İhsan değil adalet istiyoruz‏

Sakarya Adalet Girişimi tarafından yapılan 354. basın açıklamasında başörtüsünün hak değil ihsan olarak kabul ettirilmeye çalışılmasına tepki gösterildi ve kadim devlet anlayışının devam ettiği ifade edildi

Sakarya Adalet Girişimi Başörtüsü Platformu’nun 7 yıldır devam eden eylemlerinde 354. hafta geride kaldı. Platform adına Sakarya Dayanışma Derneği sözcüsü Kadrican Mendi’nin okuduğu basın açıklamasında Uludere katliamının faillerinin ortaya çıkarılmaması eleştirilerek “Uludere/Roboski katliamını unutmadık, unutturmayacağız!” pankartı açıldı.

Basın açıklamasında başörtüsü yasağı ve Türkiye dindarlığının devlet karşısındaki tavrı, emek meselesi ve Suriye gündemi ele alındı. 

Sakarya Adalet Girişimi 354. hafta basın açıklamasının tam metni

İhsan değil Adalet istiyoruz

Üzerinden altı ay geçmesine rağmen Uludere katliamının faillerinin bırakın cezalandırılmasını, henüz ortaya bile çıkarılmamış olması Kürt meselesine yaklaşımda “devlet”in kadim pozisyonunu muhafaza ettiğini gösteriyor.

Kürtçeyi seçmeli ders yapma noktasına gelen hükümetin, Uludere için takındığı kibirli tavır, devletin; ” kimse bizden zorla bir hak alamaz, neyin hak olduğuna biz karar veririz ve uygun görürsek yine ancak biz veririz” anlayışıdır.

Bu  “devlet en temel haklar konusunda dahi vatandaşı muhatap almaz, eğer bir şey istiyorsanız ancak devlet tarafından verilecek bir “ihsan” olarak talep edebilirsiniz, aksi takdirde avucunuzu yalarsınız” yaklaşımıdır.

Devletten hakkını almak gibi talepler haddi aşmak olarak görülür ve mehabet-i devlete gölge düşürülmesine asla müsaade edilmez.

Tebaadan en doğal hakkını dahi, devletten bir ihsan olarak; önünde eğilerek, hatta secde ederek dilenmesi istenir.

Bizim baştan beri itirazımız AKP iktidarının bu devlet zihniyetini değiştirmediği bilakis daha da pekiştirdiği ve dindar camiayı, devlete eskisinden daha sadık kullar haline getirdiğidir.

Başörtüsü gibi Müslümanlar açısından tartışılmaz bir değerin, kendini helal ve haram koyma noktasında dayatan devlet karşısında pazarlığa açıldığını, ve bir “Hak” olarak değil bir “ihsan” olarak kabul ettirilmeye çalışılmakta olduğunu izlemekteyiz.

Bizler yani Müslümanlar açısından kendine “ilahlık” yakıştıran devlet karşısında, değerlerini savunmak, itikadi-ilkesel bir şeydir.

Burada mücadelesi verilen, devletten bir ihsan koparmak değil, onun ilahlık iddiasının, azgınlığının karşısına dikilmektir.

On yıllık iktidarı boyunca AKP Başörtüsü ile ilgili hiçbir hukuki daha önemlisi siyasal düzenleme yapmamış, sadece devleti “yasakçılık” konusunda temize çıkarıp, sorumluluğu bir takım memurların bireysel tutumlarına indirgemiştir.

Böylece bir üniversitede yasakçılık yapan bir memur, devlet gücü tarafından YÖK kullanılarak ezilmekte, ve bunun Müslümanlar tarafından alkışlanması beklenmektedir.

Maalesef Türkiye dindarlığı bu pazarlığı büyük oranda kabul etmiş, devlet karşısında geri çekilip, AKP üzerinden verilecek “ihsan” a tenezzül etmişlerdir.

Bugün YÖK üzerinden üniversite de kotarılan sözde serbestlik tenezzül edilen bir ihsan olarak, İslami camiayı en temel değerleri konusunda dahi devlete tabi hale getirmiş, sorumluluk devletin sırtından kalkarak, hükümetin sadık tebası haline gelen “dindarlar”la, hükümete muhalefet eden diğer “unsurlar” arasındaki bir çekişmeye dönüştürülmüştür.

Bu tavrı hatırlayacağınız üzere çalışma hayatındaki düzenlemelerde de gözlemliyoruz.

Memur maaşlarına yapılan zammı yeterli bulmayan kamu emekçilerine karşı bizzat başbakan; öğretmenleri diğer memurlara, memurlarının tamamını ise asgari ücretlilere hedef gösterip kutsal Türkiye cumhuriyeti devletini ve onun hükümetini tüm bu tartışmalardan münezzeh kılmıştır.

Kadim devlet geleneğimizde en küçük bir değişiklik olmadığını gösteren onlarca örnek verilebilir.

Uluslararası sermayenin bölgeye model olarak taşımaya çalıştığı “piyasa islamı” rolünü büyük bir gayretle yürüten AKP hükümeti, maalesef, Müslüman halkların nezdinde sömürgeci batı’nın müttefiki olarak temayüz etmekte, küçük hesaplar uğruna “ümmet”in genel maslahatına zarar verecek adımlar atmaktadır.

Burnumuzun dibinde suriye’de komşu ülkeler olan İran, Irak ve Lübnan’la işbirliği yaparak kan akmasını durduracak bir siyaset yürütmesi gerekirken, maalesef abd ve uluslararası sermayenin bölgedeki taşeronları olan suud ve katarla beraber hareket etmiş, olayların bir iç savaş boyutuna dönüşmesine zemin hazırlamıştır.

Maalesef AKP hükümeti halen Suriye’de öldürülen insanları gerekçe göstererek, Afganistan ve ırak’ta yapıldığı gibi milyonlarca müslümanın kanını heder edecek bir NATO müdahalesinin lobiciliğini yapmaktadır.

Bugün İslami camiaya tüm bu gidişe dur demek, hakkın, haklının ve adaletin yanında durmak, her türlü etnik ve mezhebi fitneye karşı uyanık olmak, sorumlu ve ilkeli bir tutum geliştirmek farzdır.

Bu açıdan kendi payımıza düştüğüne inandığımız alanlarda ve sahip olduğumuz imkanlarla mücadele etmeye, madden ve manen ezilmiş halkımızın hoyratça kullanılmasına, elimiz ve dilimizle karşı koymaya devam edeceğiz.

Yaşasın halkların kardeşliği

Yaşasın İslami direniş

SAGİR Başörtüsü Platformu adına Sakarya Dayanışma Derneği

 

 

Bir cevap yazın