Büyük Ortadoğu’da yaklaşan savaş sesleri

Dünya ekonomisi ve siyasetindeki makro değişimlerin, Büyük Ortadoğu’daki gelişmelerin ve eski büyük güçlerin eylemlerinin (yahut eylemsizliklerinin) bölgeyi daha fazla çatışmaya itmesi kaçınılmazdır…

Makro jeopolitikten makro jeo-ekonomiye kadar pek çok faktör, bir savaşın yakın olduğuna işaret ediyor. Gücün özellikle de Asyalı liderler lehine emsalsiz bir hızla yeniden dağılımı da buna dâhildir.

Asyalı liderler

Son yirmi yıl, çifte enerji devrimine şahit oldu: Enerji sektöründe güç ve servet dağılımındaki büyük değişiklik. Bu ise genel eğilimi daha ileriye taşıdı.

Batı’nın Soğuk Savaş zaferini kutladığı 1990’larda dünya enerji kaynaklarının büyük bir çoğunluğunun kontrolünün çok-uluslu şirketlerden devletlere ve devlet şirketlerine geçtiğini fark edemedi.

2000’li yıllar geldiğinde, yeni sanayileşmiş ülkelerdeki ekonomik büyüme enerji fiyatlarını uçurdu ve dünya üretim hâsılası Rusya dâhil petrol üreticisi ülkelere kaydı. 2000’li yılların ortalarından itibaren OPEC ülkeleri yılda bir trilyon dolar kazanmaya başladılar ki bir on yıl öncesinin kat kat fazlasıdır…

Uluslararası ilişkiler tekrar uluslaşıyor. Tahmin edildiği üzere ulus-üstü kurumlar, çok-uluslular veya sivil toplum örgütleri değil egemen devletler öne geçiyor. Ancak bilginin ve ekonominin küreselleşmesi onları zayıf kılıyor ki devletler yönetim boşluğunu doldurabilecek durumda değiller.

Tuhaf bir şeyler oluyor: dünya siyasetinin yeniden ideolojikleşmesi. Yeni liderlerle rekâbeti geçici olarak kaybeden Batı, demokrasiyi [din gibi] yaymakla kalmayıp onu silahla destekliyor da. İdeolojikleşme çeşitli dini hatlar üzerinde ilerliyor özellikle de İslam dünyası ve diğer kültür ve medeniyetler arasında.

İdeolojik kafa karışıklığı bu durumu ciddi şekilde ağırlaştırıyor. Eski güçler ve onların entelektüelleri neler olup bittiğini açıklayamıyor yahut açıklamayı istemiyor; yeniler ise bunu yapmaya hazır değil veya yapacak durumda değil. Dünya ekonomisi ve siyasetinin durumu hakkındaki tartışmalara gösterişli saçmalıklar, tefrit veya düpedüz yalanlar hâkim…

Yeni bir çatışma kaçınılmazdır

Yeni bir dünya savaşı ihtimalini tahmin etmek için gerekenden daha fazlası mevcuttur. Rusya ve ABD’nin dev nükleer silah cephaneliğinin – ve yanısıra daha küçük de olsa diğerlerinin yeterince korkutucu nükleer silahlarının – yaydığı gizemli korku olmasa çoktan başlamış olurdu.

Yeni bir dünya savaşı elendiyse eğer, Hindistan-Pakistan sınırından Mağribe kadar uzanan Büyük Ortadoğu’da bir dizi büyük savaş ihtimali gözle görülür şekilde artıyor. Bahsettiğimiz ve bazı başka önşartlardan dolayı da kaçınılmaz görünüyor…

Nükleer açlığı çeken, rakibi Irak’ın Şiileşmesi ve zayıflaması sayesinde güçlenen İran, Körfez’deki geleneksel rakibi Sünni krallıkları korkutuyor. İsrail, güçlü nükleer potansiyeline ve silahlı gücüne rağmen, sorunlu fakat bir anlaşmaya da varabileceği istikrarlı rejimlerin Arap Baharıyla birlikte düşmeleri sonucunda panik halindedir. Bu rejimlerin yerini teker teker daha az istikrarlı, kamuoyu kanaati – dolayısıyla da İsrail karşıtı hissiyata – mâruz yönetimler alıyor…

Ortadoğu’nun savunmasızlığı

Geçen on yıl boyunca milyarlarca petro-doları emen Körfez’deki köktenci Sünni krallıklar mâli güçlerini siyasi nüfuza tahvil etmeye başladılar. Ortadoğu’daki laik ve/veya Şii devletlere hücum başlattılar. Başlıca hedefleri ise müeyyidelere rağmen güçlenen ve nükleer güce sahip olduğu takdirde daha da güçlü olacak olan İran.

Bu laik ülkeler, toplumlarındaki eşitsizlikten, yarı aç kitlelerin varlığından ve yolsuzluğa battıklarından dolayı son derece savunmasızlar. Arap Baharı ayaklanmalarının ardında Arapların sahip olmadığı –çokça övülen – sosyal ağlar değil Katar ve Suud parası ve de Katar’ın El Cezire’si vardır…

Bu coğrafyanın önemli bir parçası da Afganistan’dır. Bu ülkedeki bir diğer dış gücün savaşı kaybetmiş olması – Afgan aşiretleri kendileriyle meşgul olsun ve sorunlarını dışarıya yansıtmasınlar diye birbirlerine karşı kullanılmadığı takdirde – Afganistan’ı daha tehlikeli bir istikrarsızlık ihracatçısı kılmaktadır… 

Büyük savaş veya Büyük Ortadoğu’da bir dizi savaş ihtimalini artıran bir diğer etkene geldik: Batının rolü. Arap Devrimlerinin arkasında Batının elini göremiyorum zira bu el ne Mısır’da ne de Tunus’ta görülebiliyor. Batılı siyasetçiler sadece neticeleri tekellerine alıyor, jeopolitik zayıflıklarını böylelikle tazmin etmeye çalışıyorlar.

Ancak Batı yer yer olumsuz rol oynuyor. Batının girdiği sistemik kriz, dikkat dağıtmak amacıyla Batı dışında taktik manevralara zorluyor onu. Şu an ki uluslararası rekâbeti kaybetmekte olan Avrupalı siyasi ve entelektüel seçkinler demokrasi teşvikini daha ateşli şekilde savunmaya başladılar hatta ki orta vadeli çıkarlarına aykırıyken. Bu makaleyi okuyan Rus okurlar Gorbaçov zamanındaki “daha fazla sosyalizm!” sloganlarını hatırlayacaklardır.

Fakat demokrasi ölüyor değil. Aksine, yükselişte. Bilgi şeffaflığı, ulus ve halklara emsalsiz ve artan bir hürriyet bahşetti. Mesele şu ki demokrasinin yükselişi modern demokrasinin beşiği olan Avrupa ve ABD’nin konumunu pekiştirmekle öyle sanıldığı gibi örtüşmüyor artık…

Güney yanıyor

Bölge, nesnel durum ve dış faktörlerden dolayı derin bir istikrarsızlık hattını geçmiş bulunuyor. İçin için yanıyor: Hindistan, Pakistan, Afganistan, nükleer yolunda ilerleyen İran, gülme krizleri içerisinde kıvranan Irak; Suriye, Lübnan, düşmanlarla çevrili İsrail; Mısır, Tunus, parçalara ayrılan Libya…

Bir şey açık: Büyük Ortadoğu’nun derin bir istikrarsızlığa düşmesi sadece siyasette yapısal değişimleri değil ekonomik davranış değişikliğini de isteyecektir.

Sergey Karaganov

ANALİZİN TAMAMI İÇİN DÜNYA BÜLTENİ

 

 

Bir cevap yazın