Yassah’tan ‘yabancı’ya anadilde eğitim

İnsanın anadili anasütü gibidir. Hem tatlı hem helal… Bugün bir çocuk çıkıp anasütü içmek hakkını talep etse hepimiz şaşırırız. Şaşırırız çünkü böyle bir hak zaten çocuğun anadan doğmuş olmakla edindiği en temel ve doğal hakkıdır. Böyle bir hakkın önüne engel konulması söz konusu değildir ve olamaz, olamamalıdır… Kürtçe ve memleket sathındaki diğer anadillerin eğitim dili olmasının önündeki asırlık engel bir çocuğun anasütünü içmesinin engellenmesinden çok farklı değildir.

Anadilinde eğitim; kişinin doğuştan sahip olduğu, insan olmakla edindiği en doğal haklardan biridir. Bunun için mücadele etmek, mücadele etmek zorunda olmak bile abestir. Zira yaratıcı tarafından bahşedilmiş bir hakla geldiğimiz arzda, bu hakkın birileri tarafından engellenmesi insan hakları ihlali olmasından öte yaratıcıdan rol çalmaktır.

1876 Anayasasındaki; “Her kavim kendi anadilinde eğitim öğretim yapabilir.” (Dikkat 136 yıl önce!) maddesi bu doğal hakkın devletçe tanınması noktasında tarihi bir vesika olarak durmaktadır.

Dillerin siyasetin konusu ve amacı olması, milliyetçiliğin ve onun yönetim modeli olan ulus-devletin doğuşuna rastlar. Ulus-devletler mümkün olan bütün farklılıkları ortadan kaldırıp yurttaşları tektipleştirerek hem “biz” olmayı amaçlar hem de farklılıklara kıyasla “biz”in yönetimi daha kolaydır.

Farklılıklardan tek tip olan “biz”e geçişte Cumhuriyet ulus-devletini en çok zorlayan şüphesiz Kürtler de dolayısıyla Kürtçe olmuştur. 1924 yılında kabul edilen Tevhid-i Tedrisat kanunu kapsamında bütün Kürt okulları, medreseleri, yayınları yasaklanırken, Türkçeleştirme projesinin önemli ayağı olan okullaşma da Kürdistan’da düşük tutuldu. Okullaşmanın düşük tutulmasının sebebi ulus-devletin Kürdün -Türkçe dahi olsa- okumuş olanından korkusudur. Dönemim Millî Eğitim Bakanı’nın “Bugünkü eli silahlı Kürdü, yarının eli kalemli münevveri olarak evlatlarımızın karşısına mı dikeceğiz?” veciz sözü bu korkunun vücut bulmuş halidir.

Cumhuriyet’le yaşıt olan “Türk ve Türkçe dışındaki bütün unsurların memleketi böleceği” paranoyası bugün “bölünmez bütünlüğün” bölüneceği korkusundan çok bir nefret olarak tezahür etmektedir. Marmara Üniversitesi’nde sınıfın kapısına “anadilde eğitim istiyoruz” yazısı yapıştıran gençlerin önce ülkücülerden sonra polisten dayak yemesini, dayak yiyenlerin daha sonra gözaltına alınmasını yahut Shakira’nın Kürtçe şarkı söyleyeceği dedikodusunun Türkiye’den milyonlarca küfür almasını başka türlü izah edebilir miyiz?

Yakın bir zaman önce Kürtçe eğitimin bölücülük olduğunu ifade eden bir başbakan’ın “Kürtçe seçmeli ders olarak alınabilecek” noktasına gelmesi ebette çok önemlidir. Her ne kadar hükümet bütün iyileşmeler için “kimsenin bir şey elde ettiği yok, biz veriyoruz” dese de devleti uzaktan dahi olsa tanıyanlar devletin kendiliğinden zırnık vermeyeceğini gayet iyi bilirler. Kürtçenin seçmeli ders olarak okutulmasını önemli bulmakla beraber birkaç eleştirimi paylaşmak isterim;

Bir; seçmeli Kürtçe dersi önemli olmakla beraber bunu yeterli olmadığını, buna razı olmadığımı net bir şekilde ifade etmeliyim. Olması gereken, anadilse eğitim konusunda devletin 136 yıl öncesine dönmesidir. Anadilde eğitim okul öncesinden üniversiteye kadar devam etmelidir. Bugün Türkçe eğitim nasıl yapılıyorsa öyle… Bunun nasıl yapılacağı tartışmaları bu hakikatin kabulünden sonra yapılabilir. Bununla ilgili yapılan ve yapılacak olan çalışmalar rehberlik edecektir. (Örnek olması bakımından DiSA’nın çalışmaları incelenebilir. http://www.disa.org.tr/ )

İki; mevcut anayasanın 42. Maddesine göre “Türkçeden başka hiçbir dil, eğitim ve öğretim kurumlarında Türk vatandaşlarına anadilleri olarak okutulamaz ve öğretilemez.” Bu neresinden tutsak düzelmeyecek maddeye rağmen Kürtçe seçmeli ders olarak okutulacaksa bu Kürtçenin “yabancı diller” arasına alınması ile olabilir, zaten hükümetin yaptığı da budur.

Bir Kürd’e, Çerkes’e, Laz’a vs. anadili olmayan bir dili anadil diye dayatmak ve kendi anadilini de ancak “yabancı dil” olarak öğrenmesine müsaade etmek “nerden baksan tutarsızlık, nerden baksan…”

Üç; halihazırda ilköğretimin ilk üç sınıfından sonra her sene 3-4 saat, lisede her sene 2 saat İngilizce gören gençler “yes, no, how are you?, my name is…”den öteye geçemiyorlar. Hal böyle iken toplumsal hayatta dezavantajlı konumda bulunan anadilin öğrenilebilmesi için nasıl bir eğitim düşünülmektedir? Ortaokul ve/ya lisenin bir sınıfında 2-3 saatlik bir ders ihtiyaca nasıl cevap verecektir?

Dört; Kürtçe eğitimin verilebilmesini üniversiteler bünyesinde açılan Kürdoloji enstitülerine endeksleyen yaklaşım anlaşılır lakin hak verilir bir yaklaşım değildir. Bu yaklaşımdan, sanki kimse Kürtçe bilmiyormuş da devlet bu yolla öğretiyormuş sonucu çıkar ki elle tutulabilir tarafı yoktur. Kürtçe eğitim için çalışmalar yapan, eğitimler veren kurumları görmezden gelip bu işi iki-üç enstitüye havale etmek devlet erkânının TRT 6’da çalışabilecek “nitelikli Kürtçe bilen yok” tutumu ile paraleldir ki bu tutumu tanımlayacak iyimser bir ifade bulamıyorum…

Reha Ruhavioğlu

İpekyol Gazetesi

 

 

Bir cevap yazın