Yeni statüler yeni habituslar

Türkiye’de son on yıl içinde sadece siyaset değil ya da siyasetle birlikte ve siyasetle de bağlantılı olarak toplumsal özellikler de dönüşüyor. Yeni katmanlar, yeni hayat tarzları oluşuyor. Özellikle büyük ölçüde iktidar ilişkilerinden beslendiği kabul edilen yeni sermayenin yükselişi, Anadolu’nun bürokrasiye, sermaye sınıfına dahil olmaya başlaması, bu değişimin en bariz görünen yanı.

Bu dönüşüm; sermayenin el değiştirmesi düzlemini aşan, çok daha karmaşık, modernitenin yeniden üretildiği, ama bir tür muhafazakar modernliğin türediği nev-zuhur bir renklilik arz ediyor. Bürokraside elde edilen konumlar, muhafazakar kesime, bu zamana kadar elde edemediği bir güce sahip olma imkanı verdi. İktidar ilişkilerinden beslenen yeni bir sermaye oluşmaya başladı. Bu yeni oluşumdan beslenen yeni toplumsal katmanlar ortaya çıkıyor…

Batılı toplumlar açısından da sınıf ve statünün yeterince açıklayıcı olamadığı postmodern dönemde farklı kavramsallaştırmalara gidilmektedir. Bu bağlamda habitus kavramı Türkiye’nin içinden geçtiği hızlı dönüşüm sürecini tam olarak açıklayıcı olamasa da ip uçları vermiyor da değil.

Bourdieu’ye göre habitus; “hayat tarzlarını belirleyen bir şey olmanın yanında, değişebilir temayüller bütünüdür.” Hem verili olan hem de biçimlendirilebilen…

Bu açıdan muhafazakar modernliğin hayat tarzı, elde ettiği statü ve sahip olduğu sermaye açısından bakıldığında ekonomik ve bürokratik güç yanında “kültürel sermaye” güdük kalsa da yeni habituslar şeklinde tezahür ediyor…

Muhafazakar kesim yeni konumlarına özgü hayat alanları, davranış normları üretmek yerine; kimi zaman seküler modernitenin muhafazakar kopyalarından oluşan, kimi zaman içi boşlatılmış bir dindarlık gösterisine dönüşen ve kendilerinin de alışamadıkları ama sorgulama, yüzleşme cesareti gösteremedikleri yeni görüntüler sergiliyor. Bu görüntülerin “dayanıklı ama değişebilir temayüller, yapılandırıcı yapılar olarak işleme istidadına sahip yapılandırılmış yapılar” olup olmadıkları konusunda kesin yargıya varmak için çok erken…

Ancak dindarlığın yaygınlaştığı görüntüsüne karşılık dini hayatın ne kadar temsil edildiği, daha doğrusu dini düşüncenin yeni hayatlarda ne kadar belirleyici olduğu, verili durumun şekillenmesinde dinin ne kadar referans olarak kabul edildiği tartışmalıdır. İslami kaygılarla girilen iktidar ve statü mücadelesinden sonra gelinen noktada dinin ne kadar referans alındığı sorusu ile ciddi olarak yüzleşilmedi henüz. Mesela paylaşma, komşusu aç yatarken tok uyumama bilinci ile yetişen insanlar, yeni sitelerde sürdürdükleri steril hayatları benimsemekte zorlanmazlarken aç komşu ile yüzleşmek gibi bir vicdan azabından kurtulmuş oluyorlar.

“Steril hayatlar”ın sergilediği dayanılmaz çelişki bir yana daha yaygın alt kesimleri farklı, modern hayata adapte edici içeriği boşaltılmış dindarlık etkinlikleri, dini olmaktan çok sosyolojik habituslarla açıklanabilecek dönüştürücü yapılandırmalar olarak karşımıza çıkıyor…

Su dolu kadehlerde sergilenen habitus özentilerinin şaşkınlıklarının nereye evrileceği sorusuna kim nasıl cevap verecektir? Daha da önemlisi bunun bir soru olarak gündeme getirilmesi, aynaya bakıp yüzleşilmesi gereken bir durum olduğunu düşünen kaç kişi vardır?!

AKİF EMRE

YAZININ TAMAMI İÇİN YENİ ŞAFAK

 

 

 

Bir cevap yazın