İnançları/Kültürleri Tanımlamak Devletin İşi Değildir

TBMM Başkanı Cemil Çiçek’in, meclis içinde bir Cemevi açılması talebini Diyanet İşleri Başkanlığı’nın “Alevilik İslam içinde bir oluşumdur, ayrı bir din değildir” bağlamındaki görüşünü referans göstererek reddetmesi üzerine başlayan tartışmalarda Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç ve Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ, Aleviliğin ayrı bir din olmadığı, İslam’ın bir mezhebi olduğu, ibadet yerinin de cami olduğu şeklinde açıklamalarda bulunmuşlardır.

Aleviliğin ayrı bir din/mezhep/kültür olup olmadığı, konunun ilgilileri tarafından çeşitli veçheleri ile tartışılabilecek teolojik/sosyolojik bir tartışma konusu iken, vatandaşlarına aralarında ayrım gözetmeksizin düşünce, ifade, örgütlenme, eğitim, inanç ve ibadet gibi temel insan haklarının gerektirdiği koşulları sağlamakla mükellef olan devletin, vatandaşların dini/kültürel/sosyolojik mensubiyetlerini kendine göre tanımlama, sınıflandırma, gereklerini tayin ve takdir etme hakkı yoktur.

Devlet, DİB ve MEB vasıtaları ile her türlü dini faaliyeti tekeline ve kontrolüne alarak ülkenin kahir ekseriyetine kendi münasip gördüğü dini yaşayışı dayatırken, kendilerini DİB’in üzerine bina edildiği İslam’ın sünni yorumu dışında tanımlayan kesimleri de kendi stratejik vizyonu ve çerçevesinde şekillendirmeye çalışmaktadır.

MAZLUMDER olarak hükümete, vatandaşları inançları/kültürleri bağlamında tanımlamaya ve onları inançlarını/kültürlerini nerede ve nasıl ifade edecekleri noktasında zorlamaya hakkı olmadığını, bunun açık bir insan hakkı ihlali olduğunu ve on yılı aşkın bir süredir özelde Alevi sorunları genelde ise din ve vicdan hürriyetleri bağlamında, haklara göre devleti yeniden yapılandırmak yerine devlete göre hak taleplerini şekillendirmeye çalışan politikalarının toplumsal talepleri karşılamaktan ve hakkaniyetten çok uzak olduğunu hatırlatırız.

MAZLUMDER’in çeşitli platformlarda din ve vicdan hürriyetleri bağlamında dile getirdiği tespit ve önerilerden Alevilik ile ilgili olan aşağıdaki hususları hükümete ve yeni anayasa çalışmalarına ışık tutması bakımından kamuoyuna yeniden ifade ediyoruz:

• Alevilerin talepleri, evrensel hukuk, insan hakları ve din ve vicdan özgürlüğünü güvence altına alan belge ve sözleşmelerde yer alan ilkeler çerçevesinde ele alınmalıdır.

• Diyanet İşleri Başkanlığı bu yapısı ile işlevini sürdürecekse lağvedilmelidir/kapatılmalıdır. Dini hizmetlerin koordinasyonu devletten bağımsız ve adil temsil ilkeleri ile oluşturulmuş özerk kurumlarca yapılabilir.

• Tekke ve Zaviyelerle Türbelerin Kapatılmasına ve Türbedarlıklarla Birtakım Unvanların Men Ve İlgasına Dair Kanun kaldırılarak Cem evlerine yasal statü sağlanmalıdır.

• Çeşitli kanunlarda geçen cami ve kilise gibi tanımlamalar yerine “ibadethaneler” kavramı getirilerek Cemevleri önündeki haksız engeller kaldırılmalıdır.

• Zorunlu din derslerinde Alevilik lehine yapılan değişiklikler bu dersten kaynaklanan insan hakları

ihlallerini ortadan kaldırmamaktadır. Seçmeli hale getirilen Din Kültürü derslerinin Alevilik ve aleviler içinde herhangi bir ayrımcılığa neden olmasına fırsat vermeden uygulanabileceği şartlar tesis edilmelidir.

 

MAZLUMDER Basın Bürosu

 

Bir cevap yazın