türkiye’den talep ettiği de bu ‘tampon bölge’dir. Aralık ayında, Beyrut’ta, Suriye konusunu görüştüğüm hemen herkes, bana, Türkiye’den beklentinin bu olduğunu dile getirmişti.

Türkiye’nin, hakkındaki aksine kanaatlere rağmen, bu konuda ayak sürüdüğü seziliyor. ‘Tampon bölge’ oluşturulmasının, Başşar Esad’ın Suriye’yi mezhep coğrafyalarına bölme şeklindeki son kertede başvurmaktan çekinmeyeceği hesaba, böylece ‘Suriye’nin bölünmesi tuzağı’na kendi eliyle yardım etmek istemiyor.

Yoksa, konu, Suriye ile bir savaşa tutuşmak riski değil. Bu, hiç olmayan bir risk değilse de şu sıra Suriye’nin savaşacak bir orduya sahip olduğu pek şüpheli.

Suriye’nin içinden sızan gözlemci raporları, Suriye kırsal alanının en geniş kesimlerinin ve kırsal alandaki şehir merkezlerinin ne Hür Suriye Ordusu’nun ne de hiç kimsenin kontrolünde olmadığına işaret ediyor. Rejim güçleri, direnişçilerin etkisindeki bölgelere giriyor ve cezalandırmaya kalkışıyor ama orada fazla sallanmadan, terk ediyorlar. Rejim güçlerinin, Türkiye’nin Hatay sınırının dibindeki Cebel Zaviye’den en doğudaki Deir ez-Zor’a, en güneydeki Dera’a’ya yol kenarına yerleştirilen uzaktan kumandalı bombalardan ötürü, hareket edemediği haber veriliyor.

Ülke sınırları içinde ‘tampon bölge’ oluşturulmasının, kaçmaya ve rejimi terk etmeye hazır binlerce Sünni askerden oluşan Suriye ordusunu hızla çökerteceği, bu talebi gündeme getirenler tarafından hararetle savunuluyor.

Türkiye, birkaç ay önce iyi bir fikir olduğuna dair kuşku duyduğu ‘tampon bölge’ oluşturulmasını düşünmeye başlayabilir.

Yani, Suriye, ‘açıklamalar’ ve rejimi yerden yere vuran ‘coşkun nutuklar’la durumu idare etmenin ötesine geçip, Türkiye’deki iktidarın önüne ne yapacağına dair hızla ‘karar almak zorunda olduğu’ bir başka ‘sorun’a dönüşüyor.

Çünkü o ‘dalga’, sadece Obama’yı altına almakla kalmayacağa benziyor.

 Cengiz Çandar

Yorumun tamamı için Radikal

 

 

Bir cevap yazın