İslamcılık ve Sendikal Mücadele

Özellikle son zamanlarda sendikacılık ve sendikal mücadele gündemde bir hayli tartışılır hale geldi.

Sendikaların temel amacı nedir?

Sendikal mücadele hangi yöntemlerle yapılmalıdır?

Nasıl bir sivil örgütlenme gerçekleştirilmelidir?

Sendikacılığın temel stratejileri nelerdir?

STK’ların siyasi iktidar karşısında konumları ne olmalıdır, hükümetlere karşı nasıl duruş sergilemelidirler? vb. konular ve sorunlar kamuoyunu önemli ölçüde meşgul etti.

Elbette sendikal örgütlenme süreci ve mücadele yöntemleri her zaman tartışılır, değerlendirilir ve derin bir bakış açısıyla yorumlanabilir. Burada asıl ortaya konulması ve üzerinde yoğunlukla durulması gereken nokta; Müslümanların veya İslamcıların nasıl bir strateji izlemeleri, amaç ve ideallerini pratikte hangi usullerle icra etmeleri ve sonuçta kendilerini net bir şekilde “konumlandırmaları”, “tavizsiz duruş sergilemeleri” problematiğidir.

Konuyla ilgili önemli gördüğüm bazı hususları âcizane şöyle sıralayabilirim:

1) En başta Müslümanlar ve İslamcılar, sendikacılığın tüm teorik ve pratik niteliklerine hâkim olmak, dünyanın sosyal ve siyasi konjöktürünü, temel açmazlarını bilmek ve bunları ciddiyetle takip etmek mecburiyetindedirler. Kalkınma, ekonomik refah, iktisadi büyüme, ekonomik gelişmişlik gibi oldukça hoyrat, basit ve sığ kavramların arkasına sığınılarak “hakiki ve devrimci” bir anlamda sendikacılık yapılması imkânsızdır.

2) Küresel jandarmalığa başkaldırmayan, kapitalist söylem ve eylemlerle hesaplaşmayan, ılımlı(!) yaklaşımlarla sürekli taviz veren, sömürü düzenine karşı çıkmayan ve bunu bir hayat-memat meselesi olarak algılamayan sendikacılık veya sivil toplumculuk adam kandırmak, mağdur ve mazlum kitleleri oyalamak, “dostlar alışverişte görsün” mantığından öte bir uğraş değildir.

3) Asgari ücret köleliği, 4-C uygulamaları, çıkar sendikacılığı, TEKEL işçilerinin sefaleti, THY grevi sonrası acımasız, vicdansız ve insafsızca işten atılanlara destek vermeyen, pervasızca yapılan özelleştirme politikalarına, 2-B yağmasına “dur” demeyen, tümüyle maddi ihtiraslara dayalı HES’lere, tabiatın bozulmasına ve yok edilmesine tepki göstermeyen sendikalar acaba ne iş yaparlar, ne işe yararlar???

Hülasa mevcut yağma, baskı ve sömürü düzenine karşı ses çıkarmayan yahut göstermelik cılız eylemler sergileyen, adeta önüne süt dökülmüş kedi misali davranışları benimseyen sendikacılık(!) anlayışı, aslında tam bir zihinsel/ideolojik sapmadır, aptalca ve ahmakça davranıştır.

4) Muhafazakâr, sağcı, devletçi, iktidar yandaşı, itaatkâr, kaderci, tembel, uyuşuk, refleksleri tükenmiş, beyinleri körelmiş, zihinleri dumura uğramış yaklaşımlarla sendikal mücadele asla yürütülemez. Tam tersine İslami ve insani idealleri, beklentileri ve talepleri ön plana çıkaran; emek, alın teri ve adalet kavramlarını gündeme taşıyan; her türlü zulme ve küresel zalimlere reaksiyon gösteren; yoksulluğa, yolsuzluğa, çürümüşlüğe, yozlaşmaya ve despotluklara karşı “direnç ve direniş merkezleri” oluşturmalıyız.

5) Başörtüsü sorunu, Kürt meselesi, emeğin sömürülmesi, insanların sokak ortasında dövülmesi ve işkence yapılması, açlığa ve yoksulluğa mahkûm edilmeleri, ezilenlerin gün geçtikçe çığ gibi artması, sigortasız ve sosyal güvencesi olmayan milyonlarca insanın dramı, aile faciaları, eğitimdeki saplantılar ve ipe-sapa gelmez icraatlar sorunları tamamen içinden çıkılmaz hale getiriyor. İslamcılar, tam da burada asli görevlerini yerine getirmek, İslami reflekslerini yansıtmak ve rüştlerini ispat etmek zorundadırlar.

6) Küresel kapitalizmin dünyanın tüm yer altı ve yer üstü kaynaklarını alçakça talan etmesi, insanlığı açlığa ve çaresizliğe mahkûm etmesi, bankaların insanları iliklerine kadar sömürmesi konularında mutlaka İslami tavır sergilemeliyiz. Devlet mekanizmasının kendi düzenini ve çarklarını sarsabilecek görüş ve yaklaşımlara tahammül etmeyişi, bu örgütlenmeleri çeşitli yollarla cezalandırması ve hizaya getirmesi(!) gibi akıl almaz muamelelerle ilgili büyük çaplı politikalar ve stratejiler geliştirmeliyiz.

Özetle; adam gibi sendikacılık yapmalı, İslami/insani taleplerimizi korkusuzca dile getirmeli, tüm yerel ve küresel egemenlere karşı “net bir tutum” sergilemeli, yeryüzündeki bütün mazlumları ve mağdurları kucaklamalıyız. Aksi takdirde Müslümanlığımız ve İslamcılığımız hiç bir işe yaramayacaktır. Sadece birbirimizi kandırmaktan öte bir şey yapmayacağız, evrensel düzeyde kendimizi ifade ve ispat edebilmemiz de asla söz konusu olmayacaktır…

CEMİL ARSLAN / Platform Haber

 

 

2 comments

  • Ahmet kardeş Allah razı olsun, yazıyı yazarken konuyla ilgili yazılarından da istifade ettim, sağol eksik olma, Yüce Rabbim ayaklarımızı kaydırmasın, sabit kılsın ve bizleri sonsuza kadar kardeşler eylesin…

Bir cevap yazın